| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Madame Bovary’ye âşık olan taksi şoförü
Selamün Aleyküm sevgili has okur! Siz, roman "kahraman"larının birer Süperman sanıldığı, siyasi polisiyeden bihaber cahil okurların "Metal Fırtına" gibi kötü politik kurmacalara inanıp paranoyaklaştığı, üst düzey MİT görevlilerinin, Kurtlar Vadisi dizisi ile bağlantılı olarak Cumhurbaşkanı'na yönelik muhtemel bir suikastı “soruşturduğu” ve gençliğin idolünün Polat Alemdar olduğu bir ülkenin "Don Kişot"larısınız.
İster zamanınızın gerisinde, ister ilerisinde olun Don Quijote gibi anakronik ve yalnızsınız. Ondan tek farkınız kurmaca karakterlerden esinlenip sağa sola kılıç savurmamanız. (O işi çok okuyanlar değil, hiç okumayanlar yapıyor. "Baba ve Piç"in yazarı Elif Şafak'a dava açarak...)
Siz, edebiyatı, Pavese'in dediği gibi, "hayatın saldırılarına karşı bir savunma" olarak görürsünüz. Roman kişilerinin dünyayı kurtarmadıklarını, aksine bizim gibi acı çektiklerini bilirsiniz. Okumayanlar size meczup muamelesi yapar. Felsefeden bahsettiğiniz vakit "Allahsız, kitapsız" derler. Okuyanların enayi olduğunu düşünürler. "Benim memurum işini bilir" diyen sekizinci Cumhurbaşkanı'nın, Çetin Altan'ın "Hiç roman okudunuz mu?" sorusuna "Ben masal okumam" cevabını verdiğini bilirler çünkü.
Efendim, yazıya Allah'ın selamıyla girdiğim için bir "mütedeyyin" olduğumu zannetmeyin. Müdavimleri arasında akşamcıların da bulunduğu, içinden okey taşı sesleri ile bir beygir yarışı sunucusunun orgazmik bağırtılarının yükseldiği, (Beygir yarışı sunmak da sevişmek gibidir. Sakin başlar, kademeli olarak hızlanır ve en sonunda “nefes keser”) Maltepe ve Samsun kokulu kahvehanelere girenler de "Selamün Aleyküm" ile başlarlar söze.
Ben bir taksi şoförüyüm. Lâkin biraz farklı bir cinsim. Bir gün altılı ganyan sayesinde zengin olmayı uman, ayran içince uçları köpüklenecek kadar uzun olan fırça bıyıkları -içtiği sigaranın dumanını ekseriya burnundan çıkardığı için- sararmış lümpenlerden değilim. 55 yaşındayım ve 40 senedir kitap okurum. Bizim Türk milleti skorlarla ilgilenir ya, bugüne kadar haftada en az üç kitaptan yaklaşık 6 bin 300 adet kitap devirdiğimi de söyleyeyim size.
Çok sevdiğim romanları sormayın, yerimiz dar. Yalnız Emma Bovary'e âşık olduğumu bilin. Kendisi ilk göz ağrımdır. Birisi, kocasını boynuzlayan bir aşüfteye vurgun olduğum için "ahlâksızlık" suçlamasıyla hakkımda dava açarsa ona, "anti-demokratlık"ta bile çağının epey gerisinde kaldığını söylerim. Flaubert, takriben yüz elli sene önce bu roman yüzünden yargılandı ve beraat etti zaten.
Biz de, roman kişilerinin sözlerinden ötürü, yazarlarına dava açmaya başladık. Bu konuda da Batı'nın epey gerisindeyiz. Elif Şafak hakkında, "Baba ve Piç"teki bir karakterin sözleri nedeniyle dava açılması kelimenin gerçek manasıyla çağdışıdır.
Zamanımızın çok gerisinde olduğumuz için Batı, bünyemizdeki çelişkileri görmekten haz alıyor. Laik anti-laik gerilimini seviyorlar, yazılarında İstanbul’daki gay hamamlarından söz etmekten hoşlanıyorlar, (Bovary'nin yazarı da Mısır'daki hamamlara takılmıştır! Bkz: Flaubert'in Papağanı, Julian Barnes), AB yanlısı liberaller ile AB'yi istemeyen milliyetçilerin kavgasını izlerken eğleniyorlar. Tabiatıyla roman diyalogları yüzünden yazar yargılayınca da bize bakıp gevrek gevrek gülüyorlar.
Elbette kırk yıldır okuyan bir taksi şoförü olarak Elif Şafak romanlarıyla ilgili bir kanaatim var, ama “Şafak romanlarının edebi değeri” başka bir bahis. Neticede yazarın yargılanması, hedef gösterilmesi roman türünün, bizim lümpenlerin kimyasıyla uyuşmadığını gösteriyor.
Bunlar, es kaza Bowles’un yazdığı "Esirgeyen Gökyüzü"nü okusalar, romanda Doğu'nun çöllerinde kendini arayan ruhu çölleşmiş Batılı bireyin yitimini görmez, Kit'in, kervandaki Arap tarafından iğfal edilmesini hayal edip tatmin olurlar. (Gençler! Şarkıcı Teoman, "Esirgeyen Gökyüzü"nü çok seviyormuş. Bir röportajında söylemişti. Siz de onu örnek alıp okursunuz belki.) 20. yüzyılın en iyi romanlarından biri olan Fowles’un "Büyücü"cüsünü okuyunca da yazarın dehasına hayran kalmaz, "Vay be! Bu ihtiyar, ne sado-mazo ortam yaratmış" diye geyik yaparlar.
Bunların politikaya heves etmiş olanları ise ABD'nin simgelerinden “Özgürlük Anıtı”nın minyatürlerini havaya uçuran bir yazarın hikâyesini anlatan Auster’ın "Leviathan"ını okurlarsa, "Biri bu romandan ilham alıp Atatürk heykellerini bombalar" kaygısıyla romanın Türkçe çevirilerinin toplatılması için dava açabilirler. Öyle ya, bu ülkede, "Kara Kitap"taki karga kovalayan padişah hikâyesinden ötürü Orhan Pamuk gibi büyük bir romancıyı okumayı reddeden siyasetçiler var. (Pamuk'un romanlarını okumayanlar ya da oku(ya)mayıp yarıda bırakanlar! Hiç itiraz etmeyin, Orhan Pamuk Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi romancılarından biridir.)
İnanın, bu ülkenin halini gördükçe "entel" bir taksi şoförü olarak bunalıyorum. Bazen buradan çekip gitmek istiyorum. Ama olmuyor işte. N'aparsın, bu ülke bizim. Zaten yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Biraz daha sabredeyim, sonra toprağı üzerime çekerim ufak ufak. Hem yaşlanınca tehlikeler de azalıyor. Buruşuk bir zeytin tanesi gibi ufaldıkça pek hürmet edecekler bana. Daha çok acı çeken daha üstündür. Ve ne kadar çok yaşarsan o kadar acı çekersin. Tıpkı roman "kahraman"ları gibi...
29 Eylül-5 Ekim 2006 1 Kasım 2006
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|