d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Sen Ölünce Kim Ağlar (Who Will Cry When You Die), Robin Sharma - Çevirmen: Tülin Penso
Babamdan Hayaller, Barack Obama
Umudun Cesareti - Amerikan Rüyasını Canlandırmak Üzerine Düşünceler, Barack Obama
Ağır misafir, İbrahim Tenekeci
A'dan X'e - Kurtarılmış Mektuplar, John Berger
Satranç Oynayan Derviş, A. Ali Ural
Yanılmışım Tanrı Varmış, Antony Flew
Cahillikler Kitabı - Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz, John Lloyd / John Mitchinson - Çeviren: Emre Ergüven / Cihan Aslı Filiz
Pegasus Sırrı, Gregg Loomis
Ben Hep Seni Yazdım, Atilla Birkiye
Daha fazla kitap için tıklayın!


HAYATI HAKİKİYYE SAHNELERİ
Cevat Akkanat
CEVAT AKKANAT
cevatakkanat
@ttnet.net.tr

Kemalpaşa tatlıcısının acı bir ânı ...

O günkü talihime deliler gibi dolaşmak ve kahrolmak yazılmıştı. Başım alıp dağa vurayım istedim, olmadı. Mümkün müydü bu, tek başına? Zordu. Cesaret isterdi. Gel gel edip dursa da, salmadı Bursa... Gidemedim Uludağ yamaçlarından yukarılara ...

Bunun yerine, şehirde dolaşmayı, dağa çıkmak kadar olmasa da cesaret isteyen bir başka işi seçtim. Şehirde dolaşmanın cesaret isteyişi de nereden çıktı diyenler, heyhat, yeni tarz eşkiya nereye otağ kurdu sanırsınız?!

Hayır hayır, şimdi, eski ile yeri eşkıya mekânları arasında muhakeme yapmanın sırası değil. Üstelik, yaptığım tercihte ve o gün benim başımdan geçenlerde eşkiyanın hiç de etkin bir rolü yoktu diyebilirim: Kaderim öyleydi. Şehri adımlamam ve bazı lüzumsuzluklara tanık olmam uygun görülmüştü. Sonuçta sadece teslim olmuştum...

Bu teslimiyet içinde, nerelere niçin ayak bastım, hangi ara sokaklardan, ana alanlardan geçtim, hepsini hatırlamıyorum.

Bir miktarını ise, evet, hatırlıyorum. Burada anlatacaklarım onlardır:

Yürüyorum:

"Saçlarını tarayıp cami boyu yürüyor."

Anlatacağım hayat parçacıkları ilginç olmayabilir:

İşlek bir sokağa tezgahını kuran korsan kitap satıcısının sözleri sözgelimi...

Önce benim bir sorum:

"O. P.'un 'Öteki Renkler'i var mı?"

Korsan adam, Karslı. Karslı ve öfkeli. Daha önceden de muhabbetimizin olması, öfkesini dindirmeye yetmiyor. Şükür ki öfkesi bana yönelik değil. Açıyor ağzını, gözü yumulmuş... Gelsin kalay, gitsin küfür... Balyozlar, külüngler...

"Satmıyorum o nâ-şerifin kitaplarını!.. Bu tezgâha giremez o alçak!.. 'Kar' ile Kars'ı mahvetti o hırsızoğlu hırsız!.. Karslılarla alay etti denîlik uşağı!.. Kars hiç bu kadar alçaltılmamıştı bu yazar bozuntusuna gelinceye kadar!.."

Susmak zorunda değilim. Fakat yapabileceğim bir şey de neredeyse yok.

Konuşuyor Karslı korsan. Konuştukça rahatlıyor. Rahatladıkça gevşiyor. O gevşeyince, bana gün doğuyor, 'Kar'ın falanca gazetecinin filanca eserinden çalınmış bir 'sözde roman' olduğu iddiasını da işittikten sonra oradan uçarak ayrılıyorum... Karslı korsanın sözlerini bir an önce unutmak istek ve düşüncesiyle, tekrar ara yollara gölge düşürüyorum.

"Cami boyu yürüyor."

Postaneye girip memurları izliyorum. Sadece izliyorum. Postaya bir şey vermeyeceğim: Ne mektup, ne koli, ne şu, ne bu... Tek derdim, memur seyri. Onların öfkelerini gözlemek istiyorum. Siz buna, "Gülünç!" diyebilirsiniz. Varın ki dediniz. Ne geçti elinize? Sadece dediniz. Üstelik, orada bir asık suratlıdan azar işitsem de:

Hergele şöyle dedi, orada dikilip de kendilerini seyre dalmış olan bendenize:

"Hop, ne bakıp duruyon lan orda!"

Ne mi dedim? Hiç! Ne mi yaptım? Hiç!

İt ürüdü, kervan yürüdü. Gözümü dahi çevirmeden, seyrimi sürdürdüm. Suratını çatık kaş kılan hergele de üstelemedi zaten. Çok değil, beş on dakika sonra da alıp ayaklarımı, yola ömür verdim...

Şehrin karanlık bir yerindeydim şimdi. Kitapçılar çarşısına inivermişim. Yeni çıkan edebiyat dergilerini inceledim. Bulanık ve kısırlaştırıcı manzumelerle karşılaştım. Bunlardan tat alınmayacağı için, orada duramadım, hızla uzaklaştım.

Kalabalıklara girip, yalnızlıklardan çıktım.

"Hacdan dönüyor sanki bembeyaz yelkenleri"

Eve yöneldim artık. Kale'me, sığınağıma, korunağıma...

Meşhur otoparkçı "Kaya Pervane"nin ismi yazılı tabelanın önüne geldiğimde, evime elli adım kalmıştı. Gününüm mührü burada vuruldu:

Bakın işte, karşımdan iki insan geliyor: Biri otuzlu yaşlarında bir Kemalpaşa tatlıcısı... Öteki, sekiz on yaşlarında anasının kör gözü bir çocuk...

Kemalpaşa tatlıcısı bağırıyor:

"Hakikî Kemalpaşa tatlısı bunlar! Hakikî tatlı bunlar!..."

Çocuk onu kızdıracak, itiraz ediyor, muzip, yavaş:

"Nereden bilelim? İspatla, haydi ispatla!.."

Kemalpaşa tatlıcısı bağırıyor:

"Haydi, burada, taze bunlar, taze bunlar!.."

Çocuk onu kızdıracak, üstelik parası da yok, fakat fiyat soruyor:

"Beş yüze olur mu amca, hadi beş yüze?..."

Kemalpaşa tatlıcısı avaz avaz, bütün mahalleye:

"Bir milyon! Bir milyon! Taze Kemalpaşa, haydi bir milyon!"

Çocuk hâlâ muzip, sürekli alaycı, dilindeki çomağı hepten tekere sokuyor. Tatlıcının elindeki paketlere vurup kaçıyor.

Kemalpaşa tatlıcısı yerden paketleri toplarken, bir şey demiyor, diyemiyor, dese ne olacak?!.

Ben başımı öne indirip kalan elli adımı atmanın zorluğunu düşünüyorum.

Kendimi sokak sokak gezerek satış yapmak zorunda kalan gerçek Kemalpaşa tatlıcısının yerine koyuyorum. Bu arada, yukarıda, şehre otağ kurduğunu belirttiğim eşkıyayla özdeşleşen ve dahi adları sahtekâr sıfatıyla sıkça anılan Kemalpaşa tatlıcısı kara gürültü gürûhunu düşünüyorum. Gerçek Kemalpaşa tatlıcıları ile bu sahtekârlar arasındaki farkı teraziye koyunca, ürperiyorum.

"Bembeyaz yelkenleri"

Sonuç olarak, acı çekenlere hediyem olsun diye, yaşanmamış bir günümü yansıtan bu yazımın başlığını "Canı Sıkkın Bir Kaldırım Mühendisinin Pür-Melâl Hâli" yerine, "Kemalpaşa Tatlıcısının Acı Bir Ânı" olarak seçiyorum.

Aşağıdaki şiir de onun bu acı ânından mülhem olarak kayda geçirilmiştir:

ŞİİR:

"Saçlarını tarayıp cami boyu yürüyor
Cami boyu yürüyor
Hacdan dönüyor sanki bembeyaz yelkenleri
Bembeyaz yelkenleri
Sırılsıklam terlemiş can veriyor çok belli
Can veriyor çok belli
Ömür geçip gidiyor tükenmiyor can havli
Tükenmiyor can havli..."

18 Ekim 2002

• Yazarın diğer yazıları...

Beldenin aslı ve astarı
Bir şehre giriş
Kemalpaşa tatlıcısının acı bir ânı ...
Bayrak İşleri
Ekmek kuyruğu
Fincan takımından kazık!
Birkaç kutu kibrit, tarak, yara bandı, jilet..

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Alexa Rating

Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir. - Eflatun

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby / Techno News Feed