| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Yeni Türk Edebiyatında Öykü
5 yıl üzerinde çalıştığı "Yeni Türk Edebiyatında Öykü" adlı çalışmasını tamamlayan Ömer Lekesiz, bu alanda büyük bir eser vererek edebiyatımızdaki yerini sağlamlaştırdı. Bize de Lekesiz'le bu çalışma üzerine konuşmak düştü. Buyrun birlikte okuyalım.
editor@dergibi.com • "Yeni Türk Edebiyatında Öykü" adlı çalışmanızı hazırlarken, nasıl bir metod izlediniz ve hangi kaynaklardan yararlandınız? Kaynak sıkıntısı çektiniz mi? Yeni Türk Edebiyatında Öykü'de, öykücülerin hayatları, öykü anlayışları, birer öyküleri işlendi ve o öykülerinin çözümlemesi yapıldı. Öykü anlayışları bölümünde, o öykücünün eserleri üstüne olumlu ya da olumsuz yönde yapılmış nitelikli eleştirilere, değerlendirmelere yer verildi; bununla okurun o öykücünün öykü anlayışını her yönüyle tanımasına, dolayısıyla kendi kanaatlerini şartlanmaksızın oluşturmasına imkan sağlanmaya çalışıldı. Öyle ki, hemen her antolojinin girişinde teamülen yapılan “genel değerlendirme”ye, yani kendi toplu değelendirmemize bile, aynı hassasiyetle biz beşinci cildin sonunda yer verdik. Çalışma sırasında, 177 yazardan 249 kitaba, 44 dergi ve 4 gazeteden 250'yi aşkın eleştiri, inceleme, değerlendirme yazısına müracaat ettik. Nitelikli ansiklopedilere, sözlüklere, özel sayılara, yıllıklara, tezlere ve seminerlere başvurduk. Bunlarla bir anlamda Türk Öykücülüğü için genel bir kaynakçayı da doğal olarak oluşturduk. Kaynak sıkıntısı? Yıllardır kitap, dergi biriktiren biriyim; bana yeten bir kitaplığa sahibim. Buna rağmen kaynak sıkıntısı çekmediğimi söyleyemem. Sıkıntı noktasında sahhaf ve kitapçı dostlarımdan destek gördüm. Yine de hayatları dahil olmak üzere öyküleri konusunda fazla bilgi toplayamadığım birkaç öykücüyü, mevcut bilgi noktasında öncelikle kendim mutmain olmadığım için şimdilik dışarıda bıraktım. Bahaeddin Özkişi bunlardan biri. Araştırmalarım sürüyor ve nasip olursa onları çalışmanın yeni basımlarına eklemek dileğindeyim. • Yazım ve yayımı 5 yıl süren ve 5 cilde ulaşan bu eser, özveri ve azimli bir çalışmanın ürünü. Türk edebiyatında, nasıl bir iz bıraktığınızı düşünüyorsunuz? Bu beni aşan bir konu. İz'i asıl belirleyecek olan zaman ve edebiyat sevdalarının tutumudur. Ben bu zamana kadar yapılmayan bir çalışmayı yapmaya çalıştım. Bunu derken, Türk öykücülüğünün tanınmasına, değerlendirilmesine emek veren Tahir Alangu ve Mehmet Kaplan'ı rahmetle ve şükranla anıyorum. Tahir Alangu, çözümleme yapmadı. Mehmet Kaplan ise sadece seçtiği öyküleri çözümledi. Ben ikisinin metodunu birleştirerek uyguladığım gibi, ayrıca 1890-1990 arasını, yani bir yüz yılı esas alarak, yakın zaman öykücülerini de işledim. Kitap, birçok üniversitede yardımcı kitap olarak izleniyor, okurlar, edebiyat ilgilileri tarafından beğeniyle karşılandı. İz konusunda sadece bu belirlemeleri yapabilirim. • Kitapta kaç öykücünün biyografi ve çözümlemeleri yer alıyor? Kitapta, Nabi-zâde Nazım'dan Cemal Şakar'a kadar 103 öykücü yer aldı. Bunlardan Sadri Ertem, Osman Cemal Kaygılı ve Bekir Yıldız'ın öyküleri hariç 100 öykünün çözümlemesini yaptım. Çözümlemeleri yaparken de akademik kuruluğa düşmemeye, herbir öykünün teknik biçim ve özüne en uygun düşen edebi eleştiri yöntemini uygulamaya çalıştım. • İlerisi için ne gibi projeleriniz var? 90 kuşağı öykücülerinin öykü kitaplarını incelemeye, eleştirmeye devam etmek niyetindeyim. Bu incelemeleri, eleştirileri, Yeni Türk Edebiyatında Öykü'nün altıncı cildi için bir ön çalışma da sayabiliriz. Görünen o ki, Rabbim ömür verdiği sürece Türk öykücülüğüyle uğraşmaya devam edeceğim ancak bunlar Yeni Türk Edebiyatında Öykü gibi tüm zamanlarımı işgal etmeyeceğinden, bu çalışma nedeniyle ertelediğim Hz. Yusuf ve Hz. Adem'le ilgili iki çalışmayı da bitirmeye gayret edeceğim. • Öykü ve öykücüleri iyi gözlemleyen biri olarak Türk öyküsünün şu anki durumu ve geleceği hakkındaki düşünceleleriniz neler? Sevgili Melih, nicedir yerli öykücülerin tam bir listesini çıkarmaya çalışıyorum. Adlarını tespit edebildiğim kitaplı öykücü sayısı şu anda 589. Yeni hatırlanan ve yeni eklenen öykücülerle bu rakam gün be gün artıyor. Bir “edebiyatçılar sözlüğü”nün 1.500 kişiyi içereceğini gözönüne alırsak, bunun yarısını öykücü yazarlar oluşturacak demektir. Bu kemiyet olarak, öyküyü şiirden sonraki, keyfiyet olarak da öyküyü şiirden önceki seçkin tür konumuna yükseltiyor. Ki o da şunu gösteriyor: Hikâyemizin devamı olan öykümüz, geleneksel anlatılarımızı temsilen, kültürel yapımızla, zihni eğilimlerimizle, toplumsal beğenilerimizle uyuşan, örtüşen bir uğraş olarak varlığını güçlendirerek sürdürüyor. Son zaman öykücüleri Yeşim Dorman, Hüseyin Su, Cemil Kavukçu, Hakan Şenocak, Cihan Aktaş, Süreyyya Evren, Gürsel Korat, Fatma K. Barbarosoğlu, Yekta Kopan, Cemal Şakar, Niyazi Zorlu, Dost Körpe, Ayfer Tunç, Nazan Bekiroğlu, Murat Yalçın, H. Ali Yıldırım, Murat Gülsoy, Kamil Yeşil, Müge İplikçi, Yücel Balku, Karin Karakaşlı, Zerrin Koç, Leyla R. Okyay, Özen Yula, Jaklin Çelik, Aytül U. Akal, Mihriban İ. Karatepe, Fatma Murat, Selma Fındıklı, Selvigül K. Şahin, Şebnem İşigüzel, Münire Daniş, Suzan Samancı, Fügen Ü. Şen ve diğerleri hem hikâye-öykücülük zincirinin halkaları, hem de içerden yani yerli ve batıcıl anlamda modern öykücüler olarak öykücülüğü taşımaya aday olduklarını ispat ettiklerine göre, öykücülüğümüzün geleceğinden de umutvar olmamız gerekiyor. Bunların kimi geleneğe yakın durarak, kimi geçmişi dönüştürerek, kimi günceli geçmişle irtibatlandırarak, kimi özel dünyaları genelleştirerek, kimi de genelden has tekil seçmeler yaparak emin, kararlı ve bilinçli bir şekilde yürüyüşlerini sürdürüyorlar. • Araştırabilmek ve eser yazabilmek için sistemli çalıştığınızı, sosyal ilişkilerinizi bile asgariye indirdiğinizi biliyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Zamanını başkalarıyla paylaşmamanın, kitaplar arasında gömülüp kalmanın tümüyle iyi şeyler olmadığını biliyorum. Biliyorum ama 29 harften, anlamlı milyonlarca harf öbeklerine ve müdekkik, hakbilir “sessiz dost, okur” topluluğuna ulaşmanın başka bir yolu da yok. Programlı çalışmanın sonucu asosyol olmayı dayattığı kadar, “işinin delisi, davasının divanesi” olmayı da dayatıyor. Peygamberimizin, elindeki fidanla oturan ve bilahare bu fidanı diken adama karşı tavrının taklitçileri olmak zorundayız; uygun yer aramaktan doğan boşluk dışında elimizdeki fidanı dolaştırmaya ruhsatımız yok sanıyorum. Bu bilinçle baktığımda zamanımı boşluğa savurmaya hakkımın olmadığına hükmediyorum; şöhretten, tezgahçılıktan, tezgahtarlıktan, lafazanlıktan, üstadlıktan, milletlerin-devletlerin kader çizicisi rolünden, dedikodudan, işbirlikçilikten, çetecilikten, mütekebbirlikten, ali kıran baş kesenlikten şiddetle uzak durarak sessiz ve derinden çalışmak... Bunu bilirim bir; bundan müşteki değilim; söyleyecek sözleri, yazılacak yazıları olduğuna inanlara da tavsiye ederim. 18 Şubat 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bir adam köprü kurar, bin adam geçer. - Özbek Atasözü |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |