| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Ankara İç Savaşı'nda
Cem Vefa KARAMANLI
Bir şiir kitabını değerlendirmeyi bırakın, bir şiiri değerlendirmenin bile etik/ahlak/namus meselesi haline dönüştürülüp, adeta kan davası tetiklemelerine yolaçtığını bizzat yaşamış ve birçok örneğine şahidlik etmişseniz, kalemin elinizi, şiir üzerine yazma sözkonusuysa, nasıl itekleyip, beni bırak, diye bas-bas bağırdığını olanca yakıcılığıyla işitirsiniz.
Kim ne derse desin, kral çıplak, diyorum: başka memaliki bilemem, ama, bu memlekette şiir tenkit, hatta tahlilinin önündeki en büyük ve aşılmaz engel, güya tenkitsizlik ve tahlilsizlikten yakınan şairlerdir. Hele birinin şiiri hakkında bir söz etmeyegör, 'gör başına neler gelir!'
Bu atmosfer içinden, her ne kadar içimdeki bir ses, Ahmethan şöyle iyidir, böyle tahammülkârdır ilh.. dese de; hem de şairdir, değil mi, soruma, evet, o da bir şairdir, cevabını alıyorum...
Ama hamama giren terler, derler, erenler...
Kitabın ismi, bir tahkikeyeyi çağrıştırıyor. Ancak, kitabın içindeki şiirlerden ilkinin (baştaki mukaddime tarzı başlıksızları saymazsak) başlığı. İlk dizesi haddinden fazla çarpıcı bulanabilecek bu şiir çevresel bir muhasebe havasında; yani, evet, yakın geçmişle ilgili, ama, dar ve özel düzlemden başlayıp, sosyal eleştiriye yelken açan bir akarsu.
Bu şiirden önceki başlıksız dizelerde, Ahmethan'ın gözlerinden bize göstermek istediği (sosyal/ticari) çevreyi görüyoruz: "bu pislenmiş akvaryum (sermayenin dışkısıyla) ve SIRTLAN"
Ve Ahmethan Yılmaz, Büyükdere Caddesine ve pembe muhafazakar akvaryuma değil, şair bakışı gereği ters tarafa bakıyor: "jakuzilerin aralığından/dışarıyı izlerken/çitten akmış erguvanı görüyorum/parkın duvarının bittiği yerde/çiyle ıslanmış/sabah ışıltısıyla"
Ahmethan Yılmaz, bu kitaptaki şiirlerini dergilerde yayımladığında da, haddinden fazla, şekli, şekil denemelerini şiire kattığını düşünmüştüm. Bu, kitapta kısmen törpülenmiş bir havaya bürünüyor ise de, kanaatim değişmiş değil. Şirde resmi, harflerle mi, yoksa sözcüklerle (ifade tarzında) mı çizmeli? Ahmethan'ın yaşama tarzı, ilgileri ve bütün yaşamışlığına (tecrübesine) rağmen, saf/kalpliliği dolayısıyla, albenili ayartılara kolayca kapıldığı gözümün önüne gelince, şiirine yamamak istediği bu aşırı şekil/geometri, benim için anlaşılmaz değil; ama, şiir, şairinden çıktıktan sonra, onu tanır mı acaba? "Tanımam ağabi yaa!" derse?
İfade berraklığı yanında, imlayı doğru kullanması, elbet artı puan. "İliklediğiniz; artık fahiş hata yapmayacaksınız bir daha" (sh. 33) mısraındaki "yapmayacaksınız" yerinde, "etmeyeceksiniz; işlemeyeceksiniz; hataya düşmeyeceksiniz"den birinin bulunmasını gerektiriyor türkçe; ancak, günümüzde bu hatadan yakayı kurtarabilenimiz hemen hemen yok gibi.
"gece/parkta: ganbatısı yeli" (sh. 35) mısraındaki yelin ismi, sanırım "günbatısı" olacakken gözden kaçmış.
Kitap, varoluş sorunsalını irdeleyen, statükoyu ve alışkanlıklarımızı sorgulayan mısraların adeta bir resmi geçidi, şiir vadisinden çıkmadan. Bunalmışsanız ve temizlenmek, ruhunuzu ve zihninizi arıtmak istiyorsanız...
(Daha fazla, terlemeden çıkayım şu hamamdan, a dostlar... - Ahmethan'ın aynı zamanda küçük bir dev masal kahramanı olduğunu bilen biliyor.)
10 Ocak 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|