d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Derin, Mehmet Aycı
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
Yakı, Mehmet Aycı
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


SÖZ MİSALİ
Ali Ömer Akbulut
ALİ ÖMER AKBULUT
aliomer@gmx.net

Ücra “son” dedi

Konya’dayım. Hangi yıl hatırlamıyorum; bir-iki yıl önce. Mecburen bulunduğum bir yerde niçin bulunduğumu, çevremde ne olup bittiğini ve ortalıkta telaşla dolaşıp duranların neye benzediklerini, ne olduklarını anlamaya çalışıyorum. Anlamaya çalıştığım şeyleri azıcık anlar gibi olduğumdan mı, anlamanın eşiğine bile varamadığımdan mıdır; oradan kurtulmak istiyorum. Ama öyle bir çemberin içindeyim ki, kurtulmam imkansız gibi görünüyor. Ne oldu bilmiyorum, Zamanın ve Mekanın Efendisi şefkatini serdi yeryüzüne ve ben bir zaman için de olsa oradan kurtuldum. Tam olarak nerede olduğumu bilmiyordum, Allaaddin Tepesi merkezdi benim için. Ona yaslayıp sırtımı “aha oradan Mevlâna’yı” bulabiliyordum mesela; ve kitapçıları… Birilerine Alaaddin Tepesi’ni sordum. ‘Taksiye ya da dolmuşa binmem gerekiyormuş, aksi halde 45 dakikadan az sürmezmiş.’ Olsundu, ben yürümek istiyordum. İçimde insan olduğuma dair bazı zayıf enerjiler hissediyordum. Ne olduğunu anlamalı ve başka insanlar görmeliydim; yürüyecektim.

Ne manidar bir karşılık gelme oldu şimdi. Konya’nın kılavuz bilgesi Mevlâna için de benzeri bir olay anlatılır. Hem Konya, hem Mevlâna, hem insan mevzu: ”Yarı-yol karşılaşması” gibi oldu. “Güpegündüz yola düşen bilge elinde bir de ‘yanan’ fener taşımaktadır. Onu böyle gören ahali hayli şaşırmıştır. Her şeylerini kendisine danıştıkları, başları sıkışınca koştukları, şehirlerinin direği, aklın efendisi Mevlâna ne yapmak istemektedir? Yaklaşırlar yanına ve sorarlar: ‘Efendimiz, bilge sultan. Bu ne haldir güpegündüz elinizde bir fenerle dolaşıyorsunuz?’ Onları iyice şaşırtacak bir cevap gelmiştir karşıdan: ‘İnsan arıyorum!’ ‘Eeee demişler, biz çevrendekiler, şunlar, onlar; hepimiz; biz insan değil miyiz?’ Hiç anlam veremedikleri _ve belki de hâlâ ‘anlayamadıkları’ bir cevap gelmiş Konyalılara ve âdemoğluna: ‘Hiç öyle olsaydı arar mıydım?’. Şaşırıp kalmışlar.”

Ben sadece çevremde değil, kendimde de o insana ait enerjileri bulma ihtiyacındaydım. Çevreme alık alık bakarak uzun süre yürüdüm. Nihayet gelmiştim Alaaddin Tepesi’ne. Ona sırtımı yaslayabileceğimi sandığım merkez noktasını bulmak için bana göre sağı sayılan tarafında yürüyordum. Beklemediğim bir noktaydı burası; bir kitapçı gördüm. Üstelik epey süreli yayın vardı kapısının önünde. Bakmaya başladım. Çok renkliydiler. O an için çok istediklerim olmasa da “tanıdık” bir-ikisini seçtim. Bu arada gözüme bir tane daha ilişti. Pek iddiasız duruyordu, öyle cafcaflı [janjanlı] bir hali zaten yoktu. Hepsinin arasında hayli aykırı görünüyordu. Üstelik öyle onlarca sayfalı, gücünü hacminden alan bir hali filan da yoktu. Epi topu iki sayfaydı. İsmi gerçi, ”şu genç arkadaşların son zamanlardaki ideolojik numaraları”ndan biri olabileceği hissini uyandırmıyor değildi ilk anda, lakin daha hemen _yine ilk bakışta siliniyordu bu zan. Bir şiir dergisiydi çünkü o; “ÜCRA”ydı. Birdenbire bana verdiği sıcaklık daha da artmıştı derginin. [Şiir görünce dayanamıyorduk elhasıl.] Belki içimizde zayıflayan enerjileriyle kalan insan kımıldardı.

“Tanıdık” dergilerde şöyle bir gezindikten sonra, eski halimizde hiç bir değişiklik olmadan, olamadan bir ümitle Ücra’yı dolaşmaya başladım. Şaşırtıcıydı. Evet şaşırtıcı. Kelimelerin ortasından geçiyorlar, parçalayıp kelimeyi yarısını size veriyorlardı yarısı kalıyordu kendilerinde. Paylaşımcıydı yani hâli. Hem sonra kelimeyi doğru söylemek, asliyetine ait kılmak istiyor gibiydiler. Bunun için söyleyişin tüm imkanlarını deniyorlardı ki, kelime “söylenince tam söylensin”. Tam söylendiği iddiasıyla, kelimeyi “yerinden” oynatan, bozan, çelişikleştiren hazır haldeki söyleyişlerinin ücra’sından geliyordu sesleri; kelimenin “kendi hali” dışında örtündüğü, örtüldüğü perdelerin, gerisinde kaldığı duvarların ve görünüşünde kaldığı yüzlerin ücra’sından... Hazır hal şiirin merkezine çöreklenmiş ve kendi bulunduğu gayya kuyusundan konusan bu vıcık vıcık “ölü canlar” kokan iktidarın ücra’sından, onu tepesinden ücrasına, ücrasından tepesine bir matkap gibi burgulayarak geliyordu. Yavaş yavaş garip bir enerji yayılıyordu içime. Ama asıl insan sıcaklığı, derginin arka sayfasındaki Murat Üstübal ve Bülent Keçeli hanesi “Ücra’ça” da sarmıştı bedenimi. İçim serinlemiş, güç kazanmıştım; “işkence hane”sine geri dönebilirdim artık. Kaçamak yapabileceğim kısa zamanı da bir hayli aşmıştım zaten.

Bu tecrübeden sonra bir süre mülaki olamadık Ücra ile. Sonra Serkan Işın yeniden dikkatimi çekti Ücra’ya; bir gafletten uyandırdı beni. O tecrübenin hatırını âli tutmam gerekti; aramamış değildim ama sanırım yeterli çabayı da göstermemiştim. Murat Üstübal ile görüşmek nasib oldu bu arada. Çok zevkle hatırladığım, yine hatırını âli tutmam gereken bir muhabbet hasıl oldu. Derken her ay kapımı çalmaya başladı Ücra. Ücra her ay nefes nefese gelen bir dostun verdiği önemli bir haber gibiydi benim için. Gibiydi diyorum Ücra 29’da işaretini verdi ve bu ayki sayısında “son” dedi. Her “son”un bir başlangıç olduğuna inancım ve “Ücra ekibi”nin yeni derlenişler, yeni toparlanışlar ve yeni “başlangıç”larla bize selam edeceğine güvenim, “gerekçeleri”ne duyduğum saygı üzüntümü biraz hafifletti.

29. sayıdaki Ücra’ça çıkan 29 sayının ve onlarla birlikte, onlar dolayımında yaşanılanların muhasebesi gibi. Ücra’nın 30. sayıyla birlikte “son” deyişine gerekçe olabilecek şeylerin ipuçlarını da bulmak mümkün burada. Burada Murat Üstübal’ın Ücra şiirini “öteki olacak kadar ileri giden bir şiir” olarak “ben ve ötekiyi yıkan bir şiirin peşinde” oluşla ifadelendirmesini önemli buluyorum ve sanıyorum Ücra tartışılmaya buradan başlanabilir. Bir de Bülent Keçeli’nin Ücra’nın “Türk şiirinin temelindeki unsurlara ulaşmak” isteği bağlamında onun ”tıkızlıklar, tıknazlıklar” ve tıkanıklıklarının önünü de açacak bir dolayımda Ücra’da yayımlanan şiirlerin “bir ‘yok’a modern-mistik bir ‘yok’a tekabülü” ifadelerine de dikkatinizi çekiyorum. Bu, şiiri araçsallıktan kurtaracak bir düşüncedir ona göre.

Sözü Ücra “son”dan Murat Üstübal’ın “Terden Ayru Veda”sına da atıfla Bülent Keçeli’nin dizeleriyle bitirmek en doğrusu olacak:

“aşkedildim taşa toz kıvamına değin
hep kaldığım yorgun bir çukurda”.

28 Ekim 2005

• Yazarın diğer yazıları...

Lale ve turuncu ve kara
Bir kötülüğü adlandırmak
Dilin kaymağı ve negatif şiir
Eleştiri melektir
Şair ki... Linç edin!
Şefkatimdendir
Ücra “son” dedi
Taşbakışı
Şiirzenişler III - ... Ve TANdır FERLENDİ
Şiirzenişler II DİLeDÜŞtü
Evdeki bulgur herkese yeter
Şiir, dil ve düşünce
Gaflet uykusu
Şiir kanını yerde komaz!
Hû Konşu!

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Yazmasam deli olacaktım. - Sait Faik Abasıyanık

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby