|
Uzak Yıldız, Roberto Bolaño - Çeviri: Zerrin Yanıkkaya
|
| |
Derin, Mehmet Aycı
|
| |
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
|
| |
Yakı, Mehmet Aycı
|
| |
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
|
| |
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
|
| |
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
|
| |
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
|
| |
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
|
|
 |
a.a.'nın gardolabı (1)
vakti zemanında alaturka evlerimizde (modern konutlarda değil, kendi
geleneksel/yerli evlerimizde) ayrı giysi dolabı yokdu (köşklerden, kaşanelerden
bahsetmiyorum). giysilerimiz asılmaz, katlanıp, hergünlük olmayanlar
naftalinlenip bir bohçaya dürülerek, gömme dolaplara, yoksa, yüklük altı
çekmecelere veya seki altlarındaki ince ağaç çubuğundan (veya kamışdan/sazdan)
örülmüş selelere konurdu. daha sonra, katlanamayacak (frenk tarzı/alafranga)
giysiler yaygınlaşınca, örtü (bez kılıf) geçirilip, her daim kullanılmayan yatak
veya misafir odalarının kapı arkasındaki (çivi veya) askılara asılmağa başlandı.
alafrangalık giysilerimizden evimizin içine sızınca, elbise dolapları sökün etdi.
frenkçesi gardrop tesmiye edilen bu dolaplara, halkımız, kendi mantığına
uygunluk içinde (dolap kelimesini kullanmak için), gardolap dedi. sonra,
halkımızın alafranga terakkisi (evrimi!) itmama erince, gardroba inkılab etdi.
gelelim a.a.'nın gardolabına:
burada tersine terakki (evrim!), yani dun sözkonusu.
vakti zemanından beri cami, külliye, han–hamam, saray–kervansaray gibi
abideviler başta, kavilik ve uzun ömürlülük arzeden binalarımızda (mimarimizde)
dayanıklılık ve tezyinat gayeli çini (kaplama) ile karşılaşıyoruz. bunun adı,
başlangıcından itibaren çinidir: çini. sathında süslemeler (güzel ve manalı
şekiller) ve (hüsn–i hat) yazılar (ayet, sure, kelam–ı nebevi, kelam–ı kibar,
şiir, tarih düşümü v. b.) bulunur.
bunun adı, evvelinde ve ahırinde ilavesiz, sadece ve sadece ÇİNİdir. frenkçesini
soracak olursak, seramik ile karşılaşırız (ki, el'an nerdeyse çini kelimesini
tehdid eder hale gelmişdir), tamamen ve layığı vechile değilse de. –seramikde,
eşya, büyük nisbetde işin içindedir.– muhtemelen bundan (alafrangalılaşma
kompleksinden/maymuni taklidçilikden) mütevellid, a.a., asırların "çini"sini
«çini pano»ya dönüştürüvermiş –kendilerince herhalde bir dil/lisan yaratısı,
aslındaysa bir dil yarası olarak.
11 ağustos 2007 tarihli gazete sahifelerinde yeralan a.a. mahrecli haber metni:
(başlık:) «çini panolar londra'da»
(metin:) «istanbul yeni camii [cami!] hünkar kasrı'ndan 20 ocak 2003 tarihinde
çalınan 2 [iki] çini pano, londra'da düzenlenen bir müzayedenin katoloğunda
bulundu. [katoloğa yapıştırılmış halde!] (…) yeni cami hünkar kasrı'ndan 2003
yılında çok sayıda çini pano çalındığını belirten beyazıt….» [beyazıt?! pano
ilavesinin sahibi, isim pederi, vakıflar genel müdürü/müdiri yusuf beyazıt mı?!
eğer böyleyse, elbet a.a. aklanmaz, ama, bu daha vahim…]
eğer çini'yi pano'ya (evet, çiniyi panoya) iliştiren, tutturan, iğneleyen,
raptiyeleyen, yapıştıran, vakıflar genel müdiri ise, veyl!
(–t.d.k. sözlüğünde– pano: fr. üzerine tanıtma ya da açıklama kağıtları
tutturulmak için hazırlanmış levha.)
("esnaf takımının akıl defterleri vardır: bir ajanda, takvim yaprakları,
duvardaki kırmızı kadife döşeli pano yahut masa üzerinde dimdik duran ayaklı bir
tel parçası. … kadife panoya iğnelenmiş hatırlatıcı, göze çabuk çarpıcı
faturalar, fişler ve notlar." –m. önal mengüşoğlu, 2003, vivo–)
sen ki, devlet kurumusun, milletin vergisiyle karnını doyuran ve milletin
lisanıyla vazife deruhte etmekle mes'ul; milletin dilini kurutmakla görevli bir
kurum değilsin. dilini eşek arısı soksun, dedirtecek gardolaplıklara hiç mi niç
hakkın ve selahiyetin yok… bilakis, ekmeğini yediğin bu milletin, suyunu ictiğin
bu toprağın dilini hakkıyla, doğru konuşmak mecburiyetindesin. aksi durum için
hangi kelime ve ya kelimatın/tabir ve tabiratın kullanılacağına/yakıştırılacağına,
istersen var kendin karar ver. gençler size (sana ve dilini eşek arısı sokası
medyaya) bakarak dilini/ufkunu şekillendiriyor, arıtıyor veya kirletiyor,
parlatıyor veya karartıyor…
–aferin.
***
bu, a.a.'nın gardolabındaki tek (biricik!) vak'a değil. daha önce, konya
büyükşehir belediye başkanı'na, mevlana'nın mesnevi'sini farscaya tercüme
etdirip, tashih etmemiş idi. yine, diyanet'in (dib), hem de yazılı, hem de dib
web'de münteşir, bir kandil açıklaması, nasreddin hoca'nın kuşuna değil, deve
kuşuna çevirilmiş, tashih edilmemiş idi [ki, yevmi mevkutelerin ankara büro
muhabirleri, a.a.'nın bu devekuşu metnini, itiyad–ı umumi üzre aynen cut–paste
ve kendi imzasını basmak ile istanbul yazıişlerine göndermiş idi]…
4 Eylül 2007
| • Yazarın diğer
yazıları... |

Allah, her şey ve kesden korur
Zorunlu namaz oryantali
a.a.'nın gardolabı (2)
a.a.'nın gardolabı (1)
Amanbizdoğuludeğiliz
Tuba tuba, zakkum zakkumdur
kalem uçmağı
minik bebeğe ölüm raporu veremeyen koskoca üniversite
bazen alay iyiye işarettir
kimi ekmek, kimi lânet yer
gâvur gibi gâvur tarzı
yolüstü, tren, otobüs, vapur, kahvehane…
|
 |
Alexa Rating
|