d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Daha fazla kitap için tıklayın!

SEVGİLİM HAYAT
Fadime Özkan
FADİME ÖZKAN
faozk@yahoo.com

Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar

Hepimiz haber bülteni izleriz. Hangi kanalda, hangi bakış açısından çıkmış olursa olsun, her haberin bir alıcısı vardır. Ve yine, hepimiz reklam izleriz. Üreticilerin ve tabii reklamcıların gözünde her birimiz tüketiciyizdir. Onlar için eğer tüketiyorsak varızdır.

Jacques Sequela'nın "şizofrenmedya" tanımı tam da, haber bültenlerinin yayını sırasında görünür olur. Ancak medyaya, medyadan yayılan mesajlara maruz kalan, hedef olan izleyiciler bizler olduğumuza göre, "şizofrenmedya" tanımı, durumumuzu izahta yetersiz kalır. Burada, tek yönlü bir etki sonucunda oluşan iki farklı psikolojik "hal" söz konusudur. Üstelik birbirine çok yakın ve kısa süreler içinde yaşanan bu ruhsal değişimler, içine düştüğümüz durumun derecesine dair işaret fişekleri gibidir. Bu yüzden "şizofrenmedya" tanımını tersinden okuyup, "medyatik şizofreni" dersek, halimizi anlamaya yaklaşmış oluruz.

Medyatik şizofreninin yakamıza yapıştığı, üzerimize en yoğun şekilde bulaştığı saat hiç şüphesiz, haber bültenlerinin yayın saatleridir. Zira haber bültenleri ve bülten arasında yayına giren reklam kuşakları herbirimizi medya kaynaklı bir şizofreniye sürükler.

Haber bültenleri, herbirimizin dikkatini onulmaz problemlere, önüne geçilemez olaylara, ölümlere, kazalara çekmeye çalışır. Kurgulanan dünyanın değil merkezinde, çevresinde bile değilizdir. Edilgen tanıklar olmaktan öte işlevimiz yoktur. Ancak haberin bir parçası olursak, (Bakınız: gazetelerin üçüncü sayfaları, reality showlar ya da bu çizgide yapılan ajitasyon soslu haberler) kaale alınabiliriz. Bunların dışında, haber bültenlerinin ördüğü dünya, hep ulaşamayacağımız uzaklıktadır. Haberler, bizi kendimizden uzaklaştırıp çevremize, dünyada olup bitenlere dönmemizi sağlamayı hedefler.

Reklamlar ise kendimize dönmemizi ister. Sıkıntıya, endişeye, korkuya, çaresizliğe, çirkinliğe, çözümsüzlüğe tahammülü yoktur reklamların. Çünkü her durum için çok kolay, pratik bir çözüm teklifi vardır. Masa örtünüze reçel mi döküldü? Ya da çocuğunuz oyundan üstü başı kir pas içinde mi döndü? Kocanızın gömleklerinin yakaları ne yaparsanız yapın yeterince temizlenmiyor mu? Saçlarınız cansız ya da kepekli mi? Üzülmeyin. Buna hiç gerek yok. Siz söylenen deterjanı ya da şampuanı alın yeter. Bir sabunun, deodarantın, şampuanın yahut diş macununun yapamayacağı şey yoktur. Sizi sıkıntılarınızdan kurtarır, kendinize güvenmenizi sağlar. Herkes sizdeki değişikliğin ya da elinizin değdiği işin farkındadır. Takdir görür, beğenilirsiniz. Size sadece mutlulukla gülümsemek kalır.

Dünyanın merkezine yerleştirildiğimiz, problemlerimizin tılsımlı bir kelimeyle sona erdirildiği remlam kuşağı biter ve haberler girer yayına. Haberlerin ciddi görünüşlü spikeri-anchormanı heyecan içinde okur haberlerini. Dış ilişkiler de mutlaka bir kaç pürüz vardır, bir savaş çıktı çıkacaktır. Ülkede de işler iyi gitmemektedir. Yeni bir kriz patlayabilir, borsa düşebilir, dolar fırlayabilir bir durum ya vardır, ya eli kulağındadır. Gelişmeler içimizi hiç de açmamakta, gönlümüzü ferahlatmamaktadır. Skandalların, kazaların, bombaların, cinayetlerin ardı arkası kesilmez.

Verilen haberlerin hemen hemen hepsi çözümsüzdür ya da çok uzun vadede (belki) çözülebilir görünmektedir. Tek tek bireyler olarak yapabileceğimiz bir şey yoktur. Haberdar olmak ise, çözüm için yeterli değildir. Edilgenlik bir süre sonra yerini umursamazlığa bırakır. Oysa reklamlar verdikleri mesajlarla her soruna pratik bir çözüm sunmaktadır. Yapılması gereken tek şey, reklamını izlediğiniz ürünü gidip almaktır.

Haber bülteni izlerken bir dış dünyaya döneriz, bir kendimize. Haberlerle edilgenleşir, reklamlarla inisiyatif sahibi oluruz. Haberlerin satır aralarında, önemsiz ve değersiz olduğumuzu, "ileti"nin hedeflediği genel "alıcı" olmaktan öte bir anlam taşımadığımızı, bir "hiç" ya da iyimser bir konumlanışla "kalabalıkta bir nokta" olduğumuzu farkederiz. Herşey bizim dışımızda, ötemizde olup bitmektedir.

Oysa reklamlar bize seslenmekte, bizden, problemlerimizden bahsetmektedir. Sanki "ileti"nin tek "hedef"i bizizdir. Dünya bizden ibarettir. Yanımızı, yöremizi şekillendirebilir, küçük bir hareketle dünyamızı değiştirip güzelleştirebiliriz. Üstelik bunca şey, sadece ve sadece kendi varlığımızla, alacağımız bir kararla mümkündür. Büyüleniriz. Haberler başlar, büyü bozulur ve hepimiz; medyayla baş edebilme, medyadan korunabilme yetilerimiz ve pratiğimiz ölçüsünde az ya da çok medya kaynaklı bir şizofreninin kucağına yuvarlanıveririz.

3 Aralık 2002

• Yazarın diğer yazıları...

Bosna: Kızkardeşimiz
Gevok ne yapsın?
Cezayir Sokağı, Fransız kolonisi mi?
Kurgu intikamını alıyor sayın seyirciler!
Gözlerine yağmur mu değdi?
Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar
"Ben Ötekidir"
Biri bizi oynatıyor
Yüzün dirilişi
Müslüm Baba damar arayışında
Beni öldürmeyen şey beni uyandırır
Cılk yaraların çocukluğu
İtiraf et, rahatlayacaksın!
Nuri Alço: Gazoza atılan ilaç

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Altın prangalar demir olanlardan çok daha kötüdür. - M. Gandi

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby