| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar
Hepimiz haber bülteni izleriz. Hangi kanalda, hangi bakış açısından çıkmış olursa olsun, her haberin bir alıcısı vardır. Ve yine, hepimiz reklam izleriz. Üreticilerin ve tabii reklamcıların gözünde her birimiz tüketiciyizdir. Onlar için eğer tüketiyorsak varızdır.
Jacques Sequela'nın "şizofrenmedya" tanımı tam da, haber bültenlerinin yayını sırasında görünür olur. Ancak medyaya, medyadan yayılan mesajlara maruz kalan, hedef olan izleyiciler bizler olduğumuza göre, "şizofrenmedya" tanımı, durumumuzu izahta yetersiz kalır. Burada, tek yönlü bir etki sonucunda oluşan iki farklı psikolojik "hal" söz konusudur. Üstelik birbirine çok yakın ve kısa süreler içinde yaşanan bu ruhsal değişimler, içine düştüğümüz durumun derecesine dair işaret fişekleri gibidir. Bu yüzden "şizofrenmedya" tanımını tersinden okuyup, "medyatik şizofreni" dersek, halimizi anlamaya yaklaşmış oluruz.
Medyatik şizofreninin yakamıza yapıştığı, üzerimize en yoğun şekilde bulaştığı saat hiç şüphesiz, haber bültenlerinin yayın saatleridir. Zira haber bültenleri ve bülten arasında yayına giren reklam kuşakları herbirimizi medya kaynaklı bir şizofreniye sürükler.
Haber bültenleri, herbirimizin dikkatini onulmaz problemlere, önüne geçilemez olaylara, ölümlere, kazalara çekmeye çalışır. Kurgulanan dünyanın değil merkezinde, çevresinde bile değilizdir. Edilgen tanıklar olmaktan öte işlevimiz yoktur. Ancak haberin bir parçası olursak, (Bakınız: gazetelerin üçüncü sayfaları, reality showlar ya da bu çizgide yapılan ajitasyon soslu haberler) kaale alınabiliriz. Bunların dışında, haber bültenlerinin ördüğü dünya, hep ulaşamayacağımız uzaklıktadır. Haberler, bizi kendimizden uzaklaştırıp çevremize, dünyada olup bitenlere dönmemizi sağlamayı hedefler.
Reklamlar ise kendimize dönmemizi ister. Sıkıntıya, endişeye, korkuya, çaresizliğe, çirkinliğe, çözümsüzlüğe tahammülü yoktur reklamların. Çünkü her durum için çok kolay, pratik bir çözüm teklifi vardır. Masa örtünüze reçel mi döküldü? Ya da çocuğunuz oyundan üstü başı kir pas içinde mi döndü? Kocanızın gömleklerinin yakaları ne yaparsanız yapın yeterince temizlenmiyor mu? Saçlarınız cansız ya da kepekli mi? Üzülmeyin. Buna hiç gerek yok. Siz söylenen deterjanı ya da şampuanı alın yeter. Bir sabunun, deodarantın, şampuanın yahut diş macununun yapamayacağı şey yoktur. Sizi sıkıntılarınızdan kurtarır, kendinize güvenmenizi sağlar. Herkes sizdeki değişikliğin ya da elinizin değdiği işin farkındadır. Takdir görür, beğenilirsiniz. Size sadece mutlulukla gülümsemek kalır.
Dünyanın merkezine yerleştirildiğimiz, problemlerimizin tılsımlı bir kelimeyle sona erdirildiği remlam kuşağı biter ve haberler girer yayına. Haberlerin ciddi görünüşlü spikeri-anchormanı heyecan içinde okur haberlerini. Dış ilişkiler de mutlaka bir kaç pürüz vardır, bir savaş çıktı çıkacaktır. Ülkede de işler iyi gitmemektedir. Yeni bir kriz patlayabilir, borsa düşebilir, dolar fırlayabilir bir durum ya vardır, ya eli kulağındadır. Gelişmeler içimizi hiç de açmamakta, gönlümüzü ferahlatmamaktadır. Skandalların, kazaların, bombaların, cinayetlerin ardı arkası kesilmez.
Verilen haberlerin hemen hemen hepsi çözümsüzdür ya da çok uzun vadede (belki) çözülebilir görünmektedir. Tek tek bireyler olarak yapabileceğimiz bir şey yoktur. Haberdar olmak ise, çözüm için yeterli değildir. Edilgenlik bir süre sonra yerini umursamazlığa bırakır. Oysa reklamlar verdikleri mesajlarla her soruna pratik bir çözüm sunmaktadır. Yapılması gereken tek şey, reklamını izlediğiniz ürünü gidip almaktır.
Haber bülteni izlerken bir dış dünyaya döneriz, bir kendimize. Haberlerle edilgenleşir, reklamlarla inisiyatif sahibi oluruz. Haberlerin satır aralarında, önemsiz ve değersiz olduğumuzu, "ileti"nin hedeflediği genel "alıcı" olmaktan öte bir anlam taşımadığımızı, bir "hiç" ya da iyimser bir konumlanışla "kalabalıkta bir nokta" olduğumuzu farkederiz. Herşey bizim dışımızda, ötemizde olup bitmektedir.
Oysa reklamlar bize seslenmekte, bizden, problemlerimizden bahsetmektedir. Sanki "ileti"nin tek "hedef"i bizizdir. Dünya bizden ibarettir. Yanımızı, yöremizi şekillendirebilir, küçük bir hareketle dünyamızı değiştirip güzelleştirebiliriz. Üstelik bunca şey, sadece ve sadece kendi varlığımızla, alacağımız bir kararla mümkündür. Büyüleniriz. Haberler başlar, büyü bozulur ve hepimiz; medyayla baş edebilme, medyadan korunabilme yetilerimiz ve pratiğimiz ölçüsünde az ya da çok medya kaynaklı bir şizofreninin kucağına yuvarlanıveririz.
3 Aralık 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|