| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Yazının iktidarı
Yazıyı çaresiz bir adam buldu. Bir umarsızlığın, bir iletişim noksanlığının ateşlediği icat yeryüzünün tarihine yön vereceğini bilmeksizin yola çıktı binyıllar önce.
İnsanoğlunun o güne değin yapıp edebildiği herşeyi betimlemek gereksiniminin nesnel bir sonucuydu bu icat. Ateş nasıl yakılır, yemek nasıl pişirilir, hangi hayvan derisinden güzel elbise yapılır, çocuk yapmanın biricik yöntemi nedir, insan(oğlu) insan(kızına) neden dokunur? Dokununca ne hisseder? Heyecan, tutku, aşk, dinginlik, umursamazlık ve nefret nedir?
Yazıyı icat eden akıllı adam, kişisel tarihinin içerdiği bütün deneyimleri bir hayvan derisine kazıdı. Haftalık periyodlarla tutulmuş primitif notları içeriyordu bu yazılar. Modern zamanlar insanının günlük diye adlandırdığı şeyin ilk ilkel timsali yani.
Akıllı adam mutlu ve aynı zamanda tedirgindi. Uslanmaz hayal gücünün sınırsız doruklarında bir yenilik yaratmış ve kendini ifade etme zorunluluğunun bir sonucu olan bu yeniliği yine bu zorunluluk için kullanmıştı. Olabildiğine mutluydu, çünkü artık kendini satırlarda ifade edebiliyordu.
Ama aynı zamanda tedirgindi çünkü kutsal icadının, cinsinin kötü niyetli üyelerinin eline geçip tecavüze uğramasından, hoyratça hırpalanmasından korkuyordu.
Akıllı adam icadını yıllarca sakladı. Sonra bir kuyu kazdı güçlü elleriyle ve kişisel tarihinin bütün birikimlerini gömdü. Yalnızca birtek sahibi olan bir ölüye düzenlenmiş küçük bir cenaze töreni gibi organize etti bu gömme eylemini. Tek bir ritüel... Yaş dolu bir ayin...
Sonra ansızın kendi oldu. Ölümünün başka hoyrat ellerce yazılacağını biliyordu ölürken. Yine de kendi elleriyle yazmak isterdi ölümünü. Ama türetilmiş bir gerçek bile olsa gerçek gizlenemezdi. Ve yazı artık bir gerçekti.
Nitekim binyıllar sonra ırkdaşları gömülü olduğu yerde buldular onun yazdıklarını. Zaten yazmayı biliyorlardı akıllı adamın yazdıklarını bulduklarında.
Adamın yazdıklarını açıp okudular. Kendine "mankind" (insanoğlu) demişti adam. Yazdıklarına da "history."
Günlüğü bulanlar, yazıyı yazanın bir erkek olduğu için kendini "mankind" diye adlandırdığını ve "history" kelimesinin de "his story" ifadesinden geldiğini sezdiler.
Tarihi yalnızca bir adam yazmıştı özetle. Bir çaresizliğin yarattiği iktidardı yazının iktidarı. Kendine çaresiz diyebilme, kendini "çaresiz biri olarak" yazabilme ihtiyacının zorunlu sonucuydu. Ve çaresiz bir iktidardı.
Akıllı adamın yazdıklarını bulanlar, tarihi değiştirmek istiyorlardı. Çünkü onlar, kendi yaşamlarının iktidarını korumak, kendi yaşamlarını yönetmek yerine başka yaşamlara egemen olmayı seçmişlerdi. Başka tarihleri ve bütün bir tarihi yönetmeyi hedefliyordu onlar. Uslanmaz bir yönetme ve tahakküm arzusunun belirlenimiydi bu.
İşe akıllı adamın yazdıklarını ortadan kaldırarak değil, onun varlığını yeryüzünün dört bir tarafına duyurarak başladılar. Yazıyı yaşatarak, yaşatıp kirleterek öldüreceklerini iyi biliyorlardı.
Böylece yazmaya devam ettiler. Ve ne yazdılarsa onun tersini yaşadılar. Nefret edip aşkı yazdılar. Barışı kutsayıp savaştılar. Ölümü yazıp hep yaşamak istediler. Gerçekte bir türlü anlamadıkları kadınları anlıyormuş gibi yaptılar. İnanmadıkları halde "biz inanıyoruz" dediler. Oysa hepsi yalandı ve yalan, yazının büyüsü altında gizlenebildiği ölcüde onu iktidarsızlastıracaktı da...
Yazı binyıllar boyu güç kaybetti ve bugünlere geldi. O artık inşası onyıllar süren bir şatoyu üç kelimeyle betimleyebilen bir güç timsali değil, iktidarını yitirmiş bir erkekti.
Kendi icadı olan bir sihri bozmuştu insanoğlu. Binyıllar boyu doğan güneş aynı güneşti ama artık onu anlatacak kelime kalmamıştı adından başka.
Aynı sabaha aynı yüzle uyanıyordu insanoğlu. Ve yüzü gösteren su birikintileri ya da aynalar saydamlıklarını hala koruyorlardı. Yine de başka bir yüzdü görülen. Utanç dolu bir yüz...
Aynı gökyüzüydü hiçbir zaman dokunulmayan ama dokunulmadan kirletilen. Aynı ölümleri yaşıyordu insanoğlu, ama çürük tabutlar taşıyordu artık cenazeleri. Cenaze törenleri kalabalıklaşmıştı ama "gerçek yas" değildi tutulan, "saf gözyaşı" değildi dökülen.
Tarih yaşanmış ve yazılmıştı.
17 Temmuz 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|