d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

KARANLIK ODA
Ferhat Ünlü
FERHAT ÜNLÜ
ferhatunlu@
yahoo.com

İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'

Bilgisizliğimiz çirkinleştiriyor güzellik anlayışımızı. 'Bilgi azaptır' (1) sözünü yanlış okuyup, bilinçsiz ama hoyrat bir tecavüzle yarattığımız 'Cehalet mutluluktur' lafıyla meşrulaştırıyoruz bilgisizliğimizi, çirkinleştirdiğimiz güzellik anlayışımızı ve güzelleştirdiğimiz bütün çirkinlikleri...

Ne de çirkin bakıyoruz dünyaya... Bilgisi olmayan inançlar, inancı olmayan tapınmalar yaratmışız kendimize. Öyle ki; estetik disiplininin ırzına geçercesine yakınlarda, uzaklarda, imgelerde, gerçeklikte sahte güzellikler yaratıyor ve sonra da o yalan güzelliklerin peşinden gidiyoruz. Mutlu cahillerin iğdiş edilmiş estetik yargılarının belirlediği çirkin güzelliklerin etrafında dönüyor artık hayatımız. 'Estetik' deyince akla; sanata yön veren, onu geliştiren felsefe disiplini değil, ismi lazım olmayan manken ve de sözde sanatçıların burunlarına, göğüslerine ve kalçalarına uygulanmış cerrahi müdahaleler geliyor. İstisnasız hergün televizyonlarda boy gösteriyor işte bu burun, göğüs ve kalçalar...

Sağlam bir iç yargıdan yoksun erkekler ağızlarından salyalar akarak izliyorlar bu çirkinliği; farkında olmadan bir ideolojiye dönüştürdükleri sahip olma hissi etrafında dönen küçük, acınası bir olasılık adına... Zavallı iktidar düşkünleri...

Ve bütün yargıları edilgen çatıların altında duran kadınlar da, 'Erkekler ne kadar da aptal. Bu yapay güzelliğe iştahlanan kimbilir kaç tanesi vardır şimdi. Oysa ben daha güzelim' tümcesinin özetlediği; empatiden değil, fakat ihtirastan beslenen bir özdeşlik hissiyle izliyorlar olan biteni. Zavallı iktidar düşkünlüğünün nesneleri...

İnsan en kötü, en pişman olunası kararlarını en zayıf anlarında verir. Cahil mutluluğumuzun ve mutlu cehaletimizin yaşama geçirdiği 'zaafiyet'in gölgesi altında veriyoruz biz de kararlarımızı.

Freud olanları görseydi; Einstein'in İzafiyet Teorisinin üstüne bir de 'Zaafiyet Teorisi' yaratırdı herhalde. Çocukluktan itibaren ürkütülmüş bir toplumun evlatlarının dizginleri kopardığında nasıl da 'zayıf' birer 'saldırgan' haline geldiklerinin teorisi olurdu bu.

Gerçekten de iğdiş edilmiş estetik anlayışımızın kökenine inmek için, öncelikle yargı verme yetkesinin büyüklere devredildiği bir çevrede çocukluktan itibaren nasıl yargısızlaştırıldığımızı görmek gerekiyor.

İktidarın 'baba'ya devrinin giderek kendimizi iktidarsızlaşmaya dönüştüğü radikal noktada bilgisizlik belirliyor zihnimizdeki güzellik kavramını. Böylece çirkinle güzeli ayırt edemeyen özneler haline geliyoruz.

Aslında otorite ya da iktidar devri de dinamik, oluşmakta olan birşey değil. Statik ve zaten var olan birşey. Otorite daha başlangıçtan itibaren 'başkalarında.'

Öyle ya kendimize kimlik aramaya başlar başlamaz dönemsel iktidarların pratik baskısı ya da hiç olmazsa tehditkar varlığı altında eziliyoruz. Konuşmaya başladığı andan itibaren susturulmaya çalışılan çocukluklar yaşıyoruz. En iyi ihtimalle bize sunulan şey dinlemek... Evet en demokrat ilişkilerde bile çocuk masalı anlatan anne ya da baba ve yalnızca dinleyen çocuk siluetleri ilişiyor gözümüze.

Önce ailelerimiz ve mahallelerimizin büyükleri söz dinletiyor. Sonra legallikten illegaliteye uzanan o geniş alanda binbir türlü karmaşık toplum ilişkileri geliştiriyoruz, nesnel ilişki ölçülerinden çok uzak ilişkiler... İçindeki işteş unsurların yok edildiği, aksiyomu 'tabiyet' olan, geliştirilerek oluşturulması gereken 'varlık'ları yok sayan, özün varoluştan önce geldiği (2) basit ama egemen iletişim biçimleri bunlar.

Bu tür ilişki biçimleri giderek toplumun bütün yapılarına yansıyor. Yalnızca çete gibi illegal örgütlerde değil, legal topluluklarda da görülüyor bu kalıplaşmış ilişkiler.

Aile içinde 'baba'ya yönelik bağlılık, trajik bir dil kırılmasıyla çete liderlerinin ve giderek devletin bile 'baba' olarak anılmasına yol açan bir sürecin kilometre taşlarını döşüyor. Bu gramatik bağ; yalnızca çarpık ilişkilerde değil, tarafları belli doğru düzgün ilişkilerde bile 'baba' kavramına hangi anlamı yüklediğimizi açığa vuruyor.

Sonuç olarak esasları 'baba' tarafından belirlenmiş ilkeler etrafında 'baba'nın yargısal yetkesi altında yaşıyoruz. Bireyleşemeden topluluklara dahil oluyoruz. Böylelikle ya bilgilenmeme, ya da eğer varsa edinilen bilgileri süzgeçten geçirip yargı oluşturamama gerçeğiyle karşı karşı kalıyoruz. Hem de hangi gerçekle karşı karşıya kaldığımızı bilmeksizin...

İşte yargılama yeteneği yeterince gelişmemiş çocuklardan güzelliği yanlış okuyan yeteneksiz nesiller çıkıyor. Ve sonra... Sonra bunlar; evlerinde, iş hayatlarında, televizyonlarda, sahnelerde göreceli iktidarı ellerine aldıklarında gösteriyor kendini felaket. Evinde ayaklarını koltuğa uzatıp silikonlu göğüslerin, estetikli kalçaların geçit törenini izleyen 'baba'nın yaşadığı sanal iktidarla, sulanmış ağızlarca izlendiğini bilen geçit töreninin nesnelerinin -sözde güzel göğüs ve kalçaların sahiplerinin- yaşadığı yapay güven hissi aynı şey haline geliveriyor. Saldırganla mazlumun, teşhirciyle izleyicinin, çirkinle güzelin kaşla göz arasında aynı şey oluverdiği aslında diyalektik olmayan bir karşıtlıklar arenası... Ne kötü bir yansıma...

İnsan verilmiş sanal iktidarlarla ne de kolay şımarıyor. Doğanın, yıllarca hapis yatmış ve salıverildikten sonra kırlara, denizlere koşmuş bir mahkumu şımarttığı gibi şımartıyorlar bizi. Ya da yıllarca doğru düzgün evinden dışarı çıkarılmamış, en sonunda acımayla karışık bir iyilik duygusu adına doğayla buluşturulan kadınlar gibi...

Kendini ormanlıkta çimlerin üzerine atıyor mahkum ya da kadın; kayalıklardan denize atlıyor şımarık, acınası kahkahalar eşliğinde. Oysa doğa hep oradaydı. Birileri dizginlerimizi çözünce yüzyıllardır orada duran şeyin bize kucak açtığını sanıyoruz.

İğdiş edilmiş estetik anlayışımızla Televole seviyesizliğinin iğrenç yansımalarına tabi oluyor ve tüm tartışma zeminini ortadan kaldırıyoruz. Sonra da çıkıp sakat yargımızla, "Görünmeyen bir güç gündemimize Televoleyi sokuyor. Bitirsinler artık bu rezilliği" diyoruz.

Edilgen toplumun komplocu zihniyetleri, çözümü kendi yarattığı gizli güçten bekliyor. İmgeleminin baş köşesine 'yaratıcı şey' olarak oturttuğu görünmeyen güç tarafından oluşturulduğunu savladığı şeye bağlanıp onu besliyor, varlığını meşrulaştırıyor ve talep edilmeye muktedir kılıyor. Sonra da ondan şikayet ediyor. Coğrafyası karışık bölgenin kafası karışık insanları olarak gizli ellerin bizi oynattığını söylüyor, ama gölgelerimizi izlemeye de devam ediyoruz.

Önce, 'Baba döver de, sever de' sözüyle şiddeti meşrulaştıran sonra dayaktan canı yanınca, 'Olmaz olsun böyle baba' diyen evlatlar oluyoruz böylece. Hatta aramızdan; verilen emir doğrultusunda falancayı ayağından kurşunlayan, sonra da 'Babamıza yanlış yapmıştı' söylemiyle hem kendi eylemini hem de 'baba'sını meşrulaştıranlarımız da çıkıyor.

Her iki durumda da cehaleti tercih ediyor; böylece hem aklanıyor, hem de mutlu kişilikler olarak yeniden dahil oluyoruz sürüye. Uzaklardaki yönetici koro ise, bizi anlatan hain şarkılarını söylemeye devam ediyor.

İşte bilgisizliğimiz çirkinleştiriyor güzellik anlayışımızı. 'Bilgi azaptır' sözünü yanlış bir şekilde evirerek, 'Cehalet mutluluktur' deme kolaycılığını seçiyoruz.

Ve böylece çirkinleştiriyoruz güzellik anlayışımızı.
'Etik'ten yoksun bir est'etik'e saplanıyoruz.
Bol göğüslü ve kalçalı...
'Etik'siz bir est'etik'...

..........

Dipnotlar:
1: Pascal.
2: Egzistansiyalizm'in 20. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden Jean Paul Sartre'ın Varoluş felsefesi, 'varoluşun özden önce geldiği' anafikrine dayanır. Burada 'öz', doğrunun referansı kabul edilen 'lider', 'varoluş' ise kendini oluşturmaya çalışan 'üye' kavramlarıyla benzeştirilebilir.

8 Ocak 2003

• Yazarın diğer yazıları...

Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Sırtüstü yatan ölü askerler
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam - 2
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam
Çuvaldızla intihar
Mucizenin ucundaki gerçek
Zaman tüneli
Düşler, Anılar ve 'Uykuda Çocuk Ölümleri'
Korku
Şiddet ve bıyıklar
Akıl çelen masallar
Modern büyünün gölgesinde
Uzmanlığın ihaneti
Dil kompleksi
'Öteki'lerin iktidarı
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Dil idealizmi ve diyalektik cambazlık
İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'
Suç labirenti
Post-modern polisiye ve Okültizm
Seri, zirve, cinayet, ölüm
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
Sadakatsizler ve kahramanlar
Yazının İktidarı
Deliler ve "Hypochondriac"lar
Ayın karanlık yüzü
Krallar ve köleler
İhanet
Dünya erkeklerini kullanma günü
İktidar
İntihar eden gençliğe hitabe

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Düşünüyorum, o halde varım! - Descartes

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby