| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Gözlerine yağmur mu değdi?
Unuttun mu yoksa, hani ilkbahardı. Bir sabahtı. Ilık damlalar düşüyordu yüzümüze, ıslatıyordu. Sanıyordum ki; yeşildi damlalar. Ya öyle yeşil damlatıyordu Rabbim onları, ya yolda üşenmiyor melekler boyuyordu hepsini birer birer.
Kasketinin altına gizlenmiş yaşlı bir amca vardı, köşedeki bakkaldan çıkıyordu. Ona bir şey sorduk, adres mi ne? Şımarıktık. İçimizdeki saklı çocuğa uymuştuk.
Nerden bulduk bilmem, bir şemsiyemiz oldu o ara; birdenbire! Sığındık altına, sığıştık. Kıkırdadık. Ah neyse ki tez farkettik yanlışımızı, yağmurdan kaçmak olur mu ki!
Arnavut kaldırımları ıslanmış, parıldamıştı. Menekşelerin, zambakların, gülfatmaların arasına marul, maydonoz ekilmiş bahçeleri vardı evlerin. Çoğu tek katlıydı. Sokakta bizden ve bi saçak altı arayan kedi köpeklerden başka kimsecikler yoktu. Tüllerini aralayıp bakanlar oldu. Sen kızdın ama ben tutamadım kendimi, el salladım onlara.
Kıyıya gittik, denize düşen damlaların neler yaptığını görmeye. Aman bir telaş, bir telaş. Küçük küçük mantarlar çıkıp çıkıp batıyordu denizin yüzünde. Halkalanıyor, el ele tutuşuyor sonra sakinleşiveriyorlardı. Sen de farketmiş miydin, deniz yemyeşildi.
Bir şairin izinden gidiyorduk. Bir köye varmıştı yolumuz. Çamurlara batmak güzeldi. Bahaneydi aslında hepsi.. paçalarımız kirleniyordu ama, bana neydi.
Yorulduk, kilisenin yanındaki köy kahvesinde soluklandık. Omuzuna havlu atmış kahveci demli çaylar getirdi bize. Televizyon açıktı, arada bir gözümüzü oraya çeviriyor, sigaralarımızı teneke kül tablasında eziyorduk.
Sen susmuyordun. Sen de bir şey var diyordun, ne çok şey. Ne diyordum ben de, bende ne var. Gözlerin var diyordun. Ellerin var, sesin var, sonra gülüşlerin. Rüzgarlı eteklerin var mesela. Gülüyordum. Gözlerini kısıp, sen kendini prenses mi sanıyorsun diye soruyordun.
Değince gözlerimiz birbirine, sanıyorduk ki dünya durdu, hayat sustu, söz bitti. Gözlerinin önünde kırmızı ışıkta geçip çıldırttığın trafik polisine, o güzel başını uzatıp arabanın camından, ne de güzel demiştin: Kusura bakma. Aşığız da biz!
Bakmak için birbirimizin gözlerine, sebeplere ihtiyacımız yoktu. Hem niye olsundu ki? Aşıktık biz. Aman Allahım; daha ne olsundu?
İstanbul'a dönerken MFÖ çıktı bir ara radyoda. Haber verdiler, bu sabah yağmur var İstanbul'da deyip güldürdüler bizi. İşte o zaman, sana baktığımda birdenbire farkettim ki, gözlerin yeşildi senin! Hep mi öyleydi, yoksa yağmur değdi de öyle mi oldu, ben bunu hiç bilemedim.
26 Temmuz 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|