| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Akıl çelen masallar
Ey zaman!
Hâlâ öğretemedin ya şu insanlığa seninle aşık
atılamayacağını, ona yanarım. Şimdiyi anlamak bir yana geçmişi okumaktan aciz
akıllar, gelecek masalları anlattılar yüzyıllar boyunca. Çoğumuz inandık,
inanmayan azınlığı da susturduk. Çoğunluktan yüz buldukça şımardılar. Giderek
daha da 'fütursuz'laştılar, ama biricik geçim kaynağı
haline getirdikleri 'future'la [1] sahte
bağlarını koparmadılar. Ne semiyolojik bir
karşıtlık... Anlattıkları
hep kötü masallardı, felaket senaryolarıydı yazdıkları. Toz pembe mutluluk
sahnelerini çoğunluğun 'saf' hayal gücüne bıraktılar. 'İyi' şeylerden
bahsederek dikkat çekemeyeceklerini, piyasa ilgisine 'mazhar
olamayacaklarını' biliyorlardı çünkü. Aynı terminolojiyle konuşuyorlardı. Lügatlarından 'savaş', 'doğal afet', 'kıyamet' gibi
kelimeleri çıkarınca ekmeksiz kalacak kadar dil yoksunuydular. Siz hiç,
'İnsanlık gelecekte kendi yaşam süresini ve dünyanın ömrünü uzatan formüller
bulacak' diyen 'gelecek habercileri' gördünüz mü? Diyemezlerdi, çünkü faydacılıklarını
iki ayrı uçtan tehdit eden bir tehlikenin önünü açardı böylesi kehânetler.
Birincisi, yegâne malzeme haline getirdikleri kutsal metinlerle araları
bozulurdu. İkincisi,
insanın 'olumluluk' fikrini kendine yaklaştırdıkça onu değersizleştirdiğini
sezmişlerdi. Ve insanın 'olumsuz' olanla ilişkisi daha karmaşık, daha ilgi
çekiciydi. Evet kurnazdılar, 'bekareti' bozan şeyin yalnızca ve yalnızca
'kötülük imgesi' olduğunu biliyorlardı. El attıkları alan da (gelecek)
bütünüyle bakir bir şeydi. Öyleyse ancak patlayan demir yığınları, kabaran
okyanuslar ve ateş topları yırtıp atabilirdi 'bilinemez kutsalın zarını.' Ey insan
aklı! Ne kadar da yüzsüzsün. Yanılmak, sadece zamanın unutturucu etkisine
sığındığın bir başka yanılgı kapısına mı sürüklüyor seni? Belleği zayıf bizler
unuturuz senin yanlışlarını nasılsa değil mi? Hayır, aptal değilsin. Her şeyin
farkındasın. Unutkan belleklerimize güvenip yenildikçe güreşe doymayan
pehlivanlar gibi yeniden, yeniden çıkıyorsun meydana. Tarih,
Nostradamus ve onun gibileri defalarca rezil etmiş. Ama kimilerimiz, belki de
çoğunluk, hâlâ onlardan bahsedebiliyor. Yeni gelenlere de kucak açıyor o
bazılarımız. İşte Türkiye... Kafası
karışık şövalye ruhlu insanların çeşnili coğrafyası... Efsunlu 'anal'itik zihinlerin yeşerdiği uçsuz bucaksız ovaların,
engin yaylaların, sarp dağların ülkesi... En küçük becerilerini bile
maddi-manevi çıkara tahvil etmenin uğraşını veren 'şark kurnazlarının' yuvası. Heyhat! Ne
zaman, davranırken silik olmayı bırakıp da düşünürken temkinli olmayı
seçeceğiz? Ne zaman çözümleyici düşünceyle ucuz komployu birbirine
karıştırmaktan; şüpheciliği paranoyaya dönüştürmekten vazgeçeceğiz? Allah
bilir... Şimdilerde
uzun kıvırcık saçlı, soluk yüzlü, ifadesiz gülüşlü genç bir arkadaşı ekranlarda
yeniden sıkça görmeye başladık. Adı Ömer 'Çelakıl'.
Pek çoğunuz en azından ismini duymuşsunuzdur. 'Kuran-ı Kerim'in Şifresi' adlı
kitabın yazarı. Tıp
Fakültesi öğrencisi bu arkadaş, matematik dehasını (!) Kuran-ı Kerim'deki
ayetler üzerinde kullanarak geleceğe ilişkin tehlikeli imalar içeren savlar
ortaya atıyor. Kimilerinin aklını da çeldi söyledikleriyle. Adıyla müsemma... Çelakıl'ın
matematiksel hesaplarını değerlendirmek matematikçilerin işi. Benim kafam işin
yalnızca metodolojik tarafıyla ilgili bir şeyler söyleyebilir. Çelakıl, ayetlerden yola çıkarak rakamlara ulaşıyor.
Somuttan soyuta doğru evrilen tümevarımsal bir izlek olarak değerlendirilebilir bu. Eldeki verilerden
(kelime, kelime toplamı sayısı gibi) yola çıkarak soyut gerçeğe ulaşma metodu.
Buraya kadar bir her şey normal. Çelakıl da, doğal
olarak bu aşamaya kadar pek iddialı görünmüyor. 'Bahse konu ayetteki kelimeler
şu sayıya karşılık gelir' yargısından öteye gitmeyen ve matematiksel kesinliği
bulunan bir nokta bu. (19 sayısının bulunması gibi.) Ancak Çelakıl, Türkiye insanının düşünce yapısıyla pek de
uyuşacak bir biçimde (ve muhtemelen bu düşünce yapısını kullanmaya yönelik alt
bilinçle) soyuttan (rakamlardan) tekrar somuta (olaylara, hem de
gerçekleşmediği için henüz somutluk kazanmamış muhtemel olaylara) dönüyor. Bizdeki
genel düşünce izleğinin somuttan soyuta değil,
soyuttan somuta yönelik olduğunu sanıyorum. Daha başlangıçta tümdengelimi,
tümevarıma tercih etmek bu. Genel bir doğruyu olaylara uygulamak 'şark
kurnazlığının' bir itkisi olmalı. Bilginin hayatta kullanılması gerektiği
fikrini yalnızca bir ucundan tutuyoruz ve gözümüzü açar açmaz somut bir kazanca
dönüşecek bilgi kırıntıları arıyoruz çevremizde. Yaşamın her
alanında bir olayın nedenlerini tespit etmeden önce sonuçlarıyla ilgileniyoruz.
Sonuçlardan ipucu çıkarmak için çırpınıyoruz, ilk aşamada ipuçlarından sonuca
ulaşma gibi daha mantıklı bir seçenek varken. Resmen Sherlock
Holmes'luğa oynuyoruz yani. Holmes'u
yakından tanıyanlar bilirler, tümdengelim onun başat yöntemidir. Bu yöntemi
uygulamakta oldukça ustadır. Kesinlikle yanılmaz. Fakat Holmes bir insan olarak tasarlanmamıştır. Aksine insana
dair bütün zaaflardan uzak, yalnızca düşünerek doğruyu bulan ve giderek
tanrılığa oynayan (!) egemen bir tiptir. Yanılmayan aklı 'İngiliz kendini
beğenmişliğini', sonunda hep galip gelen kudreti de 'İngiliz hegemonyacılığını'
yansıtır. O dönemde giderek zayıflayan Britanya İmparatorluğu'nun tanrısıdır Holmes. İşte biz de
-bir yazın kişisinin iddialılığıyla- acizken güçlüyü oynamanın uğraşını
veriyor, egemen olmaya çalışıyoruz çevremize. Başkalarına söz dinletemedikçe
değersizleştirdiğimiz yakınlarımızı etkilemek için savaşıyoruz. Evrensel
olamadıkça kendimize ait olandan hıncımızı çıkarıyoruz. 'Başka'larının da yer
aldığı hayatın içinde sürekli yenilip evine geldikçe karısına, çocuklarına kan
kusan koca gibi bedeli 'yakın olana' ödetiyoruz. Kimileri Çelakıl'ı iyi niyetli buluyor. Onun samimi olduğunu
düşünüyor. İş saklı gerçekleri aydınlatmaya gelince sonuçları önceden görenler,
Çelakıl'ın yalnızca niyetiyle ilgileniyor. Kargaşa
ortamında en önemli noktalar ıskalanıyor. Olması muhtemel olayları Kuran
ayetlerine dayanarak açıklayacak kadar gelecekle empati
(!) kurmuş birinin, söylediklerinin nasıl yorumlanacağını, nerelere varacağını
da önceden kestirmesi gerektiğinden hiç söz edilmiyor. Çelakıl'ın
iyi niyetinden bahsedenler, tek başına iyi niyetin kötülüğü önleyemeyeceğini
göremiyorlar mı? Bazen kendi iyiliğimiz adına, mutluluk denilen o yakalanamaz
gölgeyi kovalarken -hiç istemeden de olsa- başkalarına zarar verebileceğimizi
düşünemiyorlar mı? Kötülüğün
sırf 'kavramın hakkı verilsin diye' yapılmadığını; kötülük dediğimiz şeyin,
kendi iyiliği için her şeyi mubah sayan o zavallı hükmün sonucu olduğunu
anlayamıyorlar mı? Dışarıda
yenilince evdeki karısından hıncını alan adamın da kötü niyeti yok. O sadece
içinde fokurdayan yanardağın lavlarını birinin üstüne 'boşaltmak' istiyor.
Haydi, öldürelim öyleyse birbirimizi. Çelakıl,
niyeti ne olursa olsun insanlara kötülük ediyor. İler tutar yanı olmayan 'prediction'larla [2] zaten
karışık olan kafaları iyice bulandırıyor. Ne adına? Kim bilir belki de yalnızca
'kendisinin de söyleyecek bir şeyi olduğunu düşündüğü için', giderek 'kendini
göstermek' için. Son tahlilde yine bir 'mutluluk' arayışı yani. Aynı kadim
hikâye. Ey zaman!
Hâlâ öğretemedin ya şu insanlığa seninle aşık
atılamayacağını, ona yanarım. Hadi, yeniden haykır onlara yanıldıklarını.
Felaket masalı dinleyenleri yeniden uyar. Yeniden fısılda masalları
anlatanların kulağına, yalan söylediklerini, yanlış konuştuklarını. Ey akıl!
Hâlâ şansın var. Yeniden bak aynaya. İhtiyar bir adamın yüzünde solgun bir
çocuk gülüşüdür göreceğin. Beğenmedin mi? Öyleyse dön yatağına ve o rüyayı gör
yeniden. Ölümün kardeşinin anlattığı masalları dinle, bir kez daha kanmak
istiyorsan. Bilirim, hemen yanı başındakini görmeden uzaklara bakmak
insanlığına özgüdür senin. Bu kez,
uzaklara bakmadan önce kendine bir bak. Sessiz ruhunun ortasından geç bir
hayalet gibi ve titreyen kemiklerini ısıt, ay ışığının halesinde. Hani diyor ya: “Ey ruhum!
Bırak da içinde olayım şimdi [1] Gelecek. 4 Aralık 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|