d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• RÖPORTAJ  

Bugün:

NURİYE AKMAN

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


'Röportaj yapmak oyun oynamaktır'

KİTABIN KÜNYESİ
Mayın Tarlası, Nuriye Akman, Benseno Yayınları, İstanbul 2002, 304 s.
SATINALMA BİLGİLERİ
Türkiye'deki en iyi röportaj gazetecilerinden biri olan Nuriye Akman'ın "Mayın Tarlası" adını taşıyan kitabı geçtiğimiz yılın sonuna doğru çıktı. Benseno Yayınları arasından çıktı. Diğer röportaj gazetecilerinden farklı bir tekniği olan ve röportaj yapmayı 'oyun oynamaya' benzeten Akman'la işini, işini yapış biçimini, deneyimlerini ve gazetecilik geçmişini konuştuk.

Fadime ÖZKAN
faozk@yahoo.com

• Sizce soru sormak nedir?

Soru sormak karşımdaki insanda kendini aramaktır. Zifiri karanlıktayken şimşek çaktığında nasıl kısa bir aydınlık olur, bir adım atarsın, sonra yeni bir şimşeğin çakmasını beklersin. Onun gibi bir şey soru sormak. Yolunu kısa süreli aydınlatır, etrafına bakınırsın sonra yeni bir soru sorman gerekir. Herşey bir adım atmak içindir ama her zaman karanlık daha fazladır. Asl olan sadece sorudur ve soru sana varolduğunu hissettirir. Soru sorarak kendimi üretiyorum ben, kendime meydan okuyorum.

• Soru, cevabın ve hayatın tetikleyicisi midir?

Evet, tabii..

• Peki, hayat soruların toplamı mıdır?

Hayat sadece sorudur zaten. Bulduğun her cevap cevap değil aslında, o da bir soru. Hiçbir gerçek kendini tamamen ele vermez. Ne kadar yaklaşırsan, o kadar kaçar. Öyle murad etmiş Tanrı. Ama bizi cesaretlendirir. Bazen bildiklerimizin altında eziliriz. Bilmek rastgele, sıradan bir iş değil, sorumluluktur. Ben böyle hissediyorum en azından. Gerçek budur demiyorum, bu benim gerçeğim.

• Röportaj yaparken muhatabınızla aranızdaki ilişkiyi konumlandırır mısınız? Eşit misiniz, baskın mısınız, akış içinde değişen bir zeminde misiniz, nasılsınız?

Bir sürü konum var. Röportajın başında, sonunda ve soruya göre farklı. Bazen ast-üst, bazen eşit, bazen iki kardeş, bazen hırsız-polis, bazen ana-çocuk,.. bir sürü şey var. Karşımdaki kişiye ve olaya, duruma, akışa ve daha bir sürü şeye göre değişir konumlanış. Bu bir oyundur.

• Tartışılan bir oyun oynama, röportaj yapma tarzınız var. Soru sormaktan çok hesap soran, sorgulayan, yargılayan, hırpalayan bir tarz. Hırçınlığınız...

Çok doğru. Hırçın bir insanım ben.

• Bu, yapınızla mı ilgili yoksa almak istediğiniz cevapları edinme yönteminizle mi ilgili?

İkisi de. Ama ben de ne varsa onun aksi de aynı ölçüde vardır. Eğer hırçınım ama bir o kadar da romantik, yumuşak, duygusalımdır. Onun için Turkuaz'daki yazılarda işin o yönünü ortaya çıkartmaya çalışıyorum. İnci Avcısı'nda pek çok insan şaşırdılar. Ay ne kadar yumuşak soruyorsun diye.. Ama ben oyum aynı zamanda. Ben de, her şey var.

• Muhatabınıza çok yüklendiğinizi düşünüp vicdanen rahatsız olduğunuz oldu mu?

Çok yüklendiğimi biliyorum bazı insanlara, ama bundan dolayı vicdan azabı duymuyorum. Çünkü onlar kendilerinde zamanında yüklenebilselerdi benim onlara yüklenmeme mahal kalmayacaktı. Aslında ben onlara iyilik yapmış oluyorum. Bu kan aldırmak, hacamât gibi. Harika bir şey bu temizlenir, rahatlarsın...

• Siz karşınızdaki insanı hakikaten deşiyor, onu söylemeye, anlatmaya zorluyorsunuz...

Ama ona yardımcı oluyorum işte! Bundan âlâ birşey olur mu? Ona bedavadan psikiyatr hizmeti veriyorum. Bu harika birşey. Müthiş bir itiraf süreci. Onları konuşturmak o kadar da zor olmuyor.

• Kaçan olmuyor mu?

Oluyor. Kovalıyoruz. Kaçma kovalamaca da bu işin bir parçası. Müsaade etmezse, çok acı çektiğini görürsen devam etmezsin, ne olacak ki!

• Türkiye'de haber konusu olan / olabilecek olan hemen hemen herkesle konuştunuz. Bu siz de "denizin bitmesi" sıkıntısı / korkusu yaratmıyor mu?

Zaman zaman tabii ki oluyor. Her meslekte yaşanır, bende de oluyor. Bir de merak alanınız gelişiyor. Artık gazete formatında merak etmiyorsunuz da, başka yönlerde keşiflere çıkmak istiyorsunuz. Mesela roman yazmak, şarkı sözü, şiir, deneme yazmak istiyorsunuz, başka şeyler yapmak istiyorsunuz. O manada evet, ama bu benim mesleğim, bununla hayatımı kazanıyorum. Allahtan ki aktörler değişiyor. Şimdi mesela politikada çok nefis, geniş bir kadro var. Yani çok mutluyum.

• Bu işten elinizi eteğinizi çekmek isterseniz, ne yaparsınız?

Roman yazarım, tezgahımda şu anda üç tane roman var, ilerleyemiyorum. Gazeteye karşı sorumluluklarım var, 24 saat çalışıyorum. Ama aslında geçim derdim olmasa, sırtımı dayayabilecik biri olsa kesinlikle bırakırım. Ama tembellik yapmak için değil, başka bir alanda kendimi sıfırlayıp anasını satayım ben şunu da yapabilirim demek için..

• Röportaj yaptığnız kişilerden etkilenir misiniz? Yani röportajı yapıp evinize döndüğünüzde, zihniniz o kişiyle meşgul olmaya devam eder mi?

Olmadığını zannediyorum. Ama bazen farkediyorum ki, yıllarca birinden çıkmışsın, başka birine girmişsin. Her birinde konuları, heyecanları durumları her şeyleri farklı. Onların peşinde koşturmaktan sanki kafamda bir tortu olmuş, kendime yer kalmamış. Ben onları izlemek istiyor muyum, aslında istemiyorum. İlk zamanlar öyleydi, ama artık kimseyi çok fazla bilmek istemiyorum. Ben artık kendi içimdeki zehri dışarıya çıkarmak istiyorum. İşte onlar sen ne kadar da unuttum bir başka kişiye daldım desen de senin kıvrımlarında yer işgal ediyorlar ve bir temizlik yapmak gerekiyor.

• Zaman ve mekan olgusundan tamamen soyutlanarak cevaplamanızı istiyorum. Kiminle konuşmak isterdiniz?

Papa Jean Paul. Genç haliyle, yeni papa oldu zamanlarda ama, şu haliyle değil. En üst düzeyde bir hristiyan din adamıyla dünyayı konuşmak isterdim. Bütün dinleri, herşeyi entelektüel düzeyde konuşmak isterdim. Bu da papa. Ama papalarla röportaj yapılmıyor.

• Aslında ben şunu merak ettim. Şu anda yaşayanlar değil, Hz Adem'den bu yana yaşamış olanlar arasında kiminle konuşmak isterdiniz?

Hazreti Muhammed dersem şimdi biraz tuhaf mı olur? Ama ben zaten konuşuyorum kendi kendime.. Hz Adem'le ve Hz. Havva'yla konuşmak isterdim ayrıca.. Ama bunlar çok fantastik şeyler.. Cennette konuşcağız nasıl olsa..

• Soru sormayı bu kadar seven bir insan olarak sizdeki en belirgin duygu merak mıdır?

Kuşku. Gerçeği yeniden kurgulamak. O kendi gerçeğini bana sunuyor. Ama başka medya kanallarından, başkalarının düşünce filtrelerinden geçerek. Dur bakalım, o öyle mi? Bir de ben bakayım deyip gerçeği benim yapmak.

• İnsanları aynanın karşısına geçirip hadi ne görüyorsun anlat bakalım dediniz. Bir gün aynanın karşısına geçtiğiniz de o insanların hepsini aynada gördüğünüzü düşünün. Size tek bir cümle olarak ne söylerlerdi?

Teşekkür ederlerdi herhalde. Bir röportajcı karşısındaki insanı legalize eder. Ne kadar tırnak içinde kötü sorular sorarsa sorsun, onu diğer insanlara altın tabak içinde sunmaktadır. Soru sorulması o insana önem atfetmektir, bir şey bahşetmektir. Karşılıklı birbirini varedersin. O senin sayfana, stüdyona gelerek seni vareder, sen de onu varedersin. Al gülü ver gülümdür. Bana çok şey öğretiyorlar. Onlara daha iyi soru sormak adına asla okumayacağım kitapları okudum onların yüzünden, Sonra cevaplarıyla beni şaşırttılar. Ben herkese çok teşekkür ediyorum.

• Kaç yıldır röportaj yapıyorsunuz?

Aslında çocukluğumdan beri diyeceğim. Hani çocukken insanlara yönelttilen komik sorular, anket defterleri vardır. Ama profesyonel olarak şöyle böyle 15 yıl oldu.

• Profesyonel olarak röportaj yapmaya nasıl başladınız? Bu sizin seçiminiz miydi yoksa görünenin ardını görmeye çalışan yapınızı keşfeden biri mi sizi buna yönlendirdi?

Fakülteden mezun olduktan on yıl sonra hakiki anlamda muhabirlik yapmaya başladım. O zamana kadar halkla ilişkiler, muhabese, arşiv, ve reklam gibi başka alanlarda geziniyordum. Ama gazeteciliğe başladıktan üç yıl sonra bir röportaj sayfam vardı.

• Röportaja yoğunlaşmanız nasıl oldu? Haftanın röportajını yapıyor olmak muhabirler arasında seçilmeyi gerektiren bir şey. Bunu nasıl başardınız?

Şöyle oldu. Ben parlementoda muhabirlik yapıyordum. Ertuğrul Özkök İstanbul'da yayın yönetmeni. O zaman röportajları Emin Çölaşan yapıyordu. Söyleşi yapmayı bırakıp köşe yazarı olduğunda, "röportaj alanını gençlere bırakıyorum" diye yazmış. Bir arkadaşım "bak bize pas atmış" dedi. Güzel bir isim bulsak da, röportajı biz yapsak falan demiştim. Sonra Ertuğrul Özkök'ten o sıralarda ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Yusuf Bozkurt Özal'la röportaj yapmak için izin istedim. Cumhurbaşkanı Özal'ın kardeşi olduğu içinde çok önemliydi. Ben ise yaşım kemale ermiş olsa da, taze bir muhabirdim. Ünlü falan değilim o zaman. "Yapamazsın sana röportaj vermez" dedi. Yusuf bozkurt Özal, daha çok Yavuz Gökmen, Enis Berberoğlu gibi ekonomi muhabirleriyle konuşuyordu. 15 gün uğraştım, randevuyu aldım ve hakikaten çok güzel bir söyleşi oldu. Bu ilk söyleşim birinci sayfadan verildi. Özkök'ün dikkatini çektim, bir iki röportaj daha yaptım ama Celalettin Çetin, Zeynep Göğüş ve adını şimdi hatırlayamadığım başka isimler de röportaj yaptı. O sıralarda Tanju Çolak-Hülya Avşar aşkı gündemdeydi ve Tanju Çolak'ın karısıyla kimse konuşmamıştı. Bir ay süreyle uğraştıktan sonra onunla da bir röportaj yaptım. Yöneticiler kıyaslama imkanı buldular ve bana "sayfa senin" dediler.

• Siz talepkar oldunuz...

Ben talepkar oldum. Zaten gazetecilikte istediğim tek şey röportaj yazarı olmaktı, başka hiç bir şey değil. "Haber müdürü ol, yazı işlerinde çalış" dediler ama ben katiyyen röportaj yapmak istiyordum.

• Röportaj yaptığınız isimlerin hepsi değilse bile çoğunluğu, hakkında hemen hemen herşeyin bilindiği insanlar. Ama siz o insanlarla öyle bir konuşuyorsunuz ki, mutlaka farklı bir şey ortaya çıkıyor. Başkalarının görmediği, gölgede kalan yönlerini bulup çıkarıyorsunuz....

Herşey bilinmiyor aslında, bilindiği zannediliyor ve bununla avunuluyor. Hiç kimse tam anlamıyla bilinemez. Bilindiği zannedilebilir ama hiç kimse emek harcamıyor sorularına, yaptığı işe saygıları olmadığı için hep aynı şeyleri soruyorlar va hep birbirlerinin izini takip ediyorlar. Oysa her insan sonsuzdur. Röportajı, fotoğraf çekmek diye düşünürsek farklı şeyler çıkabilir. Bu tamamen sana bağlı. Senin bulduğun açıya, inmeye çalıştığın derinlikle alakalı birşey. Röportajın her aşamasında başka birşey vardır. Dolayısıyla dalış yapman lazım. Eğer ekmeğini sadece soru sorarak yiyorsan, zaten mecbursun diğerlerine kuş kondurmaya ve farklı bir açıdan bakmaya. Kalp gözünü açık tutman lazım ki farklı bir şeyler çıksın ortaya. Ben kendimi karşımdakinin yerine koymaya çalışıyorum. Ben olsaydım nasıl düşünürdümden yola çıkıp bulmaya çalışıyorum. Günler geceler boyu oturuyorum, soruları düşünüyorum, tartıyorum. Önce fikirler geliyor aklıma ama bunları acaba hangi kelimelerle ifade edebilirim diye o kelimeleri seçiyorum. Kelimelerin vurgularını, yerlerini, önceden ne soracağımı ve karşımdakinin bana ne cevap vereceğini, muhtemelen benim de onun üzerinde kaç seçenekli yeni sorular üretebileceğimi üç aşağı beş yukarı kafamda tasarlıyorum. Bir senaryo halinde gidiyorum. Yani oraya kaçarsa oradan yakalarım, şuraya kaçarsa şuradan yakalarım diye. Ama bu çözücü bir anlamda değil, ben merak ediyorum acaba kaç kulaç inebileceğim diye.

• 15 yıldır ropörtaj yapıyorsunuz çarpı hafta bir, bazen iki. Yaptığınız bunca röportaj arasında en zor röportajınız hangisiydi?

Yayınlanmayan röportajlar da var. Cevap vermekte direnenler olduğu zaman zor oluyor. Bana göre zor yok aslında, onlara göre zor var.

• En keyif aldığınız röportaj hangisiydi?

Valla en keyiflisi, daha doğrusu komiği Diyanet İşleri Başkanı ile yaptığım röportajdı. Ne sorduysam bilmiyorum geçin dedi. Çok keyifli, çok rahat oldu tabii.

• Peki kendinizi en rahat hissettiğiniz?

Ben hepsinde rahatım. Ama ilk Fettuhllah Gülen röportajım biraz daha heyecanlı olmuştu. Benim kontr sorularımı nasıl karşılayacak, saygısızlık edilmiş gibi mi kabul edecek diye. Ama ben herkese aynı davranıyorum. Mesala ona düz sorular sorsaydım kendime karşı ayıp etmiş olacaktım ama öbür tarafdan da cemaat mensupları nasıl karışılar diye hafif bir gerilim yaşamıştım. Ama başladıktan sonra baktım son derece rahat bir insan. Herşeyi istediğim kelimelerle sordum, hiç de bir şey olmadı.

• Konuşmak isteyip de konuşamadığınız olmuştur mutlaka..

Oo çok oldu. Nazmiye Demirel, Cumhurbaşkanı Sezer, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Cem Uzan, Turgay Ciner, Dinç Bilgin. İlhan Selçuk...

• Bunun sizinle ilgili olduğunu da düşünüyorsunuzdur herhalde, başkalarıyla konuşuyorlar çünkü...

Tabii ki benimle ilgili. Benimle konuşmuyorlar ama gidip Leyla Tavşanoğlu'yla konuşuyorlar.

• Korkutan bir yanınız var o zaman..

Olabilir tabii.... Ben korkulan bir insan değilim ama onlar korkan insanlar.

• Röportaj talebi hem sizden mi gider karşı tarafa? Size söyleşi talepleri geliyor mu? Geldiğinde tavrınız ne oluyor?

Evet talibin geldiği oluyor. Çoğu zaman, yüzde doksan kabul etmiyorum. Gündemde olan insanlar yapmıyor bunu. Gündeme gelmek isteyenler yapıyor. Çok sıcak bakmıyorum, beni itiyor. Ama bazen de nadirattan da olsa "Aa, hakikaten iyi fikir" dediğim oluyor.

• Çalıştığınız gazetelerin röportajlara, içeriğine olabilir, isme olabilir, dahli oluyor mu? Bu sıkıntı yaratır falan gibi...

Nadirattan oluyor tabii, olmaz mı? Gazetenin politikasına bilmeden ters düşmüş olabilirsiniz. Sonuç olarak o gazeteden ekmek yiyorsun. Yüzde yüz bağımsız değilsin ve olamazsın da.

• Yaptığınız röportajı, okuyucunun gazetede okuduğu röportaj haline getirirken nasıl bir eleme yapıyorsunuz? Çünkü yapılan bir konuşmanın üç de hatta dörtte biri ancak girer gazeteye..

Bir sürü şeye dalış yapıyorsun, psikolojisiyle ilgilenebilirsin, konusuyla, çevresiyle ilgilenebilirsin. Hangisinden daha iyi bir malzeme çıkarsa oraları ayıklıyorsun. Daha önce söylediklerinin benzerlerini değil de, farklı bir şeyi yakalamaya çalışıyorsun. Yeni bir şey bulmuşsan onu öne çıkarıyorsun. Bir de ben okuyan da "nasıl bir insandır bu"nun cevabını sunmak istiyorum. Tam bir öğün sunmak istiyorum. A'dan Z'ye.. Mizahi yönü var mı, düşünsel boyutu ne, fiziksel anlamda kendisiyle bir iletişimi var mı? Böyle biraz tuz, biraz biber, biraz şeker, ayarlamaya çalışıyorum. Herşey olsun istiyorum.

• Kendi dışınızda röportaj yapanlar arasında kimi / kimleri beğeniyorsunuz?

Sadece şunu beğeniyorum diye bir şey yok. Herkes benim için yapıyor, herşeyi.. Dünyadaki tüm muhabirler, tüm röportaj yazarları benim için çalışıyorlar. Herkesin düşünce biçimi farklı sonuçlar çıkartıyor ortaya. Ben hepsinden yararlanıyorum, usaresini alıyorum. Ben de onlar için yapıyorum. O yüzden bu kadar önem veriyorum. Herkese verebileceğimin en iyisini vermeye çalışıyorum. Çünkü herkesin yaptığı ortak bir kapta buluşuyor ve birbirine dönüşüyor.

• Ne tür kitaplar okursunuz? Psikoloji kitapları okuyor musunuz?

Evet, psikoloji kitapları okuyorum. Ama zamanım dar, bana yarayacak kitaplar okuyorum artık. Mesala psikolojik, tasavvufi, tarihi, dinle ilgili, doğayla ilgili, ağaçların, kuşların dünyası.. Ama en çok psikolojik ve tasavvufi kitaplar okuyorum.

• Film seçiminiz nasıldır? Hangi tarz filmleri izlersiniz?

Çok film seyrederim. Ama psikolojik gerilimli, zekaya dayalı gerilim filmlerini severim.

• Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?

Güçlü bir kadın görüyorum.

• Neye karşı güçlü?

Hayata karşı. Yalnızlığını taşımasını biliyor. Değişkenliği içinde bir istikrarı var. Hem çocuk, hem kadın, hem yaşlı, hem yumuşak, hem çok sert. Her şeyi birden olabiliyor aynı zamanda bütün bunların karmaşasından da, yolunu kaybetmeden devam edebiliyor. Aslında seviyor kendini.

• Sevmediği bir şeyi yok mu?

Var tabi olmaz olur mu?

• Neler onlar?

Zaman yönetimi konusunda yeterince becerikli olamamak. Keşke hem bunları yapabilseydi. Aslında sonsuzdur insanın gücü. Demek ki o sonsuzluğu kıran birşeyler var beynin içinde. Onu üretebilseydi keşke...

8 Ocak 2003

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

İnsan hiçbir yerde kendisinden iyi dost bulamaz. - C. Dickens

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby