d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!

SEVGİLİM HAYAT
Fadime Özkan
FADİME ÖZKAN
faozk@yahoo.com

Cılk yaraların çocukluğu

Pek çok alan için bir milat işlevi taşıyan 1980'lerle birlikte Türkiye toplumu, çerçevesini devletin çizdiği yeni bir iktidar biçimiyle tanıştı. Bu, toplumun pek az alışık olduğu bir iktidar biçimiydi. Yasaklayıcı değildi. Bilakis; özgürleştirici, açıcı hatta kışkırtıcı bir iktidar biçimiydi. Vaadlerle doluydu. Kemalist ideolojinin "yüksek" kültürü karşısında bir "aşağı" kültür patlamasıydı yaşanan.

Devletin tepeden inmeci modernleşme projesi henüz dişe dokunur bir yol bile katedememişken askıda kalmış, oluşturulmaya çalışılan modern kimlik parçalanmıştı. Tüketime dayalı kitle kültürünün baskın kültür haline gelmesi için ilk tohumlar atılmaya başlandı. Kurumsal iktidarın hep dışında kalan / tutulan insanlar bu yolla şimdi kendilerini daha da özgür hissediyorlardı.

Arabeske konan yasak kalkmış, devletin televizyonu da dahil olmak üzere arabesk müziğin sesi daha bir gür çıkmaya başlamıştı. İnşaatında amele olarak çalıştıkları apartmanların kapıcı dairesinde yaşayıp memleketteki akrabalarını da buyur edenler alışkanlıklarıyla maaile şehre yürümüştü.

Aynı dönemde basın, hedonist bir yaklaşımla teni ve cinselliği keşfetti. Özgürleşme ve bireyselleşme adına, daha önce mahrem kabul edilen her şeyin üstündeki örtü iştahlı bir hırsla çekildi, cinsellik neredeyse sözü ısrarla edilen tek konu halini aldı. Sınıflandırılan ve örnekleriyle anlatılan cinsel eğilimler hazırlanan "araştırma dosyaları"yla kamuoyuna sunuluyordu. Geniş toplum kesimlerinin bilmediği, bu yüzden de bir 'giz' içerdiği varsayılan her şey, 'haberdar etme' görevini aşkla yerine getiren basının eliyle deşiliyor, böylelikle meşru bir alana çekiliyordu. Konuşulan herşeyin özgürleştiği, özgürleştirdiği varsayımı yüceltildikçe yüceltildi.

Yırtmaya çalışan toplum kesimlerinin günden güne palazlanmasıyla kültürel ortamda tam bir yırtılma yaşandı. Kültürel kimliklerin tek tek adı konulup her alandaki "taşra" keşfedilirken, ihtilal sonrasının "dışarı"da kalan aydınlarının bir kısmı yükselen popüler kültürü eleştirmeye, bir kısmı ise medya ve reklem sektörüne kayarak aynı kültürü üretmeye yöneldi.

"Pop çağı ateşi" yakılmıştı bir kere. Kültürdeki çeşitlilik neredeyse kaybolmaya başlamış, hızlı bir "benzeşme" süreci başlamıştı. Hakan Peker'in "sosyeteye girmiş köylü güzeli" şarkısı, hem köylerdeki ve şehirlerdeki köylülerin hem de sosyetenin diline düşmüştü.

Yazılı basının, özellikle dergilerin başlattığı bu süreç, özel televizyon kanallarının da devreye girmesiyle baş döndüren bir ivme kazandı. Ekranlar "hey özgürlük!" diye diye içeriğini kaybetmiş, yoz bir kültürün gönüllü taşıyıcısı oldular. Tüm toplum köşe dönmeciliğin, parayla kolaycacık ve zaman kaybetmeden buluşmanın yollarını aramaya başlamış, "yırtmış" şöhretlerin iyi birer takipçisi, izler tutsağı olup çıkmıştı. Magazinin herşey olduğu bu dönemde ekranlar, salınarak varolan kadınlar ve kadınsılaşmış erkeklerle doldu.

Kültürel düzeyin bu kadar düşürüldüğü ve ticarileştiği bir dönemden çocuklar da payını aldı elbette. Toplumu daha çok, daha çok tüketmeye güdümleyen, zekalarını zehir gibi kullanan reklamcıların elinde çocukların bedenleri, ticari bir meta gibi kullanılmaya başlandı. Bir taraftan büyüklerin tercihini zorlamak amacıyla çocuk bezleri, çocuk şampuanları ve çocuk mamaları satmaya çalışan reklamlarda figüran olarak kullanılırken, diğer yandan "ille de bunu isterim" diye tutturacakları yaşa gelenlerin hayal dünyalarını şekillendiren reklamların gözde oyuncuları oldu çocuklar.

Bununla da kalınmadı. Devlet eliyle desteklenen "harika çocuklar"ın yerini, ekranlarda gördükleri yaldızlı yıldızlara özenen çocuklar almaya başladı. Mevcut yaşam koşullarının pıstırıp umutsuzlaştırdığı büyüklerin de isteği, desteği ve iteklemesiyle çocuklar, bedenlerini ekranların sunduğu "başarılı" büyükleri gibi kullanmaya, hayallerini onlara benzemek üzere kurmaya başladılar. Manken, dansöz, şarkıcı-türkücü ablaları, abileri gibi davrandıkça baş tacı edildiler. Ekranlar, başı okşanarak büyüklerinden onay görmek isteyen çocukların kıvranan, salınan bedenlerine açıldı.

İnternetteki çocuk pornosu için biraz da "zorlama" bir hassasiyet gösterilse de, ya da dansöz ablaları gibi kıvıran bir kız çocuğunun mozaikle kapatılarak gizlenen o küçük bedeninden duyulan utançla başlar yana çevrilse de, konu burada kapanmıyor, kapanmadı, kapanacak gibi de görünmüyor. Bu, bugün başlamadı, utancın kaynağı epey gerilerde.

İğdiş edilmiş yetişkinlerin zihinleri birer cılk yara gibi kaldıkça, çocukların yara alması ve yaralı birer yetişkin olması, kahredici bir döngünün işareti gibi görünüyor. Kaldı ki, yağmurun açtığı yaralar bile kapanmıyor çocuklarda....

15 Mart 2002

• Yazarın diğer yazıları...

Bosna: Kızkardeşimiz
Gevok ne yapsın?
Cezayir Sokağı, Fransız kolonisi mi?
Kurgu intikamını alıyor sayın seyirciler!
Gözlerine yağmur mu değdi?
Medyatik şifzofreni yahut haberler ve reklamlar
"Ben Ötekidir"
Biri bizi oynatıyor
Yüzün dirilişi
Müslüm Baba damar arayışında
Beni öldürmeyen şey beni uyandırır
Cılk yaraların çocukluğu
İtiraf et, rahatlayacaksın!
Nuri Alço: Gazoza atılan ilaç

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız. - Montaigne

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby