| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Karanlığın içinden iplik iplik çıkarılıyor kahramanlık
Başörtülü üniversite öğrencilerinin başlarını açmaları için ikna edilmesi amacıyla oluşturulan ikna odalarını hikayeleştiren Yıldız Ramazanoğlu, kuşaktan kuşağa aktarılıp gidecek bir ayıbı da kayda geçiyor. Ramazanoğlu ile "İkna Odası" adlı kitabı üzerine konuştuk.
editor@dergibi.com • Başörtülü üniversite öğrencilerinin başlarını açması yönünde "ikna" edilmesi için kurulan "ikna odaları" gündemdeyken, Gülay Göktürk bir yazısında, “Bu, üniversite tarihinde bir kara lekedir. Bugünler geçer, laiklik yorumları değişir, yönetmelikler iptal edilir; ama bu ‘ikna odaları'nın hikayesi kuşaktan kuşağa aktarılır gider” diyordu. İkna odalarının hikayesini kuşaktan kuşağa aktaran biri olmak nasıl bir duygu? Böyle bir misyon yüklenmedim. Anlattığım küçük bir parçası büyük hikayenin. Başka şeyler yazmak isterken hep yoluma çıktığından anlattım bu hikayeyi. Bir de çok az sayıda genç kıza sahip çıkmakla milyonlarca kızı kuşatabilmişler gibi davranabilen, işin gerçek boyutlarını anlayamadan giyotin gibi durmadan kınayan, kıyan insanlara karşı kendimizi terapiye alalım diye yazdım. Yaşananları görmezden gelenlerin, neye üzülüyorlar ki ne olmuş ki sanki üsttenciliğine karşı. • Romanda ikna edilemeyen bir öğrenci olan Nermin'in hikayesini anlatıyorsunuz. Yazarken çevrenizdeki "Nerminler"le de konuştunuz, "Nerminler"in ortak özelliği neydi? Başörtüsü yasağı yüzünden okulunu bırakmış kardeşlerimizle çok karşılaştım tabii. Ne yazık ki ve ne şans ki böyle bir odaya alınmış tek bir kızla tanışmak kısmet olmadı. Ben de herkes gibi basından izledim. O yüzden herşey tamamen kurgu. Genel olarak hep birlikte bile isteye kaybediyorlar, birileri de bunun üzerine konuşup onları gönüllerince inşa etmenin yollarını arıyor. Modern, ultra modern, postyapısalcı, islamcı, gelenekçi, ilerici hayır gerici. Bu hengamede paha biçilmez bir şey kazanıyorlar, tevhid silsilesine tutunup yol alıyorlar ama bu sızıların içinden geçerek oluyor. Karanlığın içinden iplik iplik çıkarılıyor kahramanlık. İşte bu sızıyı duymak istemeyenler, sabır ve tahammül göstermeyenler var. Sızıyla sızlanma arasındaki minik! nüansı kavramaya güç yetiremeyenler. Yani şu kaba yaklaşım: Namaz kılarken acı çekiyor musunuz, o halde tesettür yüzünden sokakta yürüyebilme dışında bütün haklarınızın gasp edilmesi de en küçük bir yeise yol açmamalı. Hayat sürekli emir komuta zinciri içinde işlermiş de cahil kızlar bundan bihabermiş gibi. “Üzülme, dik dur, hiçbir şey olmamış gibi yap” • Pek kabullenilmek istemese de, başörtüsü problemiyle karşı karşıya kalan, toplumun belli kesimleri tarafından dışlanan öğrenciler bazı psikolojik sorunlar, hatta travmalar yaşıyorlar. Bu duruma siz nasıl bakıyorsunuz? Sibel Eraslan bunları Fil Yazıları kitabında anlattı. Kuşaktan kuşağa aktarmak budur belki de. Tamamen zapta geçirdi. Bu travma cumhuriyet kadınları olarak bütün Müslüman kadınları derinden sarstı. Toplumun kimyasını İslam lehine yeniden sentezledi. Hayatın, batılı kadının, onun üzerinden modernin paradigmalarının sorgulanmasına yol açtı. Statü kaybı tehditleri altında özgüvenimizi yeniden oluşturmamıza büyük katkısı oldu. “herşeye değdi çocuklar bence/herkesle alay ettik” • İkna odaları uygulamasına "aydın"ların kayıtsız kalmasını nasıl okumak gerek? Biz de herkese kayıtsız kaldık. Ülke zenginliğinin hakça paylaşılmamasından doğan ölümcül yoksulluğu nasıl görmezden gelebildiysek, Diyarbakır cezaevlerinde işkencelere ve tecavüzlere uğrayan Kürt ve Müslüman kadınlar ve erkekler de gündemimize girmedi hiç. Yani statükoyla sessizce işbirliği yaptık. Bizim! denilen aydınların çoğu zaten çabuk bıktılar başörtü meselesinden. Kadınlar “neden bu ısrar, evlerimizde neden oturmuyoruz ki” gibi yepyeni! bir tez üretirlerken, başörtülü dindaşları allame de olsalar değer vermeyen sadece açık kadınları muhatap alan kimi aydın! erkekler işi sadece “biz size bakarız, velinimetiniz oluruz” a indirgediler. Zaten çoğunun içine sinmiyordu mesaiye giden dindar kadın konsepti. Hür müstakil birey bir mümin kadın tasavvuru bünyede henüz tam kabul görmüş değil. Seküler aydınların ne yapmadığı ise benim fazla ilgi alanıma girmiyor. Herkes hak adına ne yaparsa kendi onuru için yapar. Kimseye minnet duymam bu noktada. 27 Ocak 2004
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bir çığlık bir çığ meydana getirir. - Soljenitsin |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |