d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

KARANLIK ODA
Ferhat Ünlü
FERHAT ÜNLÜ
ferhatunlu@
yahoo.com

Akıl çelen masallar

Ey zaman! Hâlâ öğretemedin ya şu insanlığa seninle aşık atılamayacağını, ona yanarım. Şimdiyi anlamak bir yana geçmişi okumaktan aciz akıllar, gelecek masalları anlattılar yüzyıllar boyunca. Çoğumuz inandık, inanmayan azınlığı da susturduk. Çoğunluktan yüz buldukça şımardılar. Giderek daha da 'fütursuz'laştılar, ama biricik geçim kaynağı haline getirdikleri 'future'la [1] sahte bağlarını koparmadılar. Ne semiyolojik bir karşıtlık...

Anlattıkları hep kötü masallardı, felaket senaryolarıydı yazdıkları. Toz pembe mutluluk sahnelerini çoğunluğun 'saf' hayal gücüne bıraktılar. 'İyi' şeylerden bahsederek dikkat çekemeyeceklerini, piyasa ilgisine 'mazhar olamayacaklarını' biliyorlardı çünkü. Aynı terminolojiyle konuşuyorlardı. Lügatlarından 'savaş', 'doğal afet', 'kıyamet' gibi kelimeleri çıkarınca ekmeksiz kalacak kadar dil yoksunuydular.

Siz hiç, 'İnsanlık gelecekte kendi yaşam süresini ve dünyanın ömrünü uzatan formüller bulacak' diyen 'gelecek habercileri' gördünüz mü? Diyemezlerdi, çünkü faydacılıklarını iki ayrı uçtan tehdit eden bir tehlikenin önünü açardı böylesi kehânetler. Birincisi, yegâne malzeme haline getirdikleri kutsal metinlerle araları bozulurdu.

İkincisi, insanın 'olumluluk' fikrini kendine yaklaştırdıkça onu değersizleştirdiğini sezmişlerdi. Ve insanın 'olumsuz' olanla ilişkisi daha karmaşık, daha ilgi çekiciydi. Evet kurnazdılar, 'bekareti' bozan şeyin yalnızca ve yalnızca 'kötülük imgesi' olduğunu biliyorlardı. El attıkları alan da (gelecek) bütünüyle bakir bir şeydi. Öyleyse ancak patlayan demir yığınları, kabaran okyanuslar ve ateş topları yırtıp atabilirdi 'bilinemez kutsalın zarını.'

Ey insan aklı! Ne kadar da yüzsüzsün. Yanılmak, sadece zamanın unutturucu etkisine sığındığın bir başka yanılgı kapısına mı sürüklüyor seni? Belleği zayıf bizler unuturuz senin yanlışlarını nasılsa değil mi? Hayır, aptal değilsin. Her şeyin farkındasın. Unutkan belleklerimize güvenip yenildikçe güreşe doymayan pehlivanlar gibi yeniden, yeniden çıkıyorsun meydana.

Tarih, Nostradamus ve onun gibileri defalarca rezil etmiş. Ama kimilerimiz, belki de çoğunluk, hâlâ onlardan bahsedebiliyor. Yeni gelenlere de kucak açıyor o bazılarımız. İşte  Türkiye... Kafası karışık şövalye ruhlu insanların çeşnili coğrafyası... Efsunlu 'anal'itik zihinlerin yeşerdiği uçsuz bucaksız ovaların, engin yaylaların, sarp dağların ülkesi... En küçük becerilerini bile maddi-manevi çıkara tahvil etmenin uğraşını veren 'şark kurnazlarının' yuvası.

Heyhat! Ne zaman, davranırken silik olmayı bırakıp da düşünürken temkinli olmayı seçeceğiz? Ne zaman çözümleyici düşünceyle ucuz komployu birbirine karıştırmaktan; şüpheciliği paranoyaya dönüştürmekten vazgeçeceğiz? Allah bilir...

Şimdilerde uzun kıvırcık saçlı, soluk yüzlü, ifadesiz gülüşlü genç bir arkadaşı ekranlarda yeniden sıkça görmeye başladık. Adı Ömer 'Çelakıl'. Pek çoğunuz en azından ismini duymuşsunuzdur. 'Kuran-ı Kerim'in Şifresi' adlı kitabın yazarı.

Tıp Fakültesi öğrencisi bu arkadaş, matematik dehasını (!) Kuran-ı Kerim'deki ayetler üzerinde kullanarak geleceğe ilişkin tehlikeli imalar içeren savlar ortaya atıyor. Kimilerinin aklını da çeldi söyledikleriyle. Adıyla müsemma...

Çelakıl'ın matematiksel hesaplarını değerlendirmek matematikçilerin işi. Benim kafam işin yalnızca metodolojik tarafıyla ilgili bir şeyler söyleyebilir. Çelakıl, ayetlerden yola çıkarak rakamlara ulaşıyor. Somuttan soyuta doğru evrilen tümevarımsal bir izlek olarak değerlendirilebilir bu. Eldeki verilerden (kelime, kelime toplamı sayısı gibi) yola çıkarak soyut gerçeğe ulaşma metodu. Buraya kadar bir her şey normal. Çelakıl da, doğal olarak bu aşamaya kadar pek iddialı görünmüyor. 'Bahse konu ayetteki kelimeler şu sayıya karşılık gelir' yargısından öteye gitmeyen ve matematiksel kesinliği bulunan bir nokta bu. (19 sayısının bulunması gibi.)

Ancak Çelakıl, Türkiye insanının düşünce yapısıyla pek de uyuşacak bir biçimde (ve muhtemelen bu düşünce yapısını kullanmaya yönelik alt bilinçle) soyuttan (rakamlardan) tekrar somuta (olaylara, hem de gerçekleşmediği için henüz somutluk kazanmamış muhtemel olaylara) dönüyor.

Bizdeki genel düşünce izleğinin somuttan soyuta değil, soyuttan somuta yönelik olduğunu sanıyorum. Daha başlangıçta tümdengelimi, tümevarıma tercih etmek bu. Genel bir doğruyu olaylara uygulamak 'şark kurnazlığının' bir itkisi olmalı. Bilginin hayatta kullanılması gerektiği fikrini yalnızca bir ucundan tutuyoruz ve gözümüzü açar açmaz somut bir kazanca dönüşecek bilgi kırıntıları arıyoruz çevremizde.

Yaşamın her alanında bir olayın nedenlerini tespit etmeden önce sonuçlarıyla ilgileniyoruz. Sonuçlardan ipucu çıkarmak için çırpınıyoruz, ilk aşamada ipuçlarından sonuca ulaşma gibi daha mantıklı bir seçenek varken. Resmen Sherlock Holmes'luğa oynuyoruz yani.

Holmes'u yakından tanıyanlar bilirler, tümdengelim onun başat yöntemidir. Bu yöntemi uygulamakta oldukça ustadır. Kesinlikle yanılmaz.

Fakat Holmes bir insan olarak tasarlanmamıştır. Aksine insana dair bütün zaaflardan uzak, yalnızca düşünerek doğruyu bulan ve giderek tanrılığa oynayan (!) egemen bir tiptir. Yanılmayan aklı 'İngiliz kendini beğenmişliğini', sonunda hep galip gelen kudreti de 'İngiliz hegemonyacılığını' yansıtır. O dönemde giderek zayıflayan Britanya İmparatorluğu'nun tanrısıdır Holmes.

İşte biz de -bir yazın kişisinin iddialılığıyla- acizken güçlüyü oynamanın uğraşını veriyor, egemen olmaya çalışıyoruz çevremize. Başkalarına söz dinletemedikçe değersizleştirdiğimiz yakınlarımızı etkilemek için savaşıyoruz. Evrensel olamadıkça kendimize ait olandan hıncımızı çıkarıyoruz. 'Başka'larının da yer aldığı hayatın içinde sürekli yenilip evine geldikçe karısına, çocuklarına kan kusan koca gibi bedeli 'yakın olana' ödetiyoruz.

Kimileri Çelakıl'ı iyi niyetli buluyor. Onun samimi olduğunu düşünüyor. İş saklı gerçekleri aydınlatmaya gelince sonuçları önceden görenler, Çelakıl'ın yalnızca niyetiyle ilgileniyor. Kargaşa ortamında en önemli noktalar ıskalanıyor. Olması muhtemel olayları Kuran ayetlerine dayanarak açıklayacak kadar gelecekle empati (!) kurmuş birinin, söylediklerinin nasıl yorumlanacağını, nerelere varacağını da önceden kestirmesi gerektiğinden hiç söz edilmiyor.

Çelakıl'ın iyi niyetinden bahsedenler, tek başına iyi niyetin kötülüğü önleyemeyeceğini göremiyorlar mı? Bazen kendi iyiliğimiz adına, mutluluk denilen o yakalanamaz gölgeyi kovalarken -hiç istemeden de olsa- başkalarına zarar verebileceğimizi düşünemiyorlar mı?

Kötülüğün sırf 'kavramın hakkı verilsin diye' yapılmadığını; kötülük dediğimiz şeyin, kendi iyiliği için her şeyi mubah sayan o zavallı hükmün sonucu olduğunu anlayamıyorlar mı?

Dışarıda yenilince evdeki karısından hıncını alan adamın da kötü niyeti yok. O sadece içinde fokurdayan yanardağın lavlarını birinin üstüne 'boşaltmak' istiyor. Haydi, öldürelim öyleyse birbirimizi.  

Çelakıl, niyeti ne olursa olsun insanlara kötülük ediyor. İler tutar yanı olmayan 'prediction'larla [2] zaten karışık olan kafaları iyice bulandırıyor. Ne adına? Kim bilir belki de yalnızca 'kendisinin de söyleyecek bir şeyi olduğunu düşündüğü için', giderek 'kendini göstermek' için. Son tahlilde yine bir 'mutluluk' arayışı yani. Aynı kadim hikâye.

Ey zaman! Hâlâ öğretemedin ya şu insanlığa seninle aşık atılamayacağını, ona yanarım. Hadi, yeniden haykır onlara yanıldıklarını. Felaket masalı dinleyenleri yeniden uyar. Yeniden fısılda masalları anlatanların kulağına, yalan söylediklerini, yanlış konuştuklarını.

Ey akıl! Hâlâ şansın var. Yeniden bak aynaya. İhtiyar bir adamın yüzünde solgun bir çocuk gülüşüdür göreceğin. Beğenmedin mi? Öyleyse dön yatağına ve o rüyayı gör yeniden. Ölümün kardeşinin anlattığı masalları dinle, bir kez daha kanmak istiyorsan. Bilirim, hemen yanı başındakini görmeden uzaklara bakmak insanlığına özgüdür senin.

Bu kez, uzaklara bakmadan önce kendine bir bak. Sessiz ruhunun ortasından geç bir hayalet gibi ve titreyen kemiklerini ısıt, ay ışığının halesinde. Hani diyor ya:

“Ey ruhum! Bırak da içinde olayım şimdi
Dünyaya bir de benim gözlerimden bak
Yaptığın şeyleri gör
Her şey parıldıyor.” [3]


[1] Gelecek.
[2] Önceden haber verme
[3] Yönetmen Terrence Mallick'in James Jones'un romanından uyarladığı The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) adlı filmden bir monolog. Orijinali şöyledir:
"O, my soul! Let me be in you now
Look out through my eyes
Look out at the things you made
All things shining."

4 Aralık 2003

• Yazarın diğer yazıları...

Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Sırtüstü yatan ölü askerler
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam - 2
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam
Çuvaldızla intihar
Mucizenin ucundaki gerçek
Zaman tüneli
Düşler, Anılar ve 'Uykuda Çocuk Ölümleri'
Korku
Şiddet ve bıyıklar
Akıl çelen masallar
Modern büyünün gölgesinde
Uzmanlığın ihaneti
Dil kompleksi
'Öteki'lerin iktidarı
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Dil idealizmi ve diyalektik cambazlık
İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'
Suç labirenti
Post-modern polisiye ve Okültizm
Seri, zirve, cinayet, ölüm
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
Sadakatsizler ve kahramanlar
Yazının İktidarı
Deliler ve "Hypochondriac"lar
Ayın karanlık yüzü
Krallar ve köleler
İhanet
Dünya erkeklerini kullanma günü
İktidar
İntihar eden gençliğe hitabe

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Düşünüyorum, o halde varım! - Descartes

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby