d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• RÖPORTAJ  

Bugün:

VİVET KANETTİ

İstanbul 'da, Çin Zodyağına göre Ağaç Atı olarak doğdu. İstanbul'da ve daha pek çok yerde yaşadı. Satıcılık, telefonculuk, çevirmenlik, tiyatroculuk, sinema figüranlığı, öğretmenlik, akıl hastanesinde ergoterapistlik, muhabirlik, televizyonculuk ve köşe yazarlığı yaptı. E. Emine adıyla yazdığı ilk romanı 'Bizans Sohbetleri' 1988'de yayımlandı... Bu kitabı, 'Kurabiye Saatinde', 'Kırık Zarlar' ve 'Turuncu Kayık' adlı romanlar izledi... Gazete yazılarından sınırlı bir seçkiyi 'Hissesiz Kıssalar' adlı kitapta topladı... Gendaş'ta yayımlanan 'Turuncu Kayık'ın ikinci baskısında, E.Emine'yle yer değiştirdi... 'Koş Süreyya Koş Şampiyon Olacağız' Kanetti'nin altıncı kitabıdır.

KİTAPLIK
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


Medya prizmasında kadın

KİTABIN KÜNYESİ
Koş Süreyya Koş, Vivet Kanetti, Gendaş Yayınları, 2002, 192 sayfa.
SATINALMA BİLGİLERİ
Vivet Kanetti'nin bu ülke kadınlarının koşusunu anlattığı kitabı "Koş Süreyya Koş" Gendaş Yayınları arasından geçtiğimiz aylarda çıktı. 'Kadın' merkezli tartışmaların yapılmasına vesile olan kitap adını ondan alsa bile, milli koşucumuz Süreyya Ayhan üzerine bir çalışma değil. Kanetti, Süreyya'nın "koşusu"nun bu ülke kadınları için simgesel bir değer taşıdığını düşünüyor ve bunun için de onu bir metafor olarak kullanılıyor.

Bu simgesel anlam adına da Türkiye'de kadının durumuna dokunan kitabını, hayatta ideal sahibi bütün kadınlara örnek olduklarını düşündüğü için, Süreyya Ayhan ve Yasemin Dalkıç'a ithaf ediyor. Yazar kitabında 'gözükme', özgürleşme ve varoluşun tek şartının, neredeyse sadece salınarak varolan mankenler ve şarkıcılar dünyasıyla sınırlı tutulduğu medya söylemine eleştiriler getiriyor ve sebeplerini tartışıyor. Vivet Kanetti, kitabı üzerine yaptığımız bu söyleşide de, işte bunlara dikkat çekiyor.

Fadime ÖZKAN
faozk@yahoo.com

• Türkiye'de bir "olumlu kadın model" sorunu mu var yoksa, "kadın modellerin sunuluşu" sorunu mu?

Benim bu kitaptaki meselem, “olumlu kadın" ya da “olumsuz kadın" modellerin tanımını ve ayrımını yapmak değil, Türkiye’de çeşidi bol kadın bireyler önündeki alternatiflerin çok sınırlı tutulduğunun altını çizmek, bunu tartışmaya açmaktı... Ufuk kadınlar için de iyice açılmalı ve o geniş ufukta bütün bir çeşitliliğe yer olmalı...

• Kitabınızı, başarılarını bireysel zaferleri dışında, Türkiyeli kadınların durdurulamaz koşusunun simgesi olarak seçtiğiniz sporcularımız Süreyya Ayhan ve Yasemin Dalkılıç'a ithaf ettiniz. Spor dışındaki alanlardan da "işte örnek" diye gösterebileceğiniz isimler yok mu?

Elbette var her alanda... Ama ben “örnekleri seçen bir jüri değilim ki, neticede bir yazarım ve subjektif bakışımla da ortaya çıkıyorum. Spor rekorlarında, bütün toplumun, o toplumdaki çok farklı kesimlerin algılayabileceği bir simgeyi gördüm... Futboldaki erkek yıldızlar, basketboldakiler bütün kesimlerce kucaklanmıştır bu ülkede. "12 Dev Adam" şarkısını hep birlikte marş gibi söyledik... Niye aynı çaptaki uluslararası kadın şampiyonlara karşı bu coşku, bu sahiplenme gösterilmedi? Ben herkesin kolayca algılayabileceği bu çok sade sorudan yola çıkmayı uygun ve meşru buldum kitabımda...

• Kadının görünürlülüğü ve buna bağlı olarak popülerliği, medyanın prizmasından geçmesine bağlı. Medyada yer alan kadınlar ise, üçüncü sayfa haberlerindeki "kader kurbanları" dışında sadece gösteri dünyasının kadynlarından (sizin deyiminizle; mankenler, şarkıcılar, yine mankenler yine şarkıcılar..) oluşuyor. Medyanın, toplumun yarısını oluşturan kadınlara yaklaşırken yaptığı bu seçmeyi neye bağlıyorsunuz?

Kitap baştan aşağıya bu soru etrafında dönüyor... Bu soruya tek cevapla karşılık vermedim. Böylesi, çok karmaşık bir konuyu basitleştirmek olurdu... Buna karşılık yeni sorular ortaya atmaya, bir tartışmayı ateşlemeye çalıştım... Çevre, mahalle, eğitim, müfredat, medya, şarkılar, çok dipten gelen travmalar, yakın ve uzak tarihimiz... Hepsinin kadınlara baştan diktiği bir ruh fistanı söz konusu. O ruhsal fistan, bügün aralarında büyük farkılılıklar taşıyan kadın bireylere dar gelmiyor mu? Niye fertleri kalıpların içine sokalım? Niye bütün kadın fertler “görünür olmakî için illa şarkı söylemek, podyumda yürümek zorunda kalsın? Ben onlar olmasın demiyorum, ama soruyorum: niye sadece onlar? Hele ki bütün kadınlara biçilen tek tip ruh fistanı, tek tip bir doğa, çağın erkeklerini de başka kalıplar içine sıkıştırıyor... Böylece bu ülkedeki bireysel varoluşların karşısına baştan büyük engeller dikiliyor.

• Medyanın kadına bakışındaki bu egemen erkek tavırda, medyada çalışan kadınların hiç kusuru yok mu? Sonuçta medya çalışanların yarısı kadın...

Evet, yarısı kadın ama, hangi katlarda çalışıyorlar, hangi sorumlulukları paylaşıyorlar, karar mekanizmasında ne kadar yer alıyorlar, hangi yaş dilimlerine kadar önleri açık? Neticede bir fabrikada da esas kalabalığı işçiler oluşturabilir, ama bu onları o fabrikanın patronu ya da ortağı kılmaz. Uzun bir sömürgeler tarihinde, geniş yerli kitlenin kaderini başka coğrafyalardan gelmiş bir avuç insanın şekillendirdiğini görürüz. Dolayısıyla çalışanların yarısının kadın olması, onları herhangi bir güçle donatmaya yetmeyebilir. Ben bu tabloyu baştan aşağıya değiştirecek, cinsiyet ayrımını ortadan kaldıracak konumdaki güç olarak, basındaki kadınları değil, toplumun ta kendisini görüyorum... Erkekleriyle, kadınlarıyla, toplumun bütününü. Örneğin bu kitabıma büyük bir destek aldım basındaki pek çok kadından... Siz onlardan birisiniz... Açıkçası Türkiye’yi daha ilerde görmek isteyen erkek meslektaşlardan da destek gördüm.. Gene de burada baş aktör, toplumdur. Onlardan gelecek destektir, bir şeyleri kıpırdatabilecek olan..

• Basında "prestij mevkiler" için, cinsiyet ayrımcılığı yapıldığından bahsediyorsunuz. Neyi kastediyorsunuz? Prestij sayılabilecek yerlere ulaşmayı başaran kadınlarla ilgili olarak, gerçeklik payı olsa da şöyle kolaycı bir düşünce vardır: "İş hayatında, kendisinden beklenen işi şirinlikler yaparak karşılayan ve hatta fazla "kadınsı" duran ya da cinsler arası eşitsizliği kapatmak için erkek kodlarıyla hareket eden, fazla "erkeksi" duran kadınlar daha kolay ve çabuk yükselirler." Bu düşünceye katılıyor musunuz? Neden insanların donanımları değil de, cinsiyetleri belirleyici olur bu tür öne çıkışlarda?

Çok açık bir şeyi kastediyorum: mesela niçin televizyondaki ciddi konular, hep bir erkekler kahvehanesi ortamında tartışılıyor? Niçin o sabit tartışmacılar, o meşhur üçlü silahşörler arasında hiç gazeteci kadın yok? Bu arada merdiveni tırmanan bütün kadınlarla ilgili hemen “kadınlığını kullandıî ya da erkekleştı" imalarının getirilmesini, hele bu suçlamaların bizzat kadınlardan gelmesini kendi hesabıma zararlı buluyorum. Bu sanki bir öz nefretin de göstergesi.. Kadınlararası sadece yenilgide, ağlaşmada değil, zaferde de bir dayanışma olmalı.. Niye sadece yenilen kadın “temiz" olsun? Karşılıklı güven duygusu, birbirine manen açık çekler yazmak; bugün kadınlar arasında en büyük eksiklik...

