|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
 |
Kurgu intikamını alıyor sayın seyirciler!
Yıllarca, çizgi filmlerin çocukların gerçeklik duygusunu zedeleyip
zedelemeyeceği hatta yok edip etmeyeceği tartışıldı. Yükseklerden aşağılara
düşüp de tek parça kalabilen, üzerinden silindirler geçse ve yamyassı olsa da
bir sonraki sahnede bedeni asıl formuna kavuşan çizgi film kahramanlarının çocuk
zihinlerini yanıltacağından, hayal ürünü kurguların, gerçeğin yerini alacağından
korkuldu. Ama işte, ya çizgi filmlerle büyüyen çocuklar büyümeden yetişkin
olduğu için, ya da aslında kimse gerçekten yetişmiş/büyümüş olmadığı, hep çocuk
kaldığı için karıştı gerçek olanla kurgu olan. Oyunun kendisi gerçek, gerçek
oyun oldu.
Bitimsiz bir oyunun içindeyiz ey okuyucu! Roller dağıldı, aklımız çelindi,
zihnimiz kaydı ve gerçek buharlaştı. Kurgusal bir neşenin, güven kılığına
bürünüp gelen toplumsal şizofreninin dibinde avutulmakta/uyutulmaktayız.
Şimdi buradan bakınca, Yeşilçam filmlerinde, siyah-beyaz televizyonlarda
izlediklerine inanıp galeyana gelenler nasıl da masum görünüyor değil mi, büyük
sahnenin kirli oyunlarının yanında? Küçük arabeskçiler etrafında koparılan ‘bu
çocukların hayatları acıyla kurgulanıyor, yazık oluyor’ tartışmaları nasıl da
kıldan tüyden kalıyor mesela.
Dizilerin sevimliliği elinden alınmış ‘havuç kafa’larının küçük olduğuna,
reklamların popoları parlatılmış bebeklerinin temizliğine, annelerinin topuklu
ayakkabılarını giyip makyaj malzemeleriyle yüzlerine resim yapan cici kızların
saflığına inancımızı yitirdik. Olan bitene, olup biterken gösterdiğimiz ölçüsüz
coşku, bugün cinnet sınırına dayanmış olarak çıkıyor karşımıza ve coşkuyla
cinnet arasındaki farkı fark edemez halde, aynaya bakacak yüzümüz kalmadığı
gerçeğiyle yüzleşiyoruz işte.
Hadi itiraf edelim, rahatlayalım; ninnilerle, masallarla avutulmaya alışmış
büyüklerin şifahi kültürle bağının çoktan koptuğu bilinse de, gösteri
kültüründen bu denli etkilenip seyiri hayat, hayatı seyir kılan atmosferde
akıllarının da buharlaşacağı akla gelmeyen bir durum değildi. Peygamberlerini
unut(tur)mayı seçen modern hayat gümbür gümbür inse de tepemize, vicdan sahibi
entelektüelleri de oldu bu çağın, olacakları haber veren. Görsel ve işitsel
bolluğun insan zihnini önce delik deşik edip sonra da o boşlukları kurgusal
olanla bir güzel yamayacağını, gün gelip geride yamadan başka bir şey
kalmayacağını, sahtenin sahici olanın yerini alacağını öngörüp çığlık çığlığa
söylemediler mi bunu bize? Söylediler. Söylediler ama kalabalığın temposuna,
gürültüsüne ayarlı kulaklar o kadar meşguldü ki, bir süre sonra inlemeye dönüştü
o çığlıklar, üstelik megafonları bile yoktu ellerinde bu çıplak uyarıcıların.
Uyarıcıların da uyandıramayacağı bir derinlikte oynanıyor artık hayat. Türk
filmlerinde izlediği kötü adamları yolda görüp papuçlarıyla, çantalarıyla
kovalayan komşu teyzelerin safiyane doğruluğu değil ki, bugün yaşanan. Durum
kritik, travma kronik.
Bugünden geriye doğru saysak bir yıl bile etmeyecek bir süre içinde hayatla
oyunun, kurguyla gerçeğin karıştırıldığı ne çok vaka yaşadık sayın seyirciler.
Hadi, filmi beraber geri alalım:
1. "Bu bir mafya dizisidir" ikazıyla yayınlanan Kurtlar Vadisi: Dizide Çakır kod
adıyla 'Türkiye seninle gurur duyuyor'luk bir simge ismi; Alaaddin Çakıcı’yı
canlandıran Oktay Kaynarca, kendini rolüne öyle bir kaptırdı ki; gerçeğe ancak
“öldürülerek" aydı. Ama kurguya teslim olan sadece o değildi ne yazık ki.
Gazetelere ölüm ilanı verip gıyabi cenaze namazı kılan ve ardından mevlit
okutanlar sayılamayacak bir yekun tuttu.
2. Aynı anda bir çok kanalda birden gösterilme ‘başarı’sına erişen Çocuklar
Duymasın: Dizide Meltem adında iki çocuk annesi mazbut bir kadını canlandıran
Pınar Altuğ, hayatını rolünün dışına taşırınca olanlar oldu. Gerçek kadın Pınar,
kurgu kadın Meltem gibi yaşamadığı için dizinin senaristi tarafından ‘uzaklar’a
gönderildi. Sonuç: Meltem’in fendi Pınar’ı yendi!
3. Entelektüelden sokaktaki vatandaşa kadar herkesin ‘ilgi’yle izlediği Asmalı
Konak: Dizinin hemen hemen tüm kahramanları bir süreliğine de olsa, izleyicinin
buyruğu üzerine kendileri olmaktan alıkonuldular. Maço tavırlı Seymen Ağa’yı
canlandıran Özcan Deniz’in incemsi sesiyle ağlak aşk şarkıları söylemesi
fanatiklerini hayli üzdü. Adam ekmeğini şarkıcılıktan değil oyunculuktan yemeğe
zorlandı.
4. Ekranların akıllara ziyan garabet ötesi programlarından Ben Evleniyorum: Bir
oyun, yarışma olarak başlayan zorlama ilişkilerden, bir adet oyuncak evlilik
çıktı ya da son evde görüldüğü üzere çık(a)madı ve çoğunluğunu kadınların
oluşturduğu kitleler gama, kedere boğuldu. Bir önceki evde hediyeleri hesap
edip, kaybetmektense evlenmeyi tercih eden Ati ile Şebnem evcilik oyunlarını bir
bebekle gerçek bile kıldı. Son evin başımıza doladığı Tülin’le Caner ise oyun
evinden evlenemeden çıktılar ama, ne gam. Onları birbirlerine pek yakıştıran
izleyicilerin ısrarı ile evciliklerini gündüz programlarında sürdürüyorlar
şimdi. Gelinlik damatlık giyip birbirlerine pasta yediriyor, dansa
kaldırıyorlar. Düzenlenen göstermelik kına gecelerine Türkiye’nin dört bir
tarafından koşarak icabet eden seyirci teyzeler, heyecandan titreyen elleriyle
altınlar takıyor ikisinin de yakasına, Tülin kahve pişirip dantel örtülü tepsiye
koyduğu fincanı Caner’e ikram ediyor diz kırıp eğilerek. Oyun, yoğun istek
üzerine devam ediyor. Ne yapacaksın, Türkiye bu oyunu seviyor.
5. Kalabalıkların gücü adına hüküm süren ‘acımam elerim’ programı Pop Star ve
türevleri: Bu yarışmalar sayesinde tanış olduğumuz, ‘kimse’ olmaya çabalayan
kerameti imajından menkul starcık adayları, ekranda gösterdiklerinin dışında bir
hayatları olduğunu unutmak istiyor, zaten kimse de kabul etmek istemiyor
gerçeği. Hayalinin peşinde koşan çocuklar kendilerine biçilen fistanlara öyle
çabuk alışıyor, ekrana yansıyan görüntülerinden öyle çabuk sarhoş oluyorlar ki;
en az onlar kadar starının peşinde koşan seyirci de şaşırıp üzülüyor parıltılı
elbiselerin gerçeğin keskinliğiyle paralanmasına.
6. (Gerçi şimdi ele alacağımız madde bir yıldan yaşlı ama, saymadan
geçemeyeceğim ben, izninizle): Uğur Dündar’ın sanırım TRT’de başlattığı program
formatı; İşte Hayatınız, Yasemin’in Penceresi ve diğerleri: Programa konuk olan,
‘topluma mal olmuş’ ünlü kişi, o vakte kadar kurgulayıp sunduğu hayatının
dışında gerçek hayatından koparıp unutmaya terk ettiği parçalarıyla,
kişileriyle, olaylarıyla milyonların önünde yüzleştiriliyor. Gösterilenle ‘şok’
olan/zaten olması beklendiği için öyle kurgulanan program sonrasında ünlü
kişinin hayatı topluma/medyaya bu kez gerçekten ‘mal’ oluyor.
7. Bilimum 'İtiraf' programları: Milli felaketlerimizden Reha Muhtar’ın başını
çektiği pornografi ustalarının yaptığı, itirafa, teşhire ve gözetlemeye ama
özellikle didiklemeye dayalı programlarda ‘itiraf’ eden ister ünlü olsun ister
ünsüz, gizlenmiş gerçek açıklandığı dakikada gerçek olmaktan çıkıp kurgusal bir
atraksiyona dönüşüyor. Safrası kusulan hayat, pis bir oyun oluveriyor.
8. (Atladığımız vakalar olmuştur mutlaka. Boşlukları siz doldurun lütfen.)
İş, çocukları tehdit eden çizgi film boyutlarını çoktan aştı işte, büyükler ve
hayat tehlikede şimdi. O yüzden, kağıt üzerinde tasarlanıp ekran yüzüne yazılan
karton hayatlar, yavaş yavaş hayatın ‘oyun’ alanına akıyor, zihnimiz kayıyor,
aklımız karışıyor sevgili seyirciler. Kurgu artık gerçeğe galebe çalıyor.
Truman oyuna uyanmış ve çemberden çıkmayı başarmıştı ama ya biz? Siz? Yoklayın
bakalım hayatlarınızı, zihinlerinizi, etrafınızdaki çemberi. Gerçek misiniz?
Oyunda mısınız yoksa?
23 Nisan 2004
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Bosna: Kızkardeşimiz
Gevok ne yapsın?
Cezayir Sokağı, Fransız kolonisi mi?
Kurgu intikamını alıyor sayın seyirciler!
Gözlerine yağmur mu değdi?
Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar
"Ben Ötekidir"
Biri bizi oynatıyor
Yüzün dirilişi
Müslüm Baba damar arayışında
Beni öldürmeyen şey beni uyandırır
Cılk yaraların çocukluğu
İtiraf et, rahatlayacaksın!
Nuri Alço: Gazoza atılan ilaç
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|