| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
"Hoşçakal" der ölmekte olan adam, önüne konulan aynaya bakıp. "Artık görüşmeyeceğiz."
Karanlık gizemlidir. Keşfi ne mümkün 'giz'leri saklar ardında, içinde, 'yansı'sında.
Ve karanlık gölgede yansır. Işığın kırılmış yüzünün gerçek ifadesidir gölge. Işığın karanlık yüzünün...
Hiç gördünüz mü ışığın karanlık yüzünü? Gölgede gizlenmiş, belirsiz yüz ifadelerini, gölgede atılan gizemli adımları... Hiç baktınız mı yüzünüzün gölgede yansımış görüntüsüne, gölgenizdeki adımlarınızın sessiz yürüyüşüne?
Hep 'ulaşma amacına' konu olan ama hiçbir zaman ulaşılamayan gizil, kötücül, yansılı hedeflerin imgelemidir gölgenizdeki adımlar. Hep olmak istediğiniz ama hiçbir zaman olamadığınız kişidir gölgeniz. Gölgeniz sizden ilerdedir. Ve geridedir aynı zamanda. Sizin olmadığınız ve olmak istediğiniz bütün zaman ve mekanlardadır. Geçmişinizde ve geleceğinizdedir.
Geçmişiniz gölgelidir. Zamanın ve mekanın gölgesi düşmüştür onun üstüne.
Geleceğiniz de gölgelidir. Yaşanmış anların şimdiden uzaklığı ve yaşanmamış anların birikintisiz varlığı, gölgelerde gizlidir. Aslında hep vardır onlar, ama gölgelidir. Ancak sözlerinizin, gölgenize yansıyan dudak kıpırtılarında görebilirsiniz onları.
Paul Bowles'un The Sheltering Sky (Esirgeyen Gökyüzü) adlı romanını okurken geçmişin ve geleceğin gölgede gizli olduğunu düşündüm. Biliyorum, hemen her düşünsel üretimde, vurguyu ya da vurgular bütününü bir ayrıntıda, küçük bir sahnede aramamın bir sonucu bu. Gölgelere yansıyan küçük, gerçek bir sahne arayışının...
On yıllık evliliklerinin ardından cinsel yabancılaşma yaşayan bir çiftin erkek üyesi Port, tekbaşına bir barda içki içerken, geçmişin 'gölge'liliğine dair gizli bir tespit içeren cümleyi sarfediyor ve diyor ki;
"Since the day the first drink was served in this bar, how many moments of happiness have been lived through here? The happiness, if there still was any, existed elsewhere..." (İlk içki servisinin yapıldığı günden bu yana, kaç mutluluk anı yaşandı bu barda? Mutluluk... Eğer hala varsa, yaşıyorsa bir yerlerde.)
Port, karısıyla olan bütün bir ilişkisinin kendi bünyesinde ve giderek bireysel kimliklerinde oluşan kaostan kaçmak için Kuzey Afrika çöllerine doğru çıktıkları seyahatin asıl amacını da ağzından kaçırıyor: Varlığından kuşku duyulan, ama var olması istenen, geçmişte ya da gelecekte, yaşamın ya da zamanın herhangi bir hücresinde gizlenmiş olan mutluluğun gölgesine ulaşma...
Port ve karısı Kit'in bu arayışını her yeni yolculuktan sonra, aslında o çöllerde bir gölgeye sığınma çabası olarak algıladım. Kızgın güneşin altında karanlığı bulma çabası...
İşte bir gölge oyunu yaşadıklarımız. Hem gölgenin içinde, hem de dışında. Hem orada ayağımızın altında, hem de ulaşılmaz. Tıpkı gerçek gibi... Gerçeğin karanlığı ve gizemliliği gibi.
Pekçoğumuz gerçeği sahnelerin bütününde ararız. Port'un arayışıysa farklıydı. Köşelere saklanmış gölgelerin içinde, yine saklanmış küçük gerçek parçacıklarını teker teker bulma ve biraraya getirme çabasıydı onunki. "Ayıklayabilen kuramsal akıl, aynı zamanda bütünleme yetisine de sahip midir?" sorusundan yola çıkan bir yolculuk bu.
Çocukken aklımda, filmlerin belirli sahneleri kalırdı. Bütünü anlamazdım, anlasam bile unuturdum. Küçük ayrıntıları saklardı zihnim. Polisiyelerde, karanlık bir sorgu odasında neden yalnızca suçlu ya da suçlu adaylarının üzerine bir ışık doğrultulduğunu düşünürdüm. Bir tepe lambası... Lambanın gerçeği aydınlatacağı düşüncesi esinlerdi belki de bu yöntemi. Gerçeği çözmek zorunda olan polislerin, kendilerinden bir adım ilerde olan, gerçeğin bilgisine sahip zanlıların yüzünü aydınlatarak, onun her hareketini gözlemleyerek gerçeğe ulaşabileceklerini sanmalarının bir sonucuydu belki de.
Yıllar sonra izlediğim Usual Suspects'de (Olağan Şüpheliler) polisler farklı birşey yapmışlardı. Beş olağan şüpheliyi polis merkezinde kameranın önüne dizmiş ve her birinden "Give me the keys, you motherfucker" (Anahtarları ver, seni...) demelerini istemişti. Bu; polislerin, 'bir suç cümlesinin' telafuzu üzerinden ses tonu ve vurgu tonlarını test ederek suça en yatkın olan bireyi tespit etmelerine yönelik bir deneydi. En iyi okumayı McManus (Stephen Baldwin) yapmıştı. Suça en yatkın olanı ya da bir üst derece 'gerçek', 'asıl gerçek' McManus'tu polislere göre.
Polisiye okurları, yalnızca gerçeğin 'ne olmadığını' bilirler, 'ne olduğunu' değil. Kuşkulanırlar ama tespit yapamazlar, yapmaktan da kaçınırlar. Bu yazının diline çevirirsek; 'gölge'nin varlığını sezer, ama onun hücrelerini tanımlayamazlar. Ben de tepkisiz bir kuşkuya bürünmüştüm filmin bu sahnesinden sonra.
Ve filmin sonunu izlediğimde, beş kişinin yüzlerinin aydınlatıldığı odada bile gerçeğin gölgelendiğinden emin oldum. Gerçek, gölgede gizlenmiş Keyser Soze idi. Ve onun, Kevin Spacey'nin doğal, şeytansı oyunculuğunda hayat bulan yansıması. Pekçok eleştirmen Spacey'i bir şeytana benzetiyor. Spacey'nin, rol seçim ölçütüne dair ipuçları veren bir açıklamasına yansıyan sözler bu benzetmeyi yerinde kılıyor:
"Kompleksler üzerine kurulmuş, gölgeli alanlarda kalan rolleri seçtim hep. Küçük ayrıntıları ve zıtlıkları yansıtmaya çalışan roller, ki hayatta en çok ilgimi çeken şeyler bunlardır."
Gölgeleri seçmek, iyiliğin yanı sıra kötülüğü de lügatınıza dahil etmenizi öngerektirir. İhanet, hile, aldatma ve yalan da o lügatta istenç dışı olarak yerini alır. Gölgelerin lügatında ölçüt iyilik ya da kötülük değildir. Ölçüt hedeftir. Gölgeleri seçen hiç kimse iyiliği ya da kötülüğü kendinde bir şey olarak benimseyip yaşamına başat unsur olarak dahil etmez. İsteyerek kötülük yapmaz. 'İsteyerek kötü olunamayacağını' bilir çünkü. Spacey'nin; hem bir kahraman olarak filmlerinin iç dinamiklerinde, hem de bir oyuncu olarak sinemada başarılı olmasının ardında yatan neden budur. Kötülüğü ya da gölgelerdeki kötülüğü özellikle seçmemiştir o. Yalnızca 'gölge'leri bir bütün olarak seçmiştir ve elbette gölgelerde kötülük de vardır.
Kevin Spacey yaşıyor. Küçükken hiç yapmak istemediği yaramazlıkları yapar gibi, kötülük yapıyor bir yetişkin olarak... Tıpkı hayranı olduğu İngiliz ajan Lawrence gibi 'gölge'lerde yürüyor. Adımlarını, kendi gölgesinden önce atıyor. Ve başarının gölgeli koridorlarında yüzündeki hedonist gülümsemeyle dolaşıyor.
Port hasta... Karısı Kit, Kuzey Afrika çöllerinin köhne mekanlarında bakıyor ona şimdi.
İyi adamdı Port. Hiç iyilik yapmak istemediği halde iyi adam oldu. Ve şimdi ölmek üzere... Karısının tuttuğu aynaya bakıyor ve "Good-bye" diyor kendi suretine. "We won't be seeing each other any more."
Hoşçakal...
Artık görüşmeyeceğiz.
10 Ekim 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|