• Özellikle dikkat çeken bir husus da şu: Kadınlara özel olarak çıkan bir çok kadın dergisi var ve bu dergilerin kadına da, erkeğe de bakış açısı yine aynı egemen erkek bakış açısı. Kadın, ülkenin siyasi-ekonomik-kültürel gündeminden, üretiminden soyutlanmış olarak, makyaj, giyim-kuşam ve "erkek tavlama" dışında derdi kederi olmayan bir hal içinde gösteriliyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok doğru bir saptama.. Dünyadaki bir çok kadın dergisi, okuruna sadece makyaj ürünlerini, son modaları tanıtmakla yetinmiyor.. Hayatın her alanıyla, dünyanın her köşesiyle ilgili son derece ilginç yazılara, büyük röportajlara rastlanıyor o dergilerde... Ama Türkiye’de bu yazılar doğru çöpe gidiyor; geriye sadece sizin söylediğiniz alanlarla ilgili tavsiyeler ve haberler kalıyor... Kadının, çağına ayak uydurması bizde sadece dış görünümüyle ve bir ruh kalıbıyla sınırlıymış gibi...

• Türk basınında '80 sonrası oluşan o yeni söylemin bir uzantısı olarak bugün basınımızda sabun köpüğü konuların yazarı bir çok kadın yazar var. Özel hayatlarından, kadın-erkek ilişkilerinden, aşktan, duygulardan, "kadınca" öfkelerden, nazlanmalardan, isyanlardan vesaire, erkek dünyasını ve bakış açısını olumlayan (ve böylelikle meşrulaştıran) bir dille bahsediyorlar ve özel bir okur kitlesini memnun ediyorlar. Bu yeni yazı türü nasıl ve neden oluştu sizce?

Gazeteci kadınlar, giderek bu dar alana sıkıştırıldılar. Yetenekleri, çapları, donanımları ne olursa olsun.

• Bir de koşu dışı tutulanlar var biliyorsunuz. "İslamcı kadınlar"ı takip edebiliyor musunuz? Onların her tür olumsuz şarta rağmen "koşusunu" nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslamcı kadınlar derken, bir siyasal hareketi kastediyorsunuz, Türkiye’deki bütün siyasal hareketlerde olduğu gibi orada da siyaset belirleyicilerin gene bir erkekler kadrosu olduğunu gözlemliyorum. Bu durum oradaki kadınları ne derece rahatsız ediyor, ne kadar buna karşı çıkıyorlar, onu bilemem. Ama kastettiğiniz, mistik anlayışlarından ötürü türban takan, bununla birlikte ailede, toplumsal hayatta cins ayrımcılığına karşı duran müslüman kadın fertler ise eğer, onların sorunları ve beklentileriyle benimkiler arasında bir çok kesişme noktası var.

Yurttaş kadın çağdaşlığının sadece kılık kıyafetle değerlendirilmemesi, gerek yakın çevremizde, gerek meslek hayatımızda kılığımız, saçımız, başımız ne olursa olsun 24 saat sadece “dişi" olarak algılanmak istememek, erkek yurttaşlara olduğu gibi bizlere de “nötr" varoluş alanlarının teslim edilmesi, inişte ve çıkıştaki engellerin kalkması, bu ortak talepler bizi yakışlaştırıyor... Aramızda hiçbir uçurum görmüyorum. Hayat biçimlerimiz farklı olsa da, hedeflerimiz aynı. Geniş ufuklu, daha eşitlikçi bir Türkiye istiyoruz. Onlar beni anlıyorlar, ben onları anlıyorum.

Bunu kitabın, “Türbanlı kadınlar ve bizler" bölümünde de dile getirdim. Ama her kısa etekli, başı açık kadın Türkiye için aynı geleceği özlemediği gibi, bütün türbanlı kadınlar da aynı ruh kalıbından çıkmış değiller. Tersini düşünmek, gene çok karşı olduğum bir kategorileştirmeye düşmek olurdu. Türbanlılar arasında geleceğini kendi elleriyle çizmek isteyen, cins ayrımcılığına ve her tür ayrımcılığa karşı duran fertler olduğu gibi, erkek kadın modellerinin hiç kıpırdamamasını isteyen, kadını erkekten daha eksik bir yurttaş gibi gören, kadını tek ruha mahkum eden o aşk metinlerine, o söz ettiğiniz dergilere çok bayılan fertler de var...

14 Ağustos 2002

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez. - A. Gide

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby