| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
İhanet
Hayat, ihanet edenler için bir komedi; ihanete uğrayanlar içinse bir trajedidir.
İhanet edenler, hiçbir yere ait olmamakla temellendirirler ihanetlerini. İhanete uğrayanların tesellisi ise hain özneyi cezalandırmaktır.
Kimilerinin cezası cinayet olarak eylemleşir, kimilerinki de ihanet edeni kendi varlığından mahrum etmek gibi ucuz cezalardır. Hiçbir ihanetin cezasız kalmayacağı sözü de, ihanete uğrayanların uydurduğu koca bir yalandır. Çünkü her ceza, intikam duygusundan beslenir ve hiçbir intikam 'ihanet'i ortadan kaldırmaya yetmez.
Benim 'ihanet' deyince aklıma gelen ilk isimlerden biri ünlü İngiliz casus yöneticisi Kim Philby'dir. Hindistan doğumlu Philby, Cambridge'de eğitim görmüş ve 'double' (çift taraflı) çalışmak üzere 1940 yılında MI6'e (İngiliz Dış İstihbarat Servisi) alınmıştı.
Philby 1963 yılına kadar hiç sezdirmeden Ruslara çalıştı. Soğuk Savaş'ın en sıcak yıllarında Moskova'ya sürekli belge ve bilgi aktardı. Ve yıllar sonra, bir traitor (hain) olduğu ortaya çıkınca Moskova'ya kaçtı. Ruslar; pullarının üzerine Kim Philby fotoğrafları basarak onore ettiler onu.
Bütün zamanların en büyük hainlerinden biri olan Philby, yaşamının son dönemlerinde; "İhanet etmek için..." demişti. "İnsanın bir yere ait olması gerekir. Oysa ben hiçbir yere ait değilim."
Ne keskin, ne kaskatı bir söz değil mi? Ne kadar gerçek... İhanet edenin, her koşulda kendince haklı olduğunu gösteren bir manzum sanki. Müzikal kalitesi yüksek ama aynı zamanda kulak tırmalayıcı bir armoninin lyrics'i gibi...
Ne zaman yakın dünya geçmişine bir göz atsam, ne zaman casusluk öyküleri okusam tarihi 'hain'lerin yazdığına bir kez daha inandırırım kendimi. Pek çoğumuzun, bazen içindeki kötücül unsurların denetimine girip hain olmayı dilediği zamanlar olmuştur. Belki de tarihi onların yazdığını düşündüğümüz için...
Eğer hainseniz idam sehpasına giderken bile güçlüsünüzdür. Gerçeğin katışıksız acımasızlığı içinizdeki acıma ve mahcup olma duygusunu köreltmiştir. Yüzsüzleşmişsinizdir hatta. Herkesin kendini iyi sandığı bir dünyada iyi olmanın anlamsız olduğunu belirler ve kendinde şey olarak 'ihanet'e sürüklenirsiniz.
Ve sonra... En sonra birisi size hain dediğinde 'İhanet aitlik gerektirir' diye muhalefet edebilir, bir başka herhangi biri, 'Bana ihanet ettin' dediğinde de 'Ben sana ait değilim ki' diyebilirsiniz.
İsrail Gizli Servisi Mossad, insandaki 'ait olmama eğilimi'nin gizil güçlerini sezmiş ve bu sezgiyle binlerce kişiyi kullanmıştır. Kullanılanlar arasında 'sözde intifada savaşçısı' Filistinli gençler bile vardır.
..........
Türkiye'nin yakın tarihi de, dillendirilemeyen ihanetlerin tarihidir. Yüzlerce ve hatta binlerce isimsiz hain öykümüze yön vermiştir. Politik güçleriyle ihanet etmiştir bunlar. Paralarıyla ya da kalemleriyle ihanet edenleri de vardır. İhanet ederler ama bunun tespitini yapmaktan korkarlar. Hain olduklarını ve dolayısıyla hiçbir yere ait olmadıklarını belirlemek cehennem azabından farksızdır onlar için.
Bağlılık yeminleri ederler. Kendilerine yalanlar söylerler. Bir bayrak, bir ülkü, bir ideoloji tarafından sahiplenilmek isterler. Bunun için başkalarının yazdığı rolleri oynamaya bile razı olurlar. Kendi iradeleriyle hain olmaktansa, başkalarının iradeleriyle masum özne rolünü oynamayı seçerler. Ama aslında seçim yapma şansları olmadığını bilmezler. Onlar doğuştan haindirler. Hain olmamak gibi bir seçim şansları olmamıştır hiçbir zaman.
İhanetten en fazla uzak duranlarsa; ülkü ve ideoloji gibi dışsal etkenleri değil, içsel ahlakı önceleyenler olmuştur. Onlar Immanuel Kant'ın deyişiyle, kendilerine hayrete düşüren iki şeyden -başlarının üzerindeki yıldızlı gökyüzü ile içlerinde ahlak yasasından- ikincisini tercih etmişlerdir. İşte bunların tercih şansı vardır.
Seçim yapabilenler ikinci gruptakilerdir ama tarihi birinci gruptakiler yazarlar.
Ne anti-diyalektik bir denge değil mi? Bir grup tarihi yaşar, bir grup da tarihi yazar özdeyişiyle... Kurnazca yazmayı mı istersiniz, budalaca yaşamayı mı? Seçim size kalmış ve eğer en küçük bir seçim yaparsanız, daha şimdiden ikinci gruba dahil olacaksınız. Budalaca yaşayanlar sınıfına yani... Sakın bu tuzağa düşmeyin!
..........
3 Kasım 1996'da Susurluk'ta bir Mercedes'in kamyona çarpmasıyla kopan gürültü, tarihi hainlerin yazdığını bir kez daha göstermiştir.
Bilgi ve slogan bombardımanı içinde Susurluk'un kara gözlüklü esas oğlanları; kendilerini korumayı ve hatta gizlemeyi başarmış, belirli isimleri piyasaya sürmüşlerdir. Ve kendi ihanetlerini gizlemek için, piyasaya sürdükleri isimlerin 'fearless' (korkusuz) olmasına özen göstermişlerdir.
Mesela Korkut Eken gibi madalya sahibi olanlar tercih konusu olmuştur. Onlarca; Korkut Eken, bir korkusuz kahramandır ve bu özelliğiyle perde gerisindeki hainlerin, sırtını en fazla sıvazlayabileceği yegane isimlerden biridir.
Kara gözlüklü esas oğlanların, 'hain'liklerini gizleyebilmek için Eken'e gönül rahatlığıyla kahraman diyebilmeleri gerekmektedir. Bu gerekliliği yerine getirirler, ona (onlara) 'kahraman' derler ve 'kahraman' dedikleri adamları
beyinlerine döşedikleri merdivenle göklere çıkarırlar.
O güne kadar hiç olmadıkları ölçüde 'kahraman' yaparlar onları.
Böylece akşama kadar kilisede bekareti bozuk kızların günahlarını çıkartıp, akşam da -kendisini 50. doğum yıldönümünde yeniden, yeniden vaftiz eden- bir papaz gibi günah çıkarmış olurlar.
..........
Hain olduğunu bilen hainlerin, ihanetten uzak duran ahlaklılar üzerinden aklandığı bir hamamdır bu dünya. Yıllarca böğürerek kusar, sonra altın tabaklar içinde servis yaparlar önümüze. Haindirler ama salak değillerdir. En gereksiz ritüellerin bile törensiz sağlam inanışlara galip geldiğini bilirler.
Törenler düzenlerler işte tam da bu yüzden. Kahramanlarını -günah keçilerini-
cezaevine uğurlarken bile slogan atar, mağdur hükümlünün sırtını sıvazlarlar.
Tıpkı neredeyse hayatının iki yılını askerlik zorunluluğuna -gönülsüzce- teslim ettiği halde gülen genç adamların sırtını yalancıktan sıvazladıkları gibi...
Ya uğurlanan kahramanlar ne yaparlar biliyor musunuz? Kendilerini uğurlayan kalabalığa korkusuzca bakıp selam dururlar. Kafalarında 'lunatic'lerin (deli) taktığı papatyadan taçlar vardır, bir üfürükle kopup dağılabilecek....
Hainlerse, korkusuz ahmakların alınları üzerinde yürürler.
Pink Floyd'un Fearless'inde anlattığı gibi:
19 Mart 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|