d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• RÖPORTAJ  

Bugün:

NEŞE KUTLUTAŞ
1965 doğumlu. Kafkasyalı. Sanat tarihi ve arkeoloji öğrenimi gördü. Radyo programcılığı yaptı.

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


'Üzerine hikaye yazılacak derin ilişkiler kalmadı'

KİTABIN KÜNYESİ
Kayıp Topraklar, Neşe Kutlutaş, Birun Yayıncılık, İstanbul 2002, 149 s.
SATINALMA BİLGİLERİ
Gerçek Hayat dergisi yazarı ve hikayeci Neşe Kutlutaş'ın "Kayıp Topraklar" adlı kitabı 2002 yılının sonlarında Birun Yayınları'ndan çıkmıştı. Suavi Kemal Yazgıç, Kutlutaş ile hikayecilik anlayışı üzerine konuştu.

Suavi Kemal YAZGIÇ
suaviy@hotmail.com

• Niçin "Kayıp Topraklar"?

Bir coğrafyayı, bir mekanı anlamlı kılan elbette ki orada kurulan insani ilişkilerdir. Ne yazık ki şimdi, benim anlattığım coğrafyada da üzerine hikaye yazılacak derin ilişkiler kalmadı. İşte bu kaybolup giden insanlık halleriyle birlikte o topraklar da -teessürle söylüyorum ki- artık 'Kayıp Topraklar' oldu. Keşke böyle olmasaydı.

• Savaşlar ve ekonomik sorunlar neredeyse herkesi muhacir, evinden yurdundan uzak hale getirdi. Bu da pek çok değer ve geleneğin kaybolmasına, kimliklerin unutulmasına yol açtı. Bu anlamda "Kayıp Topraklar" sizce şu anda tamamen kayıp sayılabilir mi?

Yâd edilen eski günlerin dışında geriye ne kaldı bilemiyorum. Hemen hepimiz büyük bir bozgunla karşı karşıyayız. Kanaati, yetinmeyi, şükretmeyi, paylaşmayı unuttuk. Çünkü hayatımıza asıl anlamını veren -biz farkında olmasak da- gündelik hayatın dokusuna sinmiş olan ibadetlerdi. Selamlaşmak, edepli olmak, büyük olana saygı, yüksek sesle konuşmamak, yemeğe besmele ile başlanması, yardımınıza ihtiyaç hisseden birinin hemen yanı başında olmak ve bir çok şey.. hayatın bütün yönlerini kuşatan İslami bir kültür vardı ve bu, kendini Müslüman olarak görmeyen bir insan için bile böyle idi. Ama o günümüzü anlamlı kılan ve bizi de çepeçevre kuşatan o hava, bu günün hızlı dünyasına ve bizim bu dünyanın peşinden koşma hızımıza dayanamadı. Dünyaya olan rağbetimiz sonunda, kazandıklamızı koyacak bir yer aradığımızda ise, hayatımızdan ilk boşalttığımız şey 'değerlerimiz' oldu. Kısa bir zaman daha bunun sancısını hissedeceğimizi ama sonunda bundan da uzak kalacağımızı düşünüyorum.

• 'Globalleşme'nin dayatıldığı bir çağda yaşıyoruz ama bir Rus'la bir Müslüman arasında Kayıp Topraklar' kitabında anlatılan yakınlığa şimdi rastlayamıyoruz. Kitapta insanlar arasında kozmopolit olmayan ama gettoları da bulunmayan bugünlerde kayıp olan bir hayat anlatılıyor. Kitle iletişim araçları insanlar arasındaki neyi imha etti sizce?

Neredeyse her şeyi; adı iletişim aracı olan her ne varsa, adeta insanların elinden tam da o 'iletişim' denen şeyi koparıp aldı. Zaman fukaralığı çeken dostlarınıza telefon açtığınızda, iki dakikada hangi derdinizi anlatabilirsiniz şimdi? Hislerinizi hangi derinlikte paylaşabilirsiniz? Sohbetin, muhabbetin manasını, cep telefonlarının son derece manasız 'kısa mesaj'larına ihale ederek kiminle gönülden gönüle köprü kurabilirisiniz? Oysa telefon, sevdiklerinize 'istediğiniz zaman' 'ulaşma' imkanı veriyor hesapta değil mi? Yazılı ve görüntülü basın felaketine ise hiç girmek istemiyorum. İnsanlar, 'hayatlarını kolaylaştıran' iletişim araçlarından uzak durdukça, aralarındaki dayanışmanın da bir o kadar yakın ve muhkem olacağına inanıyorum.
'Katerina hala' yalnızca telefon veya başka modern iletişim araçlarıyla irtibat kurabildiğim biri olsaydı, onun evindeki eski pirinç semaverin hüzün demlemesini nasıl yüreğimde hissedebilirdim ki? Galiba, kullandığımız kumandalar ve aletlerle, ve dahi kendi ellerimizle imha edilen, yüreğimizin temiz tarafları.

• Kitap boyunca niçin Şehriyar'ın Heyder Babaya Selam adlı şiirinden alıntılar yaptınız?

Benim çocukluğumun en aziz hatıraları biraz da üstat Şehriyar'ın Heyder Baba'ya Selam şiiri ile örülüdür. Babam uzun kış akşamları bize Heyder Baba'dan dizeler okurdu Davudi sesiyle. Sonra Şehriyar'ın kendi sesinden dinlerdik aynı şiiri.
'Heyder Baba'ya Selam da; Şehriyar'ın 'Kayıp Topraklar'ıdır. Muhtasar bir 'Kayıp Topraklar' hikayesidir biraz da. Bununla birlikte, 'Kayıp Topraklar'daki her hikayeyi tamamlayan bir yanı da olduğunu düşünüyorum.

• "Kayıp Topraklar" bu ciltten ibaret kalacak gibi gözükmüyor? Başka hikaye ve romanlarla aynı temayı işlemeyi düşünüyor musunuz?

'Kayıp Topraklar'ın, kitapta da belirttiğim gibi anlatılmayı bekleyen yüzlerce hikayesi var daha. Geçmişte yaşanan ve bir şekilde bana aktarılan her hadise, bambaşka bir güzelliğin, yitip giden bambaşka bir değerin de hikayesi aynı zamanda. Bilmiyorum bir gün o hikayeleri de kaleme almaya başlayabilecek miyim?

'Başka bir hikaye ve roman'a gelince, bundan yaklaşık on beş yıl önce başladığım bir roman çalışmam var. Romanda ana tema rahmetli babaannem ve dedemin genç yaşta evlenmelerinden hemen sonra, 1917 Ekim ihtilali ile alt üst olan hayatları. Bu aynı zamanda o dönemi yaşayan ve çok ağır bedeller ödeyen, acı çeken insanların da romanı olacak. Babaannem ve dedem, bir tarihin dönüm noktasına, tam da o tarihin yazıldığı coğrafyada şahitlik etmiş ve bu şahitliklerinin bedelini sürgün hayatıyla ödemiş iki önemli isim.
Dedemin Rus gizli servisi 'Çeka' tarafından hapse atılıp ve sonra oradan kurtulması, ardından Türkiye'de Kazım Karabekir Paşa'nın Rusça tercümanlığını yapmaya başlaması bile tek başına bir roman olacak nitelikte. Ama ben, yıllardır ailemden dinlediğim bu hadiselerin tamamını bir roman içinde toplamayı münasip buldum. Şimdi üzerinde çalışıyorum ama ne zaman bitirebileceğim konusunda en ufak bir fikrim yok.
Yalnız şunu biliyorum ki; o insanlardan öğrendiğim çok şey var ve ben de hayatlarını yazarak bir şekilde onlara olan vefa borcumu ödüyorum.

28 Şubat 2003

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Ben bilemediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım. - Sokrates

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby