| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Nazlı Eray yeni kitabı “Ekmek Arası Rüya”yı anlattı:
Okuruma sunduğum bir çiçek buketi
Nazlı Eray, “Ekmek Arası Rüya” adlı yeni deneme kitabının yazarlık macerasında nasıl bir durağa işaret ettiğini anlatırken, yabancı dillere çevrilen kitaplarından da bahsetti.
Nazlı Eray, çoğu öykü ve romanlardan oluşan otuza yaklaşan kitabıyla Türk edebiyatında özel bir yerde duruyor.Roman ve öyküleriyle okuduğumuz Nazlı Eray, “Ekmek Arası Rüya” ile deneme türünde kalme oynatıyor. Kendi üslubunca anlattığı ve romanları kadar renkli yazılardan oluşan kitap, Nazlı Eray’ın diğer bütün kitapları gibi Can Yayınları’ndan çıktı. Eray ile ekmek arasına sığdırdığı rüyalar hakkında konuştuk.
• Bir tür olarak denemenin sizce anlamı nedir?
Okuruma sunduğum bir çiçek buketi yada bir kutu karışık lokum, badem ezmesi gibi bir şey olarak düşünüyorum ama içinde anı var, umut var, özlem var, aşk var, yaşam var. Bilmiyorum hepsi tatlı mı?
• Kitapta yer alan yazıları hangi koşullar altında kaleme aldınız?
Gözümde bir problem vardı. Aslında korkunç bir şey bu. İlk defa burada söylüyorum. Yüzde otuz bir görme ile yazmayı kabul ettim. Bu yazıların beni bir şekilde hayata bağlayacağını biliyordum. Öyle de oldu. Onları dikte ettirdim. “Pasifik Günleri” adlı romanımdan sonra ikinci dikte kitabın bu. Bir yazıyı dikte etmek kırk beş dakika sürüyordu. Dikte ederek yaşıyordum. Bir tiyatro sahnesinde gibiydim. Hiç durmadan, düzeltisiz diktelerdi bunlar. Bunu o görüşle başarabildiğimi görünce bana olağanüstü bir güven verdi. Ne olursa olsun yazabileceğimi anlamıştım.
• Yazılarınız da romanlarınız gibi hayat dolu. Oysa sıkıntılı bir dönemde yazmışsınız.
Sıkıntıyı bir şekilde yazılarımda filtre ediyordum. Yazarken çok mutluyum. Daha çok ayrıntı yakalayabildiğimi fark ettim bu durumda. Mesela ilkbahar çiçeklerini çok anlatıyorum. Ama seralara gittiğimde onları göremiyordum bile. Neyse hepsi geçti. Yazılar bittiğinde hayatla bağım koparılmış gibi oldu. Bir ruh çöküntüsü yaşayacağımdan korktum. Fakat öyle bir şey olmadı. yaşamım çok hızlı ve şu anda yeni romanımı yarılamıuş durumdayım. Bu anı parçacıklarında yer yer hüzün var ama karamsarlık hiçbir zaman yok.
• Yazılarınızdan biyografi kitaplarına tutkuyla bağlı olduğunuzu görüyoruz. Sizn gibi kurgu kitaplar yazan birinin, kurgu olmayan metinelere olan muhabbetinizin sebebi nedir?
Biyografiler, anılar, mektuplar benim en tutkun olduğum edebiyat türleri. Gerçek oldukları için beni çok etkiliyorlar. Tuhaf, değişik dünyaları kurgulayan ve kabul ettiren bir yazar olarak; kurgu olmayan edebiyatın bir tutkunu olmam ilginç. Ama bak ben neler buldum kitaplarda? Gece zamanı spot altında okudum onları. Başka görüşünü yitiren bir çok yazar, bu tehlikeyle karşılaşmış insanları okudukça şaşırıyorsun. Şaşırmak için okuyorum. Bütün yaşadıklarımla benim hayatım da şaşırtıcı!
• Kişiler kadar mekânlar da önemli bir yer tutuyor “Ekmek Arası Rüya”da…
Bu denemelerde başrolde şehirler, en sevdiğim mekânlar var. Hepsine teker teker gittim. Bursa, Sinop, İstanbul kitapta öne çıkan kentler.
BEN RÜYALARI YAZIYORUM
• Bu arada bir romanınız da ABD’de yayınlanmış.
Romanım Orpheus adıyla Eylül’de ABD’de Austin Univercity Press tarafından yayınlandı. İlk hafta 200 adet satmış. Bu müthiş bir şey. Çevirmen Robert Finn bir türkolog. Şu an ABD’de Princeton Üniversitesi’nde ders veriyor. Uzun yıllar ABD büyükelçisi olarak dünyanın dört bir yanında görev yapmış. o çevirmek istedi Orphee’yi. Söylediğine göre bu kitap ona bir iç yol göstermiş, bir harita vazifesi görmüş. Romanın ABD baskısına Prof. Dr. Sibel Erol önsöz kaleme aldı. Kitabı ve beni çok iyi tanıtan bir yazı. Kitaptaki değişik açılımları okurun önüne seriyor ve benim ünlü Fransız yazar ve düşünür Albert Camus ile olan düşünce paralelliğini meydana çıkarıyor. Yıllardır düşünmemiştim bunu. Okuyunca ben de heyecanlandım. Keşke bu önsöz çevrilse ce Orphee’nin Türkçesi Türk okuruna bununla birlikte sunulsa.
• Eserleriniz İtalya’da sahneye de uyarlandı. Biraz da bundan bahsedelim.
Yönetmen Angelo Savelli tarafından oyunlaştırılan iki öyküm Monte Cristo’nun Rüya Sokağı ismiyle geçen yıl İtalya’da kapalı gişe oynadı. Sanıyorum bir yıl daha devam edecek. Çağrılı olarak gittim ve oyunu İtalyan seyirci ile birlikte seyrettim. Harkuladeydi. İnsanlar gülüyor, ağlıyor, duygularını belli ediyor, tiyatronun önünde uzun kuyruklar oluşturuyordu. Bu Türkiye’de alışık olmadığımız bir şey. Tam istediğim gibi olmuş. İtalyan yönetmen öykülerimdeki teatral yönü yakalayıvermiş. Bana “Bütün kitaplarınız oyunlaşmıştır herhalde” dedi. Oysa böyle bir şey yoktu. Belki ABD’de olsa kitaplarım film olurdu. Çünkü İtalya tiyatro ülkesi ABD ise film ve ben onların istedikleri rüyaları yazıyorum.
3 Aralık 2006
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bağırmayın, acılarınız azalmaz! - Kazancakis |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |