1960 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV Bölümü’nü bitirdikten sonra gazeteciliğe başladı. MAK Ajans, “Son Havadis”, “Milliyet” gazetelerinde ve “Hey”, “Tele-Magazin”, “Yelpaze” dergilerinde çalıştı. Medya muhabirliğini “Sabah” gazetesinde sürdürdü. Özel televizyonların sayısının hızla artmasıyla birlikte alan değiştirerek parlamento muhabirliğine başladı. “Akşam” gazetesinde köşe yazarlığı ve haber müdürlüğü görevlerinde bulundu. Turhan’ın siyasî anekdotlar içeren “Siyasetin Öte Yakası” adlı kitabı 2000 yılında, “Elif Yağdı Ben Islandım” adlı ilk romanı ise 2001’de yayımlandı.
|
|
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
|
| |
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
|
| |
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
|
| |
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
|
| |
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
|
| |
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
|
| |
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
|
| |
Hiç, Carmen Laforet
|
| |
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
|
| |
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
|
| |
|
|
|
 |
21 Mayıs 1963’te ihtilal yapmak isterken idam edilen Fethi Gürcan’ın hayatını romanlaştıran Nesrin Turhan:
Okur kendi yargısını versin
Yazarlığını “Elif Yağdı Ben Islandım” isimli ilk romanıyla ispatlayan Nesrin Turhan, Doğan Kitap’tan çıkan kitabı “İhtilalin Süvarisi” ile yakın siyasi tarihin kritik dönemeç noktalarından biri olan 21 mayıs 1963 ihtilal girişimini; öncesiyle sonrasıyla, bu olay dolayısıyla idam edilen Fethi Gürcan’ı merkez alarak anlatıyor.
| KİTABIN
KÜNYESİ |
|
|
İhtilalin Süvarisi
Nesrin Turhan
Doğan Kitapçılık, İstanbul 2004, 380 sayfa.
|
|
SATINALMA BİLGİLERİ |
Suavi Kemal YAZGIÇ
suaviy@hotmail.com
Nesrin Turhan her ne kadar gazetecilikte başarılı olsa da “yazarlığı” ağır basan
gazeteci-yazarlardan. Yazarlığını “Elif Yağdı Ben Islandım” isimli ilk romanıyla
ispatlayan Nesrin Turhan, Doğan Kitap’tan çıkan kitabı “İhtilalin Süvarisi”ni
ise bir belgesel roman olarak tanımlamayı tercih ediyor. Çünkü “İhtilalin
Süvarisi”, yakın siyasi tarihimiz hakkında fikir sahibi olunmadan yorum yapılan
bir dönemine ışık tutuyor.
Halen tamamen kurgu olan yeni romanını bitirmek üzere olan Nesrin Turhan niçin o
dönemi ve Fethi Gürcan’ı seçtiğini sorusuna cevaben: “Siyasi idamları incelerken
Fethi Gürcan’ın hayat hikayesi dikkatimi çekmesinin birkaç sebebi var. En başta
gelen neden, Fethi Gürcan hakkında yeterince bilgi olmamasıydı. İkincisi 1960-63
arası son derece karmaşık, iyi tahlil edilmemiş, üzeri örtülmüş bir dönemdi.
İhtilaller içinde ihtilallerin yaşandığı bir dönem. 27 Mayıs 1960 sonrası,
imzalanan ihtilal protokolleriyle, ihtilal içinde yaşanan ihtilallerle, biri
yarım kalmış, diğeri başarısız olmuş 21 Mayıs girişimiyle son derece sancılı bir
dönem. Nedense pek de deşilmek istenmemiş. Bu nedenle 12 Mart'a nasıl
geldiğimizi çok iyi anlayamıyoruz. 21 Mayıs olayları, iki kişinin idamı, onlarca
kişinin hapis cezasına çarptırılması, 1457 Harbiyelinin okuldan atılmasıyla
sonuçlanmış. Harp okulu iki dönem mezun verememiş. Ama Talat Aydemir'i istisna
tutarsak, ihtilal protokollerine imza atanlara bir şey olmamış. Hatta birkaç yıl
sonra 12 Mart muhtırasına imza atmışlar. Ardından ordudan yeni tasfiyeler
gerçekleştirilmiş. Ben zaten her okur kendi yargısını kendisi versin diye roman
yazıyorum. Ben öğreten değil, öğrenenim. Olayın bir başka boyutu da var.
İhtilaller içindeki subayın bir karısı ve bir ailesi var. O yüzden kitapta,
Fethi Gürcan ve dönemin olayları kadar çarpıcı bir karakter de Esma Gürcan...
Kocası idam edildikten sonra dört çocuğuyla ayakta kalan bir kadın.” diyor.
27 Mayıs’a geç katılan subay
Fethi Gürcan, 27 Mayıs’tan idamına kadar olan dönemde önemli rol oynamasına
karşın, siyasete duyduğu ilgi çok eski tarihlere uzanmıyor. Nesrin Turhan, Fethi
Gürcan’ın bu özelliğini şu cümlelerle yorumluyor:
“27 Mayıs, 22 Şubat ve 21 Mayıs’ta kilit noktalarda bulunan Fethi Gürcan’ın
diğerlerinden farklı olarak silahlı kuvvetlerde 1959’a kadar hiçbir siyasi
amaçlı hareketin içinde yer almamış olması. Fethi Gürcan, uluslararası
başarılara imza atan bir binici, iyi bir aile babası ve sosyal hayatta yeri olan
bir insan ama 38 yaşında Ankara’ya gelene kadar ordu içindeki cunta
faaliyetlerinden uzak durmuş. Oysa silahlı kuvvetler içinde kimi teşebbüslerin
1950’lerin başına hatta 1940’ların sonuna uzanan geçmişleri var. Belki de,
ölümcül bir hastalığın pençesine düşen küçük oğlunun tedavisi için 1959 yılının
sonbaharında tayinini Ankara'ya istememiş olsaydı; Fethi Gürcan adı
ansiklopedilerde sadece, Türkiye'ye altın madalyalar kazandırmış başarılı bir
binici olarak kalacaktı.”
Niçin unutulmaya terk edildi?
Bu kadar yakın tarihte olan bir olay hakkında pek çok bilgiye niçin bu kadar
uzak olduğumuzu sorusuna Nesrin Turhan’ın cevabı ise “Yani bir grup genç subay
durup dururken mi, 22 şubat direnişine, 21 mayıs ihtilaline kalkıştı? 27
mayıstan sonraki ihtilal protokollerine kimler imza koydu? Bu zemini kimler
hazırladı? “Geliyorum” diyen, hatta ihbar edilen bir girişim neden durdurulmadı?
27 mayıstan sonraki ihtilal protokolleri imzalayanlara, genç subayları sürekli
ihtilal psikolojisi içinde tutanlara, orduyu kendi siyasetlerine alet etmek
isteyenlere ne olmuş? Ben size söyleyeyim: Büyük bir bölümü, önemli mevkilere
gelmişler. Olayın küçük gösterilmesi, dallanıp budaklanmasının önlenmeye
çalışılması çok normal değil mi? Roman bütün bunların yanıtını veriyor aslında.
Özellikle de mahkeme bölümü. Belki tersinden düşünmek lazım: Eğer hareket
başarılı olsaydı, kaç kişi bunu sahiplenmeye can atacaktı? Mahkemede; “Benim
tabirim muştadır. Vurucu kuvvettir. Herkes piyasadan çekilmiştir, muşta ortada
kalmıştır” diyen Fethi Gürcan, idam sehpasında da duruşma hakimine şunu
söylüyor: “Bu ihtilal başarılı olsaydı, orduya binbaşı rütbemle dönmekten başka
bir isteğim yoktu. Bizleri bu yollara sürükleyenler en yüksek makamlarda
oturuyorlar! Onları davaya bulaştırmamak için elinizden geleni yaptınız.”
oluyor.
Gerçekleri romanlaştırma süreci
Nesrin Turhan, Fethi Gürcan’ın hayatını romanlaştırma sürecini ve Fethi
Gürcan’ın ailesinin, tanıdıklarının katkılarını ise şöyle anlatıyor:
"Çocukları da, babalarını anlatma ihtiyacı duyuyordu. Böylece önce aileyle,
ardından arkadaşları ve hatta ona karşı olanlarla konuşmaya başladım. Yaklaşık 6
ay süreyle 70-80 kişiyle röportaj yaptım. Kitabın araştırma aşamasının bu
yoğunluğu gerçeği değiştirmiyor. Bu, gerçeklerden yola çıkılarak yazılmış bir
belgesel roman ama tarihi bir belge değil. Farklı açılardan çekilebilecek
onlarca fotoğraf var. Ben kendime göre pek de fazla kullanılmayan açıyı tercih
ettim. Yaşananları, çarpıtmadan aktardım. Kahramanların ruh hallerini,
yaşadıkları atmosfer içinde vermeye çalıştım. Konunun insani boyutunu, aile,
arkadaşlık ilişkilerini göz ardı etmedim. Zaten tarihi bir olay anlatıyorsun.
Konuştuğunuz insanların ötesinde, okura karşı sorumlusun."
4 Mayıs 2005
|
 |

Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.
Alexa Rating
|