| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Unutulmuşlar üzerine bir ağıt roman
Sebahattin Demiray, Epsilon Yayınları'ndan çıkan "Kayıp İsimler Sözlüğü" adlı kitabında okuyucuyu geçmişten günümüze bir yolculuğa çıkarıyor. Prenses Ünzile'den Medda Abidin Bey'e ilgi çekici karakterlerin yer aldığı romanı hakkında yazar, "Unutulmuşlar üzerine bir ağıt-roman benimki. Bir de kahramanlarım kaybetmiş, hayatı ıskalamış insanlar" diyor. Demiray'la "Kayıp İsimler Sözlüğü" üzerine konuştuk.
editor@dergibi.com • Kitabınızın adı neden "Kayıp İsimler Sözlüğü"? Romanımda adı geçen karakterlerin çoğu gerçek. Bir kısmına şu an artık yeni basımları yapılmayan eski kitaplarda, bir kısmına da Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde rastladım. Bu insanlar bir zamanlar iyi kötü bir hayat yaşamışlar fakat günümüzde esameleri okunmuyor. Onlara sayfalarını açan İstanbul Ansiklopedisi de kayıp bir eser. Bu güzide ansiklopediden ve Üstat Reşat Ekrem Koçu’dan kaç kişi haberdardır günümüzde. Unutulmuşlar üzerine bir ağıt-roman benimki. Bir de kahramanlarım kaybetmiş, hayatı ıskalamış insanlar. • Son dönemde romanlarda geçmişin konu edildiğini görüyoruz. Sizin romanınızda da bu böyle. Örneğin, kitabınızda, Prenses Ünzile, Meddah Abidin Bey gibi karakterler var. Hem okurun hem de yazarın geçmişe ilgisi nereden kaynaklanıyor. Dünya üzerinde bulunduğum coğrafya gereği kendimi bir doğulu sayıyorum. Bu nedenle batılı bir anlatıcı gibi bilim-kurgu yerine, yaşadığım topraklara ve geçmişime ait masalları çoğaltmayı daha uygun görüyorum. Nahif bir tavır belki ama ben uzay savaşları anlatan batılı yazarlar gibi dünyanın yaşanmaz olduğunu düşünmüyorum. Yazmanın zahmetli olduğunu bildiğim için kimsenin tarihi roman ilgi görüyor diye geçmişe ait kurgular yapmaya çalıştığını sanmıyorum. Zaten ‘Kayıp İsimler Sözlüğü’nün yüz yılı kapsayan bir roman olduğunu hatırlarsak tarihi roman sınıfına kısmen girdiğini görürüz. Fakat üçüncü romanım bir gece içerisinde, Topkapı Sarayı’nda ve 17. yüzyılda geçecek. • Romanda geçmişe ait olay ve karakterler bulunduğu gibi zaman zaman günümüze bir yolculuk da görüyoruz. Neden bu gidiş geliş? Özel bir anlamı var mı sizin için? Üç ayrı anlatıcım olsa da bu bir kişinin, 1910 yılında doğan ve 2002 yılında ölen Prenses Ünzile’nin hayatından kesitler sunan bir roman bu. Çıkış noktam prensesliği kabul edilmeyen bir kadının yaşadığı dramdı. Tanıtımlarda ve kitabın girişinde dile getirdiği gibi aslında üç anlatıcımda Meddah Abidin Efendi, Fransız Serüvenci Jan ve Enis kendi hikayelerinin küçük birer figüranıdırlar. • İlginç bir tespit var kitapta. Örneğin, albenili reklam panoları için, "yabani hayvan kapanları" benzetmesi yapılıyor. Son dönemlerde kitap reklamları da bu panolarda yer almaya başladı. Bunun kültüre yansıması nasıl sizce. Reklama ayıracak parası olanın daha çok tanınması ve dolayısıyla satması, haksız rekabet olarak tanımlanabilir mi? Ortaya çıkardığınız ayrıntıyla belki beni kendi silahımla vuruyorsunuz fakat reklama karşı biri olmadığımı söyleyebilirim. Çok satmayı değil, iyi bir eserin çok satmasını kazanç sayarım ancak. Çok reklamı yapılan ve bu sayede çok satan kötü bir yazarın ikinci bir çok satma şansı yoktur bence. Çok satan iyi az satan kötüdür yada tam tersi bir görüşe inanmıyorum. Kitap yayımcılığı ülkemizde de bir sektör haline geliyor,bu da beraberinde kaliteyi getirecek bence. Kitabın reklamı yapılmalı, kitaplarda kapitalizmi eleştirmeli. Reklam kapitalizm çarkının bir dişlisi. "Kara Mizah". İlk romanım Masalcı’da yeterli tanıtım yapılmadığı için yer altı edebiyatı olarak adlandırıldı hatta "Kara Anlatı"ya örnek gösterildi. • Kitabınızın girişinde Özdemir Nutku'nun Meddahlık ve Meddah Hikayeleri adlı kitabından, "Bazı durumlarda, Yeniçerilerin ve kabadayıların, hikayesinde sevdalıları birbirlerine kavuşturmayan anlatıcıyı, kızıp dövdükleri hatta vurup öldürdükleri olmuştur" alıntısını yapıyorsunuz. Siz de bir romancı olarak, bir ölçüde anlatıcılık yapıyorsunuz. Böyle bir sona uğramak sizi korkutmuyor mu? Öyle bir sona uğramayı kimse istemez. Zaten ben gerçek hayatın sertliğinden ve acımasızlığından kaçtığım için romanlar kurguluyorum. Aynı zamanda bir karikatürist olarak kaybedenlerin hüzünlü romanlarını yazmak kaderim oldu. Yazmak mı, yaşamak mı diye soracak olursanız kesinlikle yazmak diye cevap veririm. Bir anı gerçekte bir defa yaşarsınız ama yazarken bin defa kurgulayabilirsiniz. 10 Eylül 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| İyi sanatçılar taklit eder, büyük sanatçılar ise araklar. - Pablo Picasso |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |