d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• RÖPORTAJ  

Bugün:

MUSTAFA ÖZÇELİK

1954 yılında Eskişehir-Günyüzü doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir'de yaptı. Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü mezunu. Ortaokul ve liselerde öğretmenlik yaptı. Çeşitli dergilerde yazı ve şiirleri yayımlandı. Çocuk edebiyatı ile de ilgilendi. "Gülçocuk" dergisinin yayın kurulunda görev yaptı. Bir çok dergide şiir ve hikâyeleri yayımlandı.
ESERLERİ
Şairin, İfşâ, Güle Yağmura ve Bahara Selâm, Serenat, Dünyanın Tenhasında, Diriliş Türküsü, Güneş ve Ayna, Gülve Hançer adlı şiir kitapları bulunmaktadır.

KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


Her şiir bir dua; her dua bir şiirdir

Onca kalabalığa rağmen kendi sessizliğinde, tenhalarda kalmayı tercih eden bir şair Mustafa Özçelik. Çeyrek yüzyıllık şiir serüveninden sonra şiir ve duanın arasının açıldığını farkeden Özçelik, aşk şiirlerinin, aşk yazılarının moda olduğu günümüz furyasında Mehmet Akif’ten günümüze kadar gelen şairlerin dua şiirlerini hazırlayarak ‘Dua Şiirleri Antolojisi” Selis Kitaplardan şiir severlere sundu.

“Aşk şiirlerine bir tepki değil bu çalışmam” diyen Mustafa Özçelik, “Yunus olmasaydı Fuzuli, Fuzuli olmasaydı Mehmet Akif olamazdı bu anlamda her şair bir dönem sonraki şairlerin besin kaynağıdır” diyerek şiiri sevmesine, yazmasına vesile olan şairlere karşı bir vefa borcunu yerine getirdi belki de onları bir kez daha günümüze taşıyarak.

Öncelerde dua münacat ile başlayan şiirdeki geleneğin artık olmadığını ya da yok sayacak kadar az olduğunu vurgulayan Özçelik’in, çocukluğunda babaannesinin elinde tesbihi ve dilinde yaptığı dualar ise hafızasından hiç silinmemiş. Dua ve şiiri bütünleştiren Mustafa Özçelik ile aşk-dua-şiir üçgeninde bir söyleşi yaptık...

KİTABIN KÜNYESİ
Şairin Duası, Dua Şiirleri Antolojisi, Mustafa Özçelik, Selis Kitaplar, İst. 2002, 272 s.
SATINALMA BİLGİLERİ
Elif ÇAKIR
elif@seliskitaplar.com

• Aşk şiirlerinin, aşk yazılarının revaçta olduğu şu dönemde siz Mehmet Akif’ten günümüze kadar gelen şairlerin dua şiirlerini bir araya getirmenizin özel bir nedeni var mı?

Aşk, şiirin vazgeçilmez temasıdır. Bu yüzden aşk şiirlerinin her dönemde yazılmasını, aşk şiirlerini konu alan antolojilerin yayımlanmasını olağan karşılanmalıdır. Ancak, bu işin söz yerindeyse suyunu da çıkarmamak gerekir. Zira, aşk da tıpkı dua gibi lisan işi değil “hal” işi olmalıdır. Eğer lisan tarafı ağır basıyorsa bu, aşksızlığın önemli bir soruna dönüşmesindendir. Böyle bir sorun vardır. Tabi burada aşk’ı bütün boyutlarıyla ve olanca zenginliğiyle ve her türüyle ele alarak söylüyorum. Çağımız insanı aşk’a çok uzak...Bu tür şiirleri bir anlamda bu durumla açıklamak gerekir. Ama sorunuzdan bu konuda abartıya kaçıldığı gibi bir sonuç çıkaracak olursak bu tespite katılmamak şüphesiz ki mümkün değildir. Bu konu da hemen her konu gibi moda’ya dönüşüyor. Tabi bu durum, aşk adına tehlikeli bir durumdur. Bundan kaçınılması gerekir. Aşk, içselleştirilmiş bir duygu olduğunda anlamlıdır. Aşk şiirleri de böyle bir duyarlığın ürünü olarak ortaya çıkmalıdır. Eğer çıkmıyorsa bunu kabullenmek doğru değildir.

Benim “Şairin Duası” isimli çalışmam, aşk şiirlerine bir tepki değildir. Ama kendi içinde özel bir nedeni vardır elbette. O da şudur: Son yıllarda bireysel olarak dua kavramı üzerinde çokça düşündüm. Dua ile ilgili ayetleri, hadisleri, alim ve ariflerin sözlerini okudum. Öte yandan şiirimize baktığımızda bu kavramın geçmişte olduğu gibi günümüz şiirinde yer almadığını gördüm. Eskiden münacat, dua, na’t ile başlayan gelenek bir zamandan sonra kırılmış. Günümüz şairleri söyleyişlerinde bu geleneğe yaslanacaklarına bilinçaltlarına, çağdaş felsefi mülahazalara daha bir önem veriyorlar. Klasik yahut çağdaş pek çok şair okunurken Yunus gibi Mevlana gibi hem aşk hem dua şairi olan isimlere uzak kalıyorlar. Aşk şiirlerinin fazla heyecan uyandırmaması da kanaatimce bundandır. Bu da onların şiirlerini gelenekten, metafizik havadan uzaklaştırıyor. Söz yerindeyse şiirimizin zemini kayıyor. Oysa bütün kınlmalara rağmen dua, edebiyatın önemli konusu olmaya hep devam etmiştir. Özellikle Akif’, bu anlamda önemli bir kilometre taşıdır. İşte bu sebeplerle böyle bir çalışmaya giriştim. Dua şiiri okumalarından bireysel olarak yararlanırken başkalarıyla da paylaşmak güzel olur diye düşündüm. Değilse aşka bir muhalefetim yok. Aşk, duadan ayrı düşünülemez. Zira dua, sadece bir takım talepler için yapılan bir davranış değildir. Dua, ruhsal bir aydınlanma vasıtasıdır. Aşk da öyle... Buna da hepimizin çokça ihtiyacı vardır bence.

• Günlük tüketim gibi kullanılan aşk’ın lisan halinden kurtulup hal işine dönüşmesi ancak aşk’ın dua’yla bütünleşmesiyle mi mümkün diyorsunuz?

Söylediğimiz her sözü aşk’la söylemeli, yaptığımız her işi aşk’la yapmalıyız. Rabbin yarattıklarında nasıl bir kusur yok ve hepsi birer güzellik ve hikmet eseri ise şiirin de öyle olması gerekir. Burada aşk'’ aşkın bir duyguya-ki bu duygu bence duadır- bağlamak gerekir. Çünkü yapılan her şey, söylenen her söz birer kulluk ifadesidir. Kul olma bilinci de dua ile sağlanabileceğine göre aşk, dua ile bütünleşmek zorundadır. Allah ve O’nun eserleri, insan, tabiat...hepsi aşkla sevilmeli, ilişkiler buna göre tanzim edilmelidir. Aşk, dua ile bütünleşirse söylenenler Rabbin razı olduğu şeyler olur. Değilse işin içine nefs karışır. Şeytani ilhamlar, şairi tesiri altına alır. Aşkın meşru zemini dua sayesinde gerçekleşebilir. O zaman neyi, kimi nasıl, ne kadar, niçin ve neden sevmemiz gerektiğini daha iyi anlamış oluruz. Aksi takdirde aşk dediğimiz yüce duygu tensel boyutu aşamaz. Tabi buna da aşk denilemez. Bakınız Tasavvuf şairlerinin şiirlerine. Bunlar aşk’dan başka neyi söylüyorlar? Ama bu duygunun yöneldiği varlık kim? Önce O’nun sevgisi gelir. Sonra yaradılmış olan Yaradan’dan dolayı sevilir ki, dua’nın aşkı marazi bir hal olmaktan kurtarması bu sayede gerçekleşir. Burada ilahi aşk, insani aşk gibi bir ayrım yaptığım sanılmasın. Böyle şey olamaz. İnsani olanı, İlahi olandan soyutlayarak ele alamazsınız. Bu, bir dür dualizm olur. Kainatta ikiliğe yer yoktur. Vahdettir esas olan. Vahdet bilinci içinde ise, söz, hal’den taşan damlacıklar mesabesindedir. Değilse,âşık olan bunu söz’le tam olarak ifade edemez. Kime yazılırsa yazılsın aşk şiirleri, bu duyguyu tam olarak verebilen şiirler değildir. Sadece hal’i farketmemizi sağlayabilirler. Ama söylemezsen yani yazmasan da olmaz. Tıpkı bir ağacın aşk’ını yaprakla, çiçekle, meyve ile göstermesi gibi...:ir tohumun toprak altında çürüdükten sonra toprağın üzