| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
İntihar eden gençliğe hitabe
Başkalarının öldüğü yerde başlar hayatımız. Birimiz için ‘Azrail’, diğerimiz için ‘ebe’dir aynı melek. Ah o melek! Bana buzdan ok saplarken gökyüzünün karanlık oyuklarında, sizi söküp alır tabiatın rahminden...
Ruhsuz, karanlık toprakları üzerime örterken ağlarlar benim için. Size bakıp gülümser bütün insanlar, siz aydınlık günün boşluğuna dalarken. Bir ‘çift’ el ve sonra bir ‘çift’in eli dokunur; dünyayla yeni tanışmış, ıslak, vıcık vıcık kalçalarınıza... Bir ‘çift’ el, ‘ebe’ Azrail’in elidir. ‘Çift’in eli ise annenizin ve babanızındır.
Onların, masumane öpücüklerinin, sıcak dokunuşlarının ve birleşen bedenlerinin ürünüdür sizin gövdeleriniz. Onlar giderken, siz gelirsiniz. Gelirsiniz; umarsız ve bilinçsizce... ‘Yer’ açarlar sonra size ‘yer’yüzünde. ‘Yüz’süz olanın yer kaptığı ‘yer’dir ‘yeryüzü’. Gelişinizi başkalarının mezarı başında kutlarlar. Siz gelirken onlar gitmelidir çünkü. Sen ölmezsen, ben ölmezsem nasıl yaşar ki diğerleri?
Ey intihar eden gençlik...
Benim öldüğüm yerde başlayacak sizin hayatınız, biliyor muydunuz? Benim kalbime attığınız çizikler, sapladığınız buzdan oklar yaşatacak sizi, anlamış mıydınız? Kalbime çizdiğiniz çizgiler üzerinde yürüyeceksiniz tıpkı Sırat Köprüsü’nde yürür gibi. Derin olmalı ki o çizgiler, bütün ‘denge’sizliklerin içinde ‘dengenizi’ bulasınız. Şşşttt, adımlarınızı yavaş atın, kalbim acıyor.
Ben, bugün kendi kalbime deriiinnn bir çizik attım ve sonra yürümeye kalktım kendi çiziklerimin üzerinde. Doğduğumda bana bakıp gülümseyen insanlar, yine beni izliyorlardı. Kim bilir, belki de takip edilmeyen bir paranoyak gibi davranıp onların orada -o her tırmanışımda kayıp düştüğüm aysbergin tepesinde- olduğunu sandım.
Bilmem kaç ‘çift’ göz bana bakıyordu kirpiklerini kırpmaksızın. Başkaları beni izlerken yürüyemem. Haliyle elim ayağıma dolaştı ve düştüm. Yüzümde kırmızı bir gülümseyiş, elimde beyaz bir yumruk ve bacaklarımda siyah bir titreme ile doğruldum iki ayağımın üzerinde.
Sonra ansızın kalbimin kırmızısı kadar keskin bir kırmızıya kayan evrenin en uzak köşelerinden bir ses işittim:
“Hey sen! Kalbinin derin çizgilerinde yürümeye kalkan budala. Kuralları çiğniyorsun. Kendi ölümünün başladığı yerde doğamazsan. Eğer umutsuz yürüyüşüne başlamakta ısrar edersen ateşten buzlar ormanında, zebanilerin kandan kırbaçlarıyla cezalandırılacaksın."
“Peki ne yapmalı ya Azrail?" diye sordum sakınımlı bir ses tonuyla.
“Sen doğarken, umarsız bir ölünün gümüş yüzüğünü alıp boynuna taktım hatırlasana. Emirler böyleydi. Yüce Tanrı, senin yaşamını onun ölümüyle sağladı. Şimdi git uzaklara ve kalbinin derin çizikleri üzerinde hedonist bir hazla yürüyecek o masum gençlerin; bilinçsiz, keskin adımlarını bekle."
“Peki ya çizikler?" dedim, buzdağının tepesindeki insanların alaycı bakışlarını bir an görmezden gelip...
“Senin için iyi bir ölüm yazdık. Nil nehrinin kıyısında, altın sarısı ince kırbaçlarla tespit edilecek ve ayın karanlık yüzüne bakıp gülümseyeceksin ölürken."
"Oh ne iyi..." dedim masum bir edayla. “Ölüme giderken The Dark Side of The Moon’u dinletecek misin bana?"
“Haddini aşıyorsun Ademoğlu. Şimdi hemen yerine dön ve adın söylenene dek kalbine adım atma."
Çaresiz boynumu büktüm ve geri döndüm esrik adımlarla... Çıplak, soğuk bir erkek bedenine bürünmüştü sanki gövdem. Çıplak bir elbise giymiştim ya da... Dönüp -o bir türlü tırmanamadığım- buzdağının tepesindeki insanlara baktım. Beni izlemeyi bırakıp mayo giymişlerdi ve güneşleniyorlardı karanlıkta.
“Şimdi güneşin değil, toprağın karanlık örtüsü lazım bana" dedim kendi duyabileceğim sesle. Kendi yaşamımın öldüğü yerde, intihar eden gençliğin başlamasını istiyordum hayata...
Küçük bir çocukken ölümü istemek hiç aklıma gelmemişti. O zamanlar ölüme ya da yaşama dair hiçbir şey bilmediğimi anımsıyorum. Beyaz yakalı, siyah bir önlüğüm vardı. Ceplerinde kum tanecikleri taşırdım o önlüğün. Çokluğun, karmaşa olduğunu gösteren küçük metaforlardı onlar. Yıllarca sakladım onları. Tıpkı titiz bir koleksiyoncu gibi...
Ey intihar eden gençlik...
Şimdi size vereceğim o kum taneciklerini. Kum taneciklerinden cam yapacaksınız ve sonra elmasla biçip şekil vereceksiniz o cama. Kalp şeklinde bir cam olacak bu cam ve kalbimi kesmenize yarayacak. Yaşamanız için kendi yaşamımı feda edeceğim. Sizin hayatınızın başladığı yer olacak benim ölümüm. Benim son adımım, sizin ilk adımınız olacak yani. Ayaklarımız birbirine geçecek, böylece ilk ve son adımı birlikte atacağız. Sizin ilk adımınız, benimse son adımım...
Bir bayrak yarışında titreyen bacaklarıyla koşamayacak hale gelen yaşlı bir atlet olarak veda edeceğim size. Buz mavisi renginde, buzdan bir bayrak tutuşturacağım masum parmaklarınıza... Sonra öpeceğim parmaklarınızı... İyi saklayın bayrağımı... Ve de parmaklarınızı... İyi saklayın...
Ben ölünce, bana kendi ölümünüzden bahsedemeyeceksiniz artık. Ölmek istediğinizi söylemeyecek ve intihar etmeyeceksiniz. Yapacak başka bir şey olmadığından dem vurmayacaksınız. Esrik ruhlarınız; duyarsız, güçsüz, kara naralar atmayacak ‘ölüm’, ‘ölüm’ diye...
Yağmur altında iç çamaşırlarımıza kadar ıslanmak üzere yola çıkacağız hep birlikte. Karanlık gecede yağmuru örteceğiz üzerimize birer yorgan olarak. Toprakla örtmek yerine yağmurla örteceğiz ıslak bedenlerimizi...
Yağmuru gördüğümüz son gece olacak bu. Benimle olan son geceniz olacak. Sizin ilk, benimse son adımımın birbirine geçtiği ve birbirlerine dönüştüğü gece olacak son gecemiz. Adımlarımız aynı olacak. İlk ve son aynı şey olacak. Herakleitos der ya, “Ölümle yaşam aynı şeydir, çünkü onlar birbirlerinin ölümlerini yaşarlar ve birbirlerinin yaşamlarını ölürler."
Sonra siz yağmur damlalarının yaktığı sigaradan ilk nefeslerinizi çekeceksiniz. Damlalar; bizi uyandıran, yaşamın kendisine dönüştüren birer ateş kristalleri olarak çakılacak kafatasımıza. Kristaller, kafanıza yaşamı çakacak. Çekiçle kafamıza çakılan hoyrat ve keskin gerçekler gibi...
Siz sigaralarınızı bitirene kadar ben konuşmayacağım. Hatta hiç konuşmayacağım.
Siz sorular soracaksınız ve ben uslanmaz suskunluğumla yanıt vereceğim size. Göz bebekleriniz, benim savaştığım ‘kale’ olacak. Gözbebeklerinizde savaşacağım düşmanla, düşmanlarla, sırf sizin yaşamanız için... Son kurşunum tükenene kadar savaşacağım gözbebeklerinizde, gözlerinizde, sizde, sizin içinizde ve sizin için...
Ey intihar eden gençlik...
Şimdi bana ölümden bahsetmeyin... Hepimiz gibi ‘yüz’süzce kaptığınız ‘yer’i bırakmayın ‘yeryüzü’ne. Siz giderseniz başka yüzsüzlerin yeri olacak gittiğiniz yer. Yeni yüzsüzler köşenizi kapacak. Sonra pis bir tuvalet süpürgesini alacak ve süpürecekler bütün kişisel tarihinizi... Tüm iniş-çıkışlarınızı, gel-gitlerinizi, sevinçlerinizi, aşklarınızı, hüzünlerinizi, dostluklarınızı, piyangolarınızı, hayal kırıklıklarınızı, pişmanlıklarınızı, mutluluklarınızı süpürecekler anlıyor musunuz? Onlara izin vermemeniz gerektiğini biliyor musunuz?
Söylemiştim size, başkalarının öldüğü yerde başlar hayatımız. Gelirken birilerini öldürmüyor muyuz sanki, ikinci bir ölüme ne gerek var? İntihara ne gerek var? Birimiz için ‘Azrail’, diğerimiz için ‘ebe’ değil mi o aynı melek? Kendimizi, hem 'ebe', hem de 'Azrail' yerine koymanın ne anlamı var?
Bana buzdan ok saplarken gökyüzünün karanlık oyuklarında, sizi tabiatın rahminden söküp alan o değil mi? Bırakın bana kalsın buzdan oklar... Beni yalnız bırakın. Ve buz mavisi rengindeki, buzdan bayrağımı sımsıkı tutun. Öpücüklerimle yol alın, beni bırakın ve yol alın.
Sonra başkaları gibi ağlayın benim üzerime ruhsuz, karanlık toprakları örterken. Siz doğarken ben öleyim. Bakıp gülümsesin size insanlar, siz aydınlık günün boşluğuna dalarken. Doğumunun ardından bir ‘çift’ el ve sonra bir ‘çift’in eli dokunsun; dünyayla yeni tanışmış, ıslak, vıcık vıcık kalçalarınıza... Bir ‘çift’ el, sizi doğurtan ‘ebe’nin eli olsun. ‘Çift’in eli ise benim ellerim...
Masumane öpücüklerimin ürünü olsun gövdeleriniz. Ben giderken, siz gelin. Gelin ki, benim öldüğüm yerde başlasın hayatınız.
Ey intihar eden gençlik...
Dedim ya;
18 Şubat 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|