d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

KARANLIK ODA
Ferhat Ünlü
FERHAT ÜNLÜ
ferhatunlu@
yahoo.com

Ayın karanlık yüzü

Dün akşam ay tuhaf bir renge bürünmüştü. Tanımlamakta zorluk çektiğim, mat, ruhsuz ya da daha doğrusu acımasız ruhlu bir renk... Yeni bir renk... Yeni bir tur...

Yenilikten korkmam. Renklerden ve türlerden de... Belki hayata en fazla dair olan şeyler oldukları için... Yeni deneyimler edinir ve farklı renklerin varlığına tanıklık edersiniz. Dünyanın hemen her yerinde o veya bu nedenle, anlamlı ya da anlamsız bir sonuca varmak için savaşan herkesin yaşamsal kaderidir bu.

Bir süredir yeni deneyimler ediniyor, yeni renkler görüyor ve yeni türlerle muhatap oluyorum. Tanımlayabildiğim, imajinasyon haznemde yer bulabildiğim herşeyi sınıflandırıp istif ediyorum beynimin bir köşesine... Peki ya tanımlanayanlar?

Dün akşamki ay da böylesi birşeydi. Adını bir türlü koyamadığım birşey... Bugün okula gittiğimde yaşadığım şehre dair daha fazla bilgi edinmek için Simon'ı buldum. Simon okulun sosyal aktiviteler sorumlusu. 1.55 cm. boylarında sevimli bir maymun... Zeki ve zeki olduğu kadar da kendi diline hakim. Eğer onunla İngilizce iletişim kuruyorsanız karşısında pek şansınız yok. Simon, benim Pink Floyd hayranı olduğumu bildiği için beni her gördügünde ya Brain Damage I ya da Wish You Were Here I mırıldanır. Bugün de öyle yaptı. Ben de The Dark Side of The Moon"dan esinlenerek "Hava hep böyle midir? Londra'nın karanlık yüzü bu olmalı" dedim.

"Aslında daha önce gördüğün Londra'nın parlak yüzüydü" deyiverdi. Gülümsedim. Tenefüs bitmemiş olsaydı ona Londra'nın içerdiği yenilikleri, renkler, türleri soracaktım. Hatta giderek Londra'nin cinsiyeti ne diyecektim.

Kentlere, insana ya da canlılara özgü nitelikler yüklemek tanım yapmakta zorlandığınız anlarda işe yarıyor. Londra'yı tanımlamaya çalışırken de bu yönteme başvurdum. Ama ilginçtir, bu kez işe yaramadı.

Kimbilir belki boyumdan büyük işe kalkışıyorum. Fakat yıllarca yaşadığım İstanbul'u tanımlamakta pek zorlanmamıştım. Belki de benden once birileri onu tanımlamış olduğu için... İstanbul bir kadındı. Gerçek bir kadın...

Boğazın narin kıvrımlarını fiziği düzgün bir kadının beline benzetirdim. Tekdüze değildi. Biçimsel olarak birden fazla figürü aynı cisimde barındırabilen natürel bir işçiliğin ürünü... Tanrı'nın harika bir yaratımı... İstanbul bir kadındı... Güzel bir kadın...

Londra'nın İstanbul'a en çok benzeyen şeyi kadınları galiba. Güzel kadınlar... Yalnız İstanbul gibi bakımsız değiller. Yine İstanbul'dan farklı olarak seçim yapabilme hakkına sahipler. İyiyi ya da kötüyü kendileri seçiyorlar.

15 yaşında evlilik öncesi bir ilişki nedeniyle anne olan kız çocukları ve yine aynı yaşlarda uyuşturucuya başlayan geleceğin güzel kadınlarından, üniversite okumak için can atan, ateşli bir şekilde bilginin peşinde koşan, otobüste bile okuyan genç kızlara kadar renkli bir tablo...

Otobüslere bebek arabası ile binen küçük kız çocukları... Camden'ın sokaklarında yürürken bir taraftan size esrar satmaya çalışan "black man"ler, sokak ortasında işeyenler, ateş ya da sigara isteyen güzel yüzlü, genç kızlar...

Tıpkı dün akşam gördüğüm ayın rengi gibi tanımlayamadığım bir renk... Bildiğim tek şey bu rengin naturel olmadığı... Batı'nın güçle, ekonomik yetke ya da kültürel sömürgecilikle yarattığı doğal olmayan rengin hücrelerinin giderek ayrışan birbirine karışan tonları bunlar.

Geçen gün BBC'de uyuşturucu kullanım oranları ve polisin uyuşturucu ile mücadele önlemlerini içeren bir dosya haber yayınlandı. Gençlerin yüzde ellisi uyuşturucu kullanıyormuş. Kendi kendini kemiren bir gücün vücut bulduğu kentin karanlık yüzü bu. Ya da Simon'ın dediği gibi geleceğinin peşinde koşan gençlerin görüntüsü bu kentin yalnızca parlak yüzü...

İstanbul ve giderek Türkiye doğal bir güzellikti. Kötü yönetilenlerin kötü yönetenlerle bilinçsiz koalisyonunun bir sonucu olarak bozdular bu güzelliğin tonlarını. İnsanların ceplerini ve beyinlerini boşalttılar. Ayın karanlık yüzünün yansımlarını çarptılar İstanbul'un güzel suratına. Ve böylece karattılar onu.

Londra'nin mat ama güçlü ruhu ise kendi kendini kemiren unsurlarına rağmen ayakta duruyor. İnsanlar restoranda çalısarak Türkiye'de birçok doktorun aldığı maaşın beş katını elde ediyorlar. İngiltere'de bir garsonun aylık tip (bahsis) cirosu Türkiye'de pekçok doktorun aylığına bedel.

İnsanlar otobüslerde kitap, gazete okumaya devam ediyorlar. Yıllık bütçe açıklanıyor, yönetenler yönetilenlerin haklarını arayacaklarını bildikleri için olabildiğince dikkatli atıyorlar adımlarını. İngiltere hala dünyanın dördüncü büyük ekonomisi... Hem de doğal güzellikleri ve kaynakları Türkiye kadar zengin olmaksızın...

Eğitim, finans, silah ve otomotiv sanayii, sanat ve bunun gibi insan hayal gücünün ürünü olan sektörlerden beklediklerini alıyorlar. Güzel yüzlü kadınlar ve zeki-çalışkan erkekler, çirkin bir kenti, çirkin bir kadını güzelleştiriyorlar. Zamana yargılı da olsa çeşitli önlemlerle cazip hale getiriyorlar onu. Ve o kadın sizi çagırıyor. Parlak yüzüyle bakıyor size.

Bu kentte gördüklerimi tanımlayamıyorum. Belki tanım da gerektirmiyor bu kente ait hiçbir şey. Kant'ın salt aklından çok pratik aklı işe yarıyor belki de burada. Doğal nedenlerle kozmopolit olmayan bölgenin insanları, kozmopolit doğan ve karıştırılan bölgenin kafası karışık insanından daha çok iş yapıyor. Stratejik öneme haiz olduğu her defasında beynimize çakılan Ortadoğu'da insanlar öluyor. Onun kuzeyinde bir yüzü Batı'ya dönük Türkiye'de insanlar tespit yapmakla para kazanmak arasındaki uzun koprude yaşam savaşı veriyorlar. Mutsuz oldukça tespit yapıyorlar.

Bütün tecavüzlere rağmen hala güzelliğini koruyan kadın ruhu İstanbul ise onları izliyor. Ve ayın karanlık yüzünü yansıtıyor onlara.

Dün akşam ay tuhaf bir renge bürünmüştü burada. Acaba karanlık yüzünü gizleyen parlak bir renk miydi gördüğüm? Sahi dünyanın her yerinde görüp görebildiğimiz ay aynı ay mıdır? Aynı Güneş midir batan? Aynı gökyüzü müdür kararan?

Hangi aydı benim gördügüm?

Ayın hangi yüzüydü?

8 Mayıs 2002

• Yazarın diğer yazıları...

Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Sırtüstü yatan ölü askerler
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam - 2
Hutbesinde Freud'dan bahseden imam
Çuvaldızla intihar
Mucizenin ucundaki gerçek
Zaman tüneli
Düşler, Anılar ve 'Uykuda Çocuk Ölümleri'
Korku
Şiddet ve bıyıklar
Akıl çelen masallar
Modern büyünün gölgesinde
Uzmanlığın ihaneti
Dil kompleksi
'Öteki'lerin iktidarı
Talihsiz yangın yeri, kirli şömine
Dil idealizmi ve diyalektik cambazlık
İğdiş edilmiş estetik ve 'Zaafiyet Teorisi'
Suç labirenti
Post-modern polisiye ve Okültizm
Seri, zirve, cinayet, ölüm
Bir şeytan, bir gölge, bir insan
Sadakatsizler ve kahramanlar
Yazının İktidarı
Deliler ve "Hypochondriac"lar
Ayın karanlık yüzü
Krallar ve köleler
İhanet
Dünya erkeklerini kullanma günü
İktidar
İntihar eden gençliğe hitabe

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Düşünüyorum, o halde varım! - Descartes

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby