| d e r g i b i 1 1 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
| • ŞİİR OKULU |
Bugün: |
Şiir ve Şair
|
Hasan Âli YÜCEL
Şiir, var olanın var olması istenilene sığınması, noksanın kemali özlemesidir. Bu itibarla şiir, ruhlar için bir adese gibidir; altına tesadüf eden şeyleri olduğundan daha büyük, bazan da dürbünün tersi gibi tabiî cesametinden daha küçük gösterir. Büyük veya küçük; fakat başka değil!.. Şiir, zekânın kendine inanmayışı, kalbin bu acze acıma duyuşudur. Bu bakımdan en yüksek şiir, musikide bulunur, musikinin en yüksek şiiri ise senfonilerde duyulur. Şiir, ruhların maddeden kurtuluşudur. Ondan insan kalbi, hayatın kendisiyle vasıtasız temas eder. Hayatla birleşmenin ve onunla kelimesiz ve sözsüz konuşmanın hazzını şiirdeki kadar hiçbir şeyde bulamayız. Onun içindir ki ilme ısınamayanlar yanında şiirden zevk almayanlar -anlamayanlar demiyorum!- pek azdır. Şiir, mahdut ve mütenahiye sığmayan insan ruhunun nihayetsizliklere gömülmesidir. Nihayetsizlik düşüncesi olmasaydı şiir olmazdı; şiir vücuda gelmeseydi sonsuzluk fikri doğamazdı. O zaman insan ruhu, kökünü toprakların altına uzatamayan, dallarını havalara yükseltemeyen bir nebat gibi bodur kalır ve kururdu. Şiir, insanlığın öz suyudur. Şiir böyle olunca şairin nasıl bir insan olacağı kolayca anlaşılır. Şair, bir avcıdır. Meçhuller ormanında hakikatin seraplarını kovalar. Zekâsını yontarak yaptığı okunu avına atar; bu keskin ok, boşluklarda vızıldar; fakat çıktığı yerin çekme kuvvetinden büsbütün kurtulamaz; geri döner ve yumuşak, sıcak bir yere saplanır. Burası bir kalp ve o kalbin sahibi de şairdir. Şair, ıstırabın neşesini, fakat bundan daha çok neşenin ıstırabını duyandır. Fazilet bizi ağlatmıyor mu? Beklenmedik muvaffakiyetler gözlerimizi yaşartmaz mı? Şair, acıklı ve kaygılı adamdır. Fakat bu acı her zaman bedbinlik ifade etmez; bu kaygı, onu her vakit şüpheci bir insan yapmaz. Siz, olmasını istediğiniz bir emelin özlemiyle hiç ıstırap duymadınız mı? Emeli olan insan bedbin olabilir mi? Şair de sizin gibidir; fark, onun daha çok ıstırap duyabilmesindedir. Şair kalbinin hududları çok geniştir. Orada yalnız kendi değil, kendinden özgeleri de yaşar. Onu hep kendinden bahseder görünce aldanmayınız. Terennüm ettiği benlik, liflerini ve dokumalarını başkalarının muhabbet ve nefretlerinden örmüştür. Nefret ve kin de şiddetli bir alâka değil midir? Bu itibarla şair,başkalarına en çok alâka duyan insan sayılmaz mı? Şu halde cemiyetten en çok kaçan bir şair bile cemiyete en yakın bir insandır. Şair, muayyeniyetlerden varlığını kurtardıkça ve şe'niyetlerin bağından sıyrıldığı nisbette kendini bulur. Bunu yapabilmek için hayatın bütün kuvvetlerini işletmeye ve en büyük cehdi sarfa mecbur olur. Bu külfetin mukabilinde elde ettiği en değerli nimet, hürriyettir. Şair, cemiyetin en hür insanı ve hürriyetin azat kabul etmez bir kölesidir. Onun için nefsinde devrilmez bir gurur ve şifa bulmak bir melâl hisseder. Goethe'nin yüzüne baktığınız zaman, kaşlarının koyulaşmış mukavvesiyeti altında bulutlu ve yağmurlu iki göz, size en derin hüzünlerini ağlar. Şair herkese benzemeyen ve benzemekten kaçan adamdır. Eğer onu tanımıyorsanız, hemen size tavsiye ederim, normal insanların arasında dolaşmayınız. Şair, başka bir insandır. Sinirleri,gökle deniz arasına yıldızların gerdiği şualar gibi ince ve keskindir. Başka türlü olsaydı bu kadar titreyebilir ve ruhları titretici sesler çıkarabilir miydi? Onun için değil midir ki bu türlü adamlarla temas ettikçe içimizde ürpermeler duyar, yanmalar hissederiz? Şair, titreyen ve titreten insandır. Şiir nedir, anlamak isteyenler, dedikodusunu yapan geveze ve acezeden değil, bizzat şair olandan onu sormalı; şair kimdir tanımak isteyenler, şiirin zevkini tatmaya alışarak kendini şair yapmaya çalışmalı ve kendine benzeyenleri seçmelidir. 5 Teşrinisani 1927 (Hasan - Âli Yücel, Pazartesi Konuşmaları, Kültür Bakanlığı Yay.,Ank., 1998, s. 217-219) 16 Eylül 2002
|
Alexa Rating
|