| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
"Ben Ötekidir"(*)
Ben'in Paranoyası: Öteki
Öteki, yani ben olmayan. Ben, ötekinin ötekisi. Birbirine muhtaç ikili bir ilişki. Ben, kendini tanımlayabilmek için önce ötekini keşfediyor. Kendini ancak, ötekinden kendine doğru hareket ederek tanımlayabiliyor. Ötekini, kendine göre eksiklikleri ya da fazlalıklarından faydalanarak farkediyor. Kendini tanımladığı ve ötekini nesneleştirdiği anda kendisini özneleştiriyor ve merkezi kendisi olan ilişkiyi kuruyor. Bu, benin düzenlediği hiyerarşiyi oluşturuyor. Özne/ben tek başına aciz ve anlamsız. Kendi yabancısına muhtaç. Ben ötekini keşfediyor, nesneleştiriyor ve ötekini dıştalamanın, zapt-ü rapt altına almanın yollarını arıyor. Ben'e göre ötekinin de ötekileri var. Böylece birbirinden bağımsız ya da içiçe, sayısız sayıda ikili ilişkiler ve mikro iktidarlar oluşuyor. Ben, iflah olmaz bir şekilde 'öteki' arayışı içinde. Öteki, hep ben'in içinde.
'Ben ve öteki', 'biz ve onlar', 'yerli ve yabancı'... gibi ikili yapılarda ilişki, ilişkinin her iki tarafı için de iki yönlü işliyor: İçe ve dışa doğru. Ben/biz/yerli ve öteki/onlar/yabancı tarafları, bu ilişkideki konumlarını hem kendileri için ve kendilerine doğru, hem de kendileri olmayan için ve kendilerinden dışarıya doğru kurmak ve devam ettirmek durumundadır. Özne bu ilişkideki merkezi yerini ve ötekine karşı kurduğu iktidarını haklılaştırmak için gerekçeler üretir, kendini buna ikna eder ve sürekli olarak bunu kendine tekrar eder. Ötekini kendisi için 'mutlak öteki'leştirir. Buna iman eder. Aynı şeyi ötekine karşı da yaparak, onu kendisinin ötekisi olduğuna alıştırır ve bu ilişkiyi iki taraf için de, başka türlü olmasının imkansız olduğuna inandırır. Aynı iki yönlü işleyiş öteki için de geçerli. Yani aynı mekanizma ötekinde de, içe ve dışa doğru işler. Bu ikili yapılanma, her iki taraf için de zihinsel anlamda narkotik etkisi taşır. Tarafların oluşturulmuş, kalıplaştırılmış davranışları ve beklentileri artık her iki taraf için de önceden bellidir. Kalıba sokulmuş ilişki biçimi, her iki taraf için de kabullenilmiş ise zihinsel uyuşukluğu başlatır. Bu, tarafları rahatlatır, durumu meşrulaştırır.
Ben paranoid şekilde, kendine benzemeyeni, yabancı olanı keşfettiği anda tehlikeli buluyor ve kendini koruma duygusuyla tehlikenin ortadan kalkması için onu ya kendisine benzemeye zorluyor, asimile etmeye çalışıyor ya da algıladığı tehlikenin boyutlarına göre öteki üzerinde düşmanca bir strateji geliştiriyor. Ötekini reddederek aslında onu bir 'erişilmezlik' zırhına bürüdüğünün (ve büyülendiğinin) farkına bile varmıyor ve korkarak, kızarak ve şaşırarak ötekini tehlikeli, küstah ve şımarık buluyor. Kendi paranoyasının kurbanı oluyor. Ben, bu noktadan sonra "başkaları cehennem" demeye başlıyor.
Ben ve öteki arasındaki ilişkide roller bellidir. Bu rolleri belirleyen de elbetteki özne/ben'dir. Ben/biz/yerli olan kural koyan, konuşan, yazan, planlayan, strateji geliştiren, akılcı olan, sınırları tanımlı ve katı olandır. Öteki/onlar/yabancı kurallara tabi olan, dinleyen, okuyan, öznenin yaptığı planlamaya uyması beklenen, taktik geliştiren, duygusal olan, sınırları değişebilir-muğlak olan ve özneye göre esnek olandır. (1) Ben ve öteki ilişkisinde benin koyduğu bu ilişki yapısını öteki de benimsemiş ve seçeneklerden birini kabul etmiş ise problem yok. Problem, ikili yapının taraflarından birinin özellikle de edilgenleştirilmiş olan ötekinin itirazıyla başlıyor. Ötekinin, ilişkiye ve dolayısıyla ben'e karşı takındığı kayıtsızlık bile ben'i çileden çıkartmaya yetiyor.
Modern Ulus Devletin Paranoyası: Bireyin Başkası Olma Hakkı
Modern ulus devlet öncesi insan topluluklarında kollektif yaşam 'benzerlikler' temeli üzerine bina edilmişti. Modern ulus devlet ise 'farklılıklar' üzerine kuruldu. Modernite öncesi toplumlarının, farklılıkları yok saymak gibi bir sorunu yoktu, onlar için farklı olan yabancıydı. Modern çağın yönetim biçimi olarak ortaya çıkan ulus devlet, yabancı kavramını ortadan kaldırmak iddiasına sahipti. Dinsel, etnik, cinsel ve kültürel farklılıkları tek potada eriterek, daha doğrusu tasfiye ederek 'yurttaş' tanımını geliştirdi.
Modern ulus devlet, devlet-yurttaş ilişkisinde bireyi salt siyasal özne olarak algıladı ve yurttaşlarını birbirine eşit konumlandırdı. Yurttaşlar birbirlerine eşit olabilmek ve devlet tarafından böyle tanınabilmek için dinsel, etnik ve kültürel kimliklerinden vazgeçmek zorunda kaldılar. İnsanı aidiyetlerinden, içsel ve aşkın boyutundan koparıp salt bireysel kimliğiyle tanımlayan ve 'başkası olma hakkı'nı yadsıyan ulus devlet, kendi tanımladığı kimliği, egemenliği altındaki tüm bireylere dayattı.
Modern ulus devlet, egemenliği altındaki yurttaşlarıyla olan ilişkisini "ben ve öteki" ilişkisinin saikleriyle oluşturmuş durumda. Onları, birbirlerine göre olan eksik ve fazlalıklarından, farklılıklarından arındırarak bir üst kimlik altında toplar. Kendini ve rollerini egemenliği altındakilere bakarak, onlardan hareket ederek tanımlar. Tıpkı 'ben ve öteki' ilişkisinde olduğu gibi kendini tanımlayarak ve özneleştirerek iktidarını ve merkezde kendisinin olduğu hiyerarşik yapıyı oluşturur. Tebaasını zapt-ü rapt altına almak için yönetme, korunma, caydırma ve baskı mekanizmalarını kurar, geliştirir ve uygular. Kendi varlığını onlara borçlu olduğunun farkında oluşu onu büyülediği gibi korkutur da. Bunun farkedilecek ve egemen olduğu kitle tarafından da böyle algılanacak oluşunu en büyük tehlike olarak görür. Tehlikeyi ortadan kaldırmak için kurduğu mekanizmayı her zaman güçlü ve işler tutmaya gayret eder. Egemen olduğu kitlelerin, kendilerine verdiği kimliğin ve onlar için geliştirdiği rollerinin dışına çıkmasını önlemeye çalışır.
"Ben ve Öteki"nde her iki taraf için de işleyen iki yönlü ilişki "devlet ve tebaa" için de iki yönlü işler. Modern Ulus Devlet de, tebaa da bu ilişki biçimini hem içselleştirirler, hem de kendilerinin dışında kalan muhatapları için sürekli olarak tekrarlayarak onaylarlar. Bu yineleyerek onaylama, ilişki biçimini meşrulaştırır ve rolleri kesinleştirir. Her iki taraf da, ilişkiyi haklılaştırmak ve kalıcılaştırmak için geliştirilmiş söylemlere sahiptir. Modern ulus devlete ilişkin tasavvur ve söylem resmidir ve tabii ki baskındır. Devletin ötekisinin, kendisine verilen rolden dolayı hoşnutsuzluğunu dile getirmesi, yeni taleplerde bulunması baskın olan tarafa rahatsızlık verir ve eğer esneme yeteneğine sahip değilse baskıyı artırır.
Dünyada ve ülkemizde epeyce bir süredir hızlı bir öze dönüş süreci yaşanıyor. Devletin ötekileştirdiği yurttaşlardan itiraz sesleri yükseliyor. İnsanlar artık kendilerini, devletin dayattığı bireysel kimlikleri yerine dinsel, dilsel, etnik ve kültürel kimlikleriyle tanımlıyorlar. Sadece birey olarak değil aidiyetlerini oluşturan, içinde bulundukları cemaat, topluluk gibi kollektivitelere ait kimlikleriyle tanınmak ve kamusal alanda bu kimlikleriyle var olmak istiyorlar. Sahip oldukları hak ve özgürlükleri salt bireysel kimlikleri ile değil aidiyet kimlikleriyle de kullanmayı talep ediyorlar. Vazgeçirildikleri ve kendilerine unutturulmak istenen kimliklerini hatırladılar ve geri istiyorlar.
Kamusal alanda "öteki" kim?
Kamusal alan, modern ulus devletle ortaya çıkan bir olgu. Modern ulus devletin bireysel kimlikleriyle tanıdığı ve birbirine eşitlediği yurttaşlarının ortak mekanı. Kamusal alanda üretilen yaşam, ötekiyle karşılaşma sanatı. Modern ulus devletin dinsel, etnik, cinsel ve kültürel kimliklerini tasfiye ettiği, birbirine eşitlediği ve her birine eşit olmayı vaadettiği yurttaşlarının karşılaması ve paylaşması için oluşturduğu ortak bir zemin, kamusal alan. Modern çağa özgü planlama anlayışı çerçevesinde öteki ile birlikte yaşamanın en kabul gören yöntemi, mekanda muğlaklığı ve rastlantısallığı rutinleştirmek, yabancıların karşılaşmasındaki sürprizi "gereksizleştirmek" oldu... Tehlikeyi yok etmek için sosyal ve fiziki mekanda farklılıklar, muğlaklıklar ve karmaşa yani öteki izole edildi. (2) Günümüz insanı, öteki olduğunun farkında ve izole edilmek, asimile olmak değil ötekiliğini oluşturan farklarıyla tanınmak ve kamusal alanda bu kimliğiyle var olmak istiyor.
Modern ulus devlet kamusal alanın, bireysel kimlikleriyle tanıdığı herkes için geçerliliğe sahip olduğunu kabul eder. Ancak, öteki konumundaki yurttaşların modern ulus devletin tanımadığı ve tasfiye ettiği kimliklerine ilişkin talepleriyle ortaya çıkan durumu belirsiz bırakır. Talep doğrultusunda yeni bir düzenleme yapmayarak karmaşaya neden olur. Bu da, modern öncesi devletin yabancı kabul ettiğine karşı geliştirdiği açık ve dürüst tavrın, modern ulus devlette zımni olarak devam ettirildiğini gösterir.
Modern ulus devletlerin yurttaş tanımı ile günümüz dünyasında ve ülkemizde ortaya çıkan yeni kimlik tanımları ve tanınma talepleri birbirleriyle çatışabilmekte ve çoklukla da yeterli olmamaktadır. Taleplere ilişkin yasal düzenleme yapma esnekliğini göstermeyen modern ulus devlet, yurttaşları ile arasında ortaya çıkan tatminsizliğin giderilmesi zorunludur. Modern ulus devlet, kimliği resmi yurttaş kimliğine zaten uyan ve başka bir talepleri de olmayan kimi yurttaşların böylelikle, ayrıcalıklı bir konuma yükseltmiş, yurttaşları arasındaki hak ve özgürlük kullanımındaki eşitliği bazıları aleyhine bozmuş olmaktadır.
'Devlet ve yurttaş' arasındaki ikili ilişkide devletin, yurttaşları arasında bir ayrıcalık doğuran tavrı, yurttaşları arasında başka başka 'ben ve öteki' ilişkileri doğurur. Oluşan böyle bir ikili ilişkide tehlikeli olan ise; devletin taraflardan birini tutması, eşitini ötekileştiren tarafın gücünü devletten alması olacaktır. Hem içinde yer aldığı idare sistemi, hem de kendi eşiti tarafından ötekileştirilen kişi, bir anlamda garipleşmiş olmaktadır. (3) Bunun giderilmesi için gerekli diğer düzenlemeler gibi kamusal alan da, yeniden tanımlanmaya ve yurttaşların birarada ve eşit olarak bulunabileceği, evrensel insani hak ve özgürlüklerini kullanabileceği bir zemin olarak düzenlenmeye muhtaçtır.
15 Ekim 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|