| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Talihsiz yerler vardır. Gezginlerin hoyrat adımlarıyla ezip geçtiği... Ya da en iyimser ihtimalle bir otobüs ya da tren yolcusunun sadece mola mekanı olarak seçtiği...
Anısı yoktur böyle yerlerin yolcu için. Sadece geçiş anlarında zihnin duvarına şöyle bir çarpar, sonra gerisin geriye, konaklayabilecek bir yer bulmak üzere çekilirler.
Tıpkı yolcular gibi onların da yeri yurdu yoktur. Ama gerçek anlamda bir yere ait olmamak, seyahat edenlerin yaptığı gibi bilinçli bir tercih değildir onlar için. Daha çok nesnel iradenin, yazgının onlara oynadığı kötü bir oyundur.
Son on beş gündür yollardayım. Önce İstanbul'dan başlayan ve Ege Bölgesi'nin birkaç kentine uzanan küçük bir tur, ardından İstanbul'a dönüş. İki gün ara verdikten sonra yeniden, bu kez daha uzaklara bir karayolu seyahati ile başlayan -aslında sonuna kadar da öyle devam eden- bir gezi: İstanbul'dan Silopi'ye 30 saatlik bir yolculuk. Sonra Kuzey Irak'ta muhaliflerin toplantısını izlemek üzere görevlendirilmiş gazetecilerle birlikte Habur'dan Zaho'ya geçiş ve kötü hava koşullarından dolayı Erbil'e doğru 24 saat süren bir başka otobüs yolculuğu... Dönüşü siz düşünün.
İstanbul'dan İzmir'e giderken Susurluk'ta konakladık. Susurluk'un Türkiye yakın tarihinde olduğu kadar benim kişisel bilgi arşivimde de özel bir yeri vardır. Susurluk üzerine bir dönem sık sık yazıp çizmiş biri olarak... Ve yazının başında yaptığım ayrıma göre tam da, mekan tutmaz gezginlerin ya da otobüs, tren yolcularının mola verdiği talihsiz yerlerden biridir Susurluk. Bir mola mekanıyken ansızın meydana gelen bir kazadan ötürü kötü üne kavuşan şirin kasaba...
Tarihin, kendi yönünü değiştirecek kişiliklerle ilgili seçimi ne kadar adaletsizse, bu değişimin gerçekleşeceği mekanları belirleyişi de o kadar adaletsiz diye düşündüm Susurluk'tan geçerken. Öyle ki, değişim mekanının başka bütün ayırt edici niteliklerinin yadsınması ve yalnızca değişimin etkin nesnesi olan kıvılcımın parladığı yer olarak saptanması esasına dayanıyor bütün öykü. Yangın yeri buluyor yani tarih bizlere ve biz; bizleri değiştiren yangını kutsarken, yerini yakıp yıkıyor, küller içinde bırakıyor ve sonra da terkediyoruz.
Kazadan önce pek çok insan için Türkiye'nin Batısı'nda kendi halinde, mütevazi bir ilçe görüntüsü veren Susurluk, kazadan sonra öte dünyaya geçişimizin zavallı nesnesi olan bir kıyamet mekanına dönüştü sanki. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, Türkiye değişecekti. O günden bu yana birkaç aktör dışında neyin değiştiği başka bir tartışmanın konusu olarak dururken, geriye dönüp baktıkça belki de Kasım 1996'dan bu yana en çok değişen şeyin Susurluk ilçesinin kendisi olduğuna daha çok inandırıyorum kendimi. Yakılıp yıkılmış bir şirin kasaba... Etrafta kimsecikler, dikkatli ve sorgulayan gözler yokken daha mutluydu Susurluk ve halkı şüphesiz.
Tıpkı Irak ve halkının, savaş çığırtkanlıklarının başlamasından önce, hiç olmazsa şimdikinden daha mutlu olmaları gibi. 'Ne talihsiz yer şu Irak' diye düşünüyorum bugünlerde. Puslu bulutlar dolaşıyor Irak halkının tepesinde. Bağdat'ta 24 yıldır oturan diktatörleri; silah zoruyla ve çeşitli espiyonaj manevralarıyla devrilecek. Yerine Batı'nın güdümünde yeni bir iktidar öznesi, özneleri konulacak. Tikel iradeden yoksun özne ya da özneler...
Bir başka kıtadan, dünyanın uzak köşelerinden kirli bir el uzanıyor Irak'ın üstüne; gri, donuk, bunaltıcı bir bulut gibi... Charles Baudelaire'nin deyimiyle '18. yüzyılın devasa kolonilerinin birleşik ülkesi', United States of America'nın kirli eli bu. United (birleşik) bir Irak kurma söylemiyle geliyor Irak'a. Ama yıkacak, yakacak, parçalayacak. Ve gitse de, gitmese de kirli yangınının küllerini bırakacak ardında.
Amerika Birleşik Devletleri, pozitivizmin en çarpıtılmış, en uyarlanmış biçimiyle dünyaya hükmeden bir özdeksel bütünlükler ülkesi. Birleşikliği; siyahi ve beyazı, Uzak Doğu'lu ve Latini'yle başka diyarların insanlarını maddesel bir bütünleyicilikle bir araya getirmiş olmasından ileri geliyor. Güzel bir panayır bozması...
Demokrasinin olduğu kadar sömürgeciliğin de beşiği olan İngiliz ağabeylerinin yerleşik düzenlerini -zamanımıza uyduracak şekilde- fast-food soslarla süslemiş bir garip irade. Kendisini biçimlendiren İngiliz yapısının daha başlangıçtan itibaren hücrelerine kadar nüfuz etmesi nedeniyle bağımsızlık mücadelesini bile hükmetme ilkesi üzerinden yürüten eski adıyla koloniler birliği, şimdiki adıyla federal bir ülke. Bush'un memleketi Texas'ı, bir başka gaspçıdan -Meksikalılardan- gaspeden bir modern imparatorluk.
Sömürgelerin, savaştıkları sömürgecilerle garip bir ilişkileri vardır. Kederli ve aynı zamanda ironik bir ilişkidir bu. Bayrağı dikene kadar, babasına başkaldırır, silah sıkar ve sonra -hemen sonra- iktidara gelince savaştığı şeyin kendisine benzemeye başlarlar. ABD'nin iki yüzyıldan fazla bir süredir giderek 'İngiltere'leşmesinin ardında yatan neden de budur.
Tarih buna benzer öyle deneylerle dolu ki insan Kuzey Irak'ta seyahat ederken 'binyılların ezilen halkının devletleşme' alıştırmaları yaparken ve 'Big Brother'dan aldığı silah ve daha da önemlisi akılla Bağdat'a karşı savaşırken giderek savaştığı şeye dönüşebileceğini düşünmeden edemiyor. Demokratik, çoğulcu, federal ve azınlık haklarına saygılı bir Kürt devleti iddiası. Dünyanın en karışık yerinde, en karışık zamanlardan birinde, ABD'nin 'Demokles Kılıcı' gibi bölgede kalacağı bir ortamda, hem de daha yeni devlet kurmuşken 'Demokrasi' ideali... Biraz fazla iyimserlik değil mi? 10 Mart 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|