| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Özdenören'le "Düşünsel duruş"u çerçevesinde
Rasim Özdenören’in 31. kitabı “Düşünsel Duruş”, bütün eserlerini yayınlayan İz Yayıncılık’tan çıktı. Rasim Özdenören yeni kitabı "Düşünsel Duruş" ile günümüz insanının kafa karışıklığının arka planını ince ince analiz ederek gözler önüne seriyor. Özdenören ile en hacimli kitabı olan “Düşünsel Duruş”ta işlediği meselelerden bazılarını konuştuk.
suaviy@yahoo.com • "Düşünsel Duruş" adlı yeni kitabınızda daha önceki deneme kitaplarında işlediğiniz fikirleri farklı bir temele mi oturtmak istediniz? Farklı bir temele demeyelim ama aynı temeli derinleştirmek istediğimi ve bunun düşünsel çerçevesini daha bir vuzuhla ortaya koymak istediğimi söyleyebilirim. Kitap baştan sona okunduğunda bize şöyle bir panorama çizer diye düşünüyorum: Hem elimizdeki dinler tarihinin yeniden gözden geçirilmesinin gereği, hem de bazı teoloji problemlerinin irdelenmesinin gerektiği… • Nasıl bir dinler tarihi? Bize öğretilen dinler tarihi seküler ve profan içerikli bir tarih. Bu tarihe bakarsanız insanlar ilkin putlara tapmışlar, yani çok tanrılıymışlar; çok tanrılılık, süreç içinde evrilerek tek tanrılı dinlere dönüşmüş. Biz ise bunun tersine bir sürecin işlediği kanısındayız. İlkin tek tanrılı dinler yani vahiy gelmiş, vahyin sapmasıyla, dejenere olmasıyla çok tanrılı dinler ortaya çıkmış. Olaya böyle baktığımızda hali hazırdaki bazı putperest dinlerin de vahyin bozulmasıyla ve böyle bir süreç izlenerek meydana geldiğini görmemiz kolaylaşır. Dolayısıyla insanların ortak bir zeminde buluşmasının zeminine de bir ufuk kazandırılmış olur. • Siz bu zemini hazırlamak için mi böyle düşünüyorsunuz? Hayır. Ben bu zemini hazırlamak için böyle düşünmüyorum. Fakat bu düşünce bize bu zemini hazırlıyor. Öbür türlüsü yapay ve angaje bir şey olurdu ve inandırıcılığı kalmazdı. • Felsefe seküler bir düşünüş tarzı değil mi? Oysa sizin kitabınızdaki fikirlere bakarsak felsefe de sanki vahyin saptırılmasından doğmuştur. Evet, aynen öyle. Nitekim Grek düşüncesinin milattan 500 yıl önce nasıl olup da birdenbire neşvü nema bulduğu ve sonraki asırlarda da İslâm düşüncesi dahil bütün dünyayı nasıl etkilediği izah edilemiyordu. Grek felsefesinin çıkış tarihinde tartışılan ontik meselelere baktığımızda bunların vahiy kaynaklı olduğu, fakat kaynağın her nasılsa göz ardı edildiği veya unutulduğu anlaşılıyor. • Örnek verebilir misiniz? Mesela Thales'in varlığın sudan neşet ettiğine dair görüşü; daha sonraki filozofların varlığın topraktan veya havadan (apeyron=ruh) hasıl olduğuna dair görüşleri olsun; varlığı hareketle ve çelişkiyle izah eden Heraklitos'un görüşü ile varlığın sabit bir esasa dayandığını ileri süren Zenon'un görüşleri hep aslından uzaklaşmış vahiy kaynaklıdır. • Profan ve seküler derken ne anlıyoruz? Profandan maksadım kutsal içeriğinden boşaltılmış olan kavrama işaret ediyor. Şimdi ifade etmiş olduğumuz hürriyet kavramı İslam'da da var. İslâm'ın dışına düşmüş platformlarda da var. Ama siz bu kavramı kutsal içeriğinden, vahiy bağlamından boşaltarak ve kopartarak kullanırsanız onu profan hale getirmiş olursunuz. Sekülerlik ise dünyeviliktir. Doğrudan insan düşüncesinin icadı olan kavramdır. Profan ile seküler olan arasında her ikisinin de dinle temasının kopartılmış olması yönünden bir bağlantı var. • Bu birbirine zıt fikirler nasıl olmuş da aynı kaynaktan çıkmış? Bu fikirlerin hepsi bir anda ortaya çıkmış değil. Bu bir. İlkin Thales suyu esas alıyor, ona karşı fikirler geliştirenler birbirlerini izleyerek varlığın esasının su olmayıp diğer unsurlar olduğunu ileri sürüyor. Vahiy ise her şeyin sudan meydana geldiğini değil, fakat her şeye su ile hayat verildiğini ifade ediyor. Farklı yerlerde insanın topraktan yaratıldığına işaret ediyor. İşte sapma dediğimiz husus tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Vahiy temelde diyalektik mantık, yani çelişmenin kabul edilebilirliği mantığı üzerine kuruludur. Seküler mantık ise doruğu Aristo'da tecessüm eden ve çelişmezlik üzerine kurulan bir mantığı esas alır. Aristo mantığı ile ontik meselelerin halli söz konusu değildir. Nitekim Heraklitos ile Zenon arasındaki hareketlilik ve sabitlik münazarasında taraflardan ancak ve ancak birinin yanında yer almamız mümkündür. Oysa vahiy mantığı bizim her ikisini birden ve aynı anda kabul etmemizin yolunu açıyor. Aristo mantığıyla hareket ettiğimiz takdirde Esma'ül Hüsna'yı, birbiriyle çelişen sıfatlar dolayısıyla, kabul etmemiz kabil değil. • Fakat Kuran'ın mazisi bin 400 yıl öncesine dayanıyor. Halbuki siz milattan önceki Grek düşüncesini Kuran'la açıklamaya çalışıyorsunuz. Bu nasıl oluyor? Dikkat ederseniz Kur'an-ı Kerim'den değil vahiyden bahsediyoruz. Bu Hz. Ademden başlayan bütün vahiy silsilesini içine alıyor. • İnsanlar vahyin bildirdiği zemini nasıl kaybetmişler? Vahyin söylediği insanların hoşuna giden şeyler değil. Tam tersine vahyin emirleri insanın nefsine ağır gelen ve çoğu kez onun yapmak istemediği şeyler. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak... Bunlar insanın zevkine varmadan önce hazla talep edeceği eylemler değil. Hiç kimse kızgın bir günün ortasında aç ve susuz kalmak istemez, tam tersine açlığının ve susuzluğunun telafisini ister. Kimse durduk yerde malından bir parçasını başkalarına dağıtmak istemez. Bilakis malının üstüne mal katmak ister. Ama vahyin hükmü nefsin arzularının hilafına olan hususları emrediyor. Buradaki hikmet aşikâr. Değil mi? Çünkü seçme gücü yaratıklar arasında sadece insana verilmiştir. Hayvanda ve melekte seçme gücü yoktur. Seçme gücünün bir başka perspektiften görünüşü insanın Tanrı indinde sınanması olayıyla ilgilidir. Tanrı, emirlerini öneriyor ve insanı bu emirleri seçip seçmeme konusunda muhayyer bırakarak onu sınıyor. İşte vahye uymak istemeyenler, vahyin hükümlerini kendilerine göre yorumlayarak onun dışına çıkmanın yollarını aramışlar. Bizim bugün sapıklık diye adlandırdığımız olayın kökeni buradan kaynaklanıyor. Elbette en doğrusunu Allah bilir. • Bu kitapta pratik çözümler öngörmüyorsunuz? Hayır. Kitabın düzlemi ilkesel plandadır. Buradaki fikirlerin sağlamasını antropologlara, din alimlerine bırakmak daha uygundur. • Yani reçeteden ziyade reçetenin hazırlama sürecini gösteren bir kitap "Düşünsel Duruş". Evet. Böyle de söyleyebiliriz. • "Düşünsel Duruş"da çok farklı konular işleniyor. Evet. Ama hepsinin temelinde aynı izah tarzı söz konusu. Vahiy düşüncesinin seküler ve profan hale dönüştürüldüğünde elde edilen sonuçlar anlatılmaya çalışılıyor. • Yaşadığımız bu kavram kargaşası da bu profan ve seküler yapıdan mı ileri geliyor? Evet. Çünkü nefsimizin talep ettiği ve onun hoşuna gidecek hayat tarzı ile vahyin bizden talep ettiği hayat tarzı arasında bir seçim zorunluluğu karşısında kalırsak birinden birini seçeceğiz demektir. O zaman seküler hayat tarzına talip olanlar kendi seçimlerini meşru bir zemine oturtmak isteyecektir. O zaman da ister istemez vahye başvuruyorlar ve seçtikleri hayat tarzının vahiy tarafından tasdik ve tasvip edildiğini göstermeye çalışıyorlar. Profan içerikli birçok kavram kendisine dinden tezkiye almak istemiştir. Hele de İslâm dünyasının son yüz elli yıllık süreci gözden geçirildiğinde, bu fikri doğrulayacak çok sayıda örnek bulabiliriz. • Örnekleyebilir misiniz? Örnekleri çok. Ama şimdi onları saymaya çalışmak neredeyse kitabı yeniden yazmak olacaktır. Ama Namık Kemal'in hürriyet kavramını örnek verebiliriz. İslâm hürriyet kavramına yabancı değil. Fakat Namık Kemal'in Fransız düşüncesinden mülhem olarak kullandığı hürriyet kavramına yabancı. Namık Kemal ve benzerleri İslâm'da da hürriyet vardır diyerek Batı'dan aparılmış bir kavramı içselleştirmeye çalışmışlardır. Batı kökenli hemen bütün siyasal ve felsefi kavram aynı tezkiye sürecinden geçirilmiştir.
28 Haziran 2005
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. - Victor Hugo |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |