| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
İktidar
Giderken güzel görünür insanoğlu.
Ey siz egemenler!
Bir zamanlar yeni doğmuş bir bebeğin pembe ciğerleri kadar tertemiz olan dünyamızı katranlara boğduğunuzu ne çabuk unuttunuz? Ne çabuk unuttunuz, daha medeniyetin ilk dönemlerinden itibaren tükürüklerinizle kirletmeye başladığınız denizlerimizi, kırdığınız kalplerimizi, tecavüz ettiğiniz beyinlerimizi...
Aslında hiç kimseye ait olmayan bir araziyi çitle çevirip, "Hey Ademoğlu! Burası benim toprağımdır" diyen o ilk gözü açık değil miydi içinizdeki iktidar duygusunu çomakla dürtüp sizi harekete geçiren? Sonra siz de toprak istediniz.
O zamanlar bilmiyordunuz iktidarın tekbaşına, özgün anlamlı bir kavram olmadığını? İktidarı yalnızbaşına; umduğuyla yetinen, sınırlı, biricik, ispatlı bir şey sanıyordunuz siz. Oysa iktidar paylaşımı da beraberinde getirir, paylaşımı da zorunlu kılar. Çünkü içinizdeki 'hep daha fazlasını' isteme dürtüsü giderek iktidarı kendinizle bile paylaşmanızı zorunlu kılacaktır. Bırakın başkalarını, kendi iktidarınızın ağırlığını bile taşıyamaz hale gelirsiniz iktidarla.
İktidar, paylaşımı beraberinde getirir ama aynı zamanda onunla çelişir de. Paylaşmadan iktidar olamazsınız ve paylaşmak da istemezsiniz. Kaosun nedenlerini şimdi anlıyorsunuz değil mi?
Ey siz egemenler!
İşte yine iktidar duygusuyla gidiyorsunuz. Gitmeyi hayal ediyorsunuz en azından... İnsan hayaline sığan herşey birgün gerçek olabilir. Peki nereye gidiyorsunuz? Yeni kirlilikler yaratmaya mı?
Tarafınızdan ad verilmiş bir yıldızı keşfedip ele geçireceksiniz öyle mi? Peki nereden biliyorsunuz onun adının Alfa Centauri olduğunu? Ya başkaları, başka bir isim koyduysa ona?
Ad verdiğiniz keşiflerinizi kirli ruhlarınızla kutsayacaksınız, yanılıyor muyum? Christophe Colomb'un iflah olmaz egosunun yaratımı olan Amerika'nın keşfini ne çabuk unuttunuz? Önce buldunuz, ad verdiniz ve sonra kendi keşiflerinizi öldürdünüz. Çünkü etrafınızda sizin egemenliğinizden başka hiçbir diri unsur olmamalıydı. Parayla ya da silahla satın aldınız herşeyi ve yeni bir dünya yarattınız kendinize... Adını da Yeni Dünya koydunuz zaten. Oysa oranın başka bir adı vardı önceden. Ne çabuk unutturdunuz oranın eski adını bize? Ne çabuk?
Yeni Dünya'yı anımsadıkça içimdeki bütün 'reformist şahlanışları' bastırıyor ve "Ben yenilikten korkuyorum" diyorum. Beni bile korkaklaştırdınız işte iktidarınızla, iktidarsızlığınızla, paylaşımınız ve paylaşımsızlığınızla...
Yatakta diriliğini koruyamayan ve elindekiyle yetinip uyumak yerine bütün bedeni kan ter içinde kalana kadar umutsuzca didinen iktidarsız ya da yarı iktidarlı erkekler gibi davranıyorsunuz. Bir güzelliğe sahip olup onun tinini kirlettikten sonra yeni, henüz keşfedilmemiş bir başka güzellik arayıp ona egemen olmak isteyen iktidar tutkunu erkekler gibisiniz. Partnerinin elini tuttuğunda ona sahip olduğunu düşünen zavallı hemcinslerimin yanılgılarını taşıyorsunuz siz.
Ey siz egemenler!
Hala anlamadınız mı? Ne kadar elde ederseniz edin gerçek sahiplik ve de aitlik yoktur.
Hala anlamadınız mı? Aslında size ait olmayan, ama sizin 'bana ait' dediğiniz şeylerin size ihanet etmeyeceğini... Dünya sizi dışlıyor ve siz, dünyanın size ihanet ettiğini düşünüyorsunuz. Size ait olmayan birşey size nasıl ihanet edebilir ki?
Şimdilerde kirlenmiş dünyanın sizi terketmeye hazırlandığının farkındasınız ve yeni yıldızlar arıyorsunuz. Sanki dünyada kirlilikle yarattığınız yıldızlar yetmezmiş gibi... İşlenmiş ve işlenerek kirlenmiş insancıkları; dakikalık sunumlarla altın tepsiler içinde gözlerimizin içine sanatçı, siyasetçi, gazeteci-yazar diye soktuğunuz yetmezmiş gibi... 'İdiot'ları 'İkon' olarak bize yutturduğunuz yetmezmiş gibi...
Evrenin doğallığıyla yetinmeyip yıldızlar yaratırken hiç düşünmediniz mi kirlenmişliği? Nereye gittiğinizin farkına varamadınız mı? Hayır hiçbir şeyin farkına varamadınız, farkına varanları da dinlemediniz.
Ey siz egemenler!
Platon'un "Dünyaya kendi isteğim dışında geldim, hayretle yaşadım, tiksinerek gidiyorum" sözü kulağınıza küpe olmalıydı oysa ki... Panteistlerin, 'doğal olan güzel olandır' felsefesi yerine Sofistlerin bilgi pazarlamacılığını seçtiniz. İyi ya da kötü herşeyi ama herşeyi pazarladınız bize. Ve yutturdunuz da...
Dünyanın kirlenmediğini söylediniz, inandık. Mutlak iktidarlarınızı refah diye sundunuz, kandık. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" dediniz, 'yapmanıza ve geçmenize' izin verdik. Taa Roma'dan başlayarak spor karşılaşmaları düzenlediniz, oyunlar ürettiniz; gözlerimizin gerçeğe dikkat kesilmesini önlemek için. Farkına varamadık. Bilim adına egemenlikler yarattınız. Sesimizi çıkaramadık.
Her bilgiyi; iktidarı ele geçirmek, ya da elinizdeki iktidarı korumak için kullandınız. Teknolojik devrimlerle mekanikleşen insanlar yarattınız. Sonra yarattığınız insanları dinleyebileceğiz, izleyebileceğiniz sistemler kurdunuz Echelon gibi... Her bilgiyi, her güzelliği; parayı ve gücü elinde tutanların imkanlarına sundunuz. İlk uzay turistini kendi içinizden seçtiniz.
Ve şimdi NASA olarak, adını Alfa Centauri olarak koyduğunuz yıldızda kurmaya hazırladığınız koloniyi de kendi iktidarınızı koruyabilecek kişiler arasından seçeceksiniz. 200 gönüllü olacakmış koloni içinde. Farklı ırklardan, ama aslında aynı renklerden oluşan gönüllüler özel bir gemiyle 2050'de uzaya hareket edeceklermiş. Yolculuk 143 yıl sürecekmiş. Ve Alfa Centauri ancak gemide gidenlerin torunlarının dünyası olacakmış.
NASA'nın -kulağa pek de hoş gelen- hayalini uzmanlara sormuşlar. Astronom Prof. Dr. Dursun Koçer, projeyi ütopik buluyor ama gitmeye de pek hevesli.
TÜBİTAK eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Emin Özel daha mantıklı. "Gemide barış çok zor" diyor. "Kavga etmeden nasıl yaşanacak? Ben gitmeyi istemezdim." İnsanoğlundaki iflah olmaz iktidar hırsının anti-diyalektik kavgaları nasıl körüklediğini görmüş olmalı Profesör.
Ressam Bedri Baykam da bu gidişin anlamını çözmüş. "Bizden sonrakiler, 'dünyada ancak 2 bin yıl yaşayabilmişler' diyecekler" diyor. Sanırım, "Ne çabuk kirlettik?" diye soruyor. Doğrusu yerinde bir soru...
Ey siz egemenler!
Demek gidiyorsunuz iktidar hırsıyla. Ah o iktidar... Artık anladınız değil mi iktidarın tekbaşına, özgün anlamlı bir kavram olmadığını? İktidarı yalnızbaşına; umduğuyla yetinen, sınırlı, biricik, ispatlı bir şey sanmıyorsunuz artık. Ama yine de istiyorsunuz onu. En yakın yıldıza gitmek istemeniz bunun bir ispatı değil mi?
İktidar paylaşımı da beraberinde getirir, paylaşımı da zorunlu kılar. Çünkü içinizdeki 'hep daha fazlasını' isteme dürtüsü giderek iktidarı kendinizle bile paylaşmanızı zorunlu kılar hale getirecektir. Peki nasıl paylaşacaksınız yeni yıldızınızı? Kirletmeden, iktidar hırsı olmaksızın insan gibi yaşayabileceğinizi bilsem, 'Yolunuz açık olsun' diyeceğim.
Ama siz doymazsınız biliyorum. Doymazsınız ve kendi iktidarınızın ağırlığını bile taşıyamaz hale gelirsiniz yeni dünyanızda.
Oradaki iktidarınız; paylaşımı da beraberinde getirecek, ama aynı zamanda onunla çelişecektir. Paylaşmadan iktidar olamayacağınızı bir kez daha anlayacaksınız fakat yine de paylaşmak istemeyeceksiniz. Yeni kaoslar yaratacaksınız yeni dünyanızda.
Giderken güzel görünür insanoğlu.
Ve geride bıraktıklarıyla ölçülür bu güzellik.
İnsanoğlu yine gidiyormuş. Ama bu gidiş hayra alamet değil. Çünkü bırakılmış bir güzellik yok geride. Kirlenmiş bir dünya var. Gidişte de saflık yok, doğallık yok.
İktidar var.
Yalnızca iktidar.
İktidar.
26 Şubat 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|