|
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
|
| |
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
|
| |
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
|
|
 |
Gevok ne yapsın?
Gewok, Kevork’un kısaltılmışı. Daha doğrusu yerel söylenişi. Ermenice ‘güvercin’
demek.
Demirci ustası Gevok doğma büyüme Derikli.
Sabahları kalkıp kiliseyi açıyor, duasını ediyor Gevok. Sonra esnafla selamlaşa
selamlaşa gidip dükkânında demirini dövüyor. Düz sıradan bir hayatı var. Gibi
görünüyor.
Ama çok üzgün Gevok usta. Üç kişi kalmışlar çünkü Derik’te. Bir o, bir Naif, bir
de Nurşalin.
Terzilik yapan eşi ölmüş, çocukları çoktan mesken tutmuş İstanbul’u. Diğer
Ermeniler gibi. Kalan üç kişi gidenlerin yolunu boşuna beklemiş. Ne giden geri
dönmüş, ne geçen zaman geri gelmiş.
Öylece kalakalmış, yalnızlığa alışamamış, yeni bir hayata başlayamamış. Karar
vermek zorunda şimdi. Gitmeli mi, kalmalı mı?
İşte bu durumu, tufandan sonra Nuh’un yalnızlığı üzerinden, İncil’den pasajlarla
anlatıyor Gevok.
Gevok, Meriç Ozan ve Mutlu Karadoğan imzalı bir belgesel film. 7. Altın Safran
Belgesel Film Festivalinde, Safranbolu’da izledim filmi. Amatör film
yarışmasında üçüncü oldu film. İzleyicisine duygu aktarmakta, derdini anlatmakta
başarılı olan, ince işçilikle kotarılan Gevok’u Safranbolu’nun içinde bulunduğu
durumu çağrıştırdığı için de önemsedim.
Safranbolu’nun kabuğu
Sahip olduğu zengin tarihi ve kültürel değer nedeniyle sadece Türkiye’nin değil
dünyanın gözde bir yerleşim yeri Safranbolu. O güzelim konakları, sokakları,
camileri, hanı hamamı, arastası son 30 yıldır dikkatle ve özenle restore
ediliyor, geçmiş olduğu yerde korunmaya çalışılıyor. Bu yüzden zaten UNESCO’nun
dünya mirası listesinde Safranbolu.
Ama işte o da, orada, Gevok ustanın yalnızlığının ve kararsızlığının bir
benzerini yaşıyor. Artık hayat eski hayat olmadığından, Safranbolu’yu Safranbolu
yapan zaman akıp gittiğinden geriye kalan ve ihtimamla korunan her şey bir
kabuktan öteye geçemiyor.
Geçemiyor çünkü konaklar aslına uygun restore edilse de yaşamıyor.
Ne bir konağın hayatında bir at kişniyor, ne dantel perdeli penceresinde bir
taze gelinin silüeti beliriyor, ne kanaviçe örtülerle bezeli bir sedirde evin
hanımı tesbih çekiyor, ne çocuklar şen kahkahalarıyla avluda oynuyor, ne de
bastonuna dayanmış bir dede konak kapısından çıkıp ağır adım camiye varıyor.
Suskun Safranbolu, durgun, küskün. Her şey yerli yerinde, ama hayat nerede?
Bu haliyle Safranbolu tam bir müze şehir işte.
Zaman durmuş, mekan dondurulmuş, özsuyunu yitirmiş eski şehir. Cilalı ama cansız.
Müzelerde sadece ölü kültürlerin sergilendiği gerçeğini kabul edip, gezdiğiniz
konaklara Safranbolu’daki hayatı temsilen yerleştirilen cansız mankenlerle
kifayet eder, sokaklarda ellerinde fotoğraf makineleri, ceplerinde giderken
bırakacakları paralarla gruplar halinde gezen turistleri yadırgamaz, yemeniciler
çarşısında yemeni yapana, bakırcılar çarşısında bakır işleyene rastlamamış
olmayı dert etmezseniz problem yok. Âlâ.
O zaman varın gidin Safranbolu’ya, kapatın gözünüzü ve hayal gücünüzü
çalıştırın. Sesler, kokular, kıpır kıpır insanlar yerine konsun, resim tastamam
olsun diye. Gözünüzü açtığınızda karşılaşacaklarınıza da sakın şaşırmayın.
Unutmayın, zaman aktı geçti. Giden gitti, yeni bir hayat var artık.
Kültürel tarihiyle anılan bir şehrin avamı da havası da, tepeden tırnağa popüler
kültüre teslim, haliyle.
Ay efeler de pek şeker!
E durum bu olunca haliyle, film festivali için düzenlenen, protokolün de hazır
bulunduğu töreni sunmak için sahneye süper mini eteği ile manken Doğa Bekleriz
çıkacak.
Ön sıralardan “Bu ne lan?!” ünlemi yükselse de, Safranbolu halkı tele-volelerde
gördüğü birini görmenin mutluluğuyla avuçları patlayana kadar alkış tutacak.
Film gösterimleri seyirci yokluğundan iptal edilirken, yöresel oyunlarını
sergileyen 50-60 yaşındaki efeler için “Ay ne şekerler” diyen; takma sakalıyla
orada kimi anıştırmak için var bulunduğu belli olan zata “Adın ne senin bakiim”
diye sorup aldığı “Nasreddin Hocaaaa!” cevabına hayli şaşıran manken kızımız
festivalin en mühim kişisi olacak.
Olacak, oluyor, oldu.
Zaman bir güvercinin kanadında çırpındı, geçmiş çoktan tarih oldu.
6 Ekim 2006
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Bosna: Kızkardeşimiz
Gevok ne yapsın?
Cezayir Sokağı, Fransız kolonisi mi?
Kurgu intikamını alıyor sayın seyirciler!
Gözlerine yağmur mu değdi?
Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar
"Ben Ötekidir"
Biri bizi oynatıyor
Yüzün dirilişi
Müslüm Baba damar arayışında
Beni öldürmeyen şey beni uyandırır
Cılk yaraların çocukluğu
İtiraf et, rahatlayacaksın!
Nuri Alço: Gazoza atılan ilaç
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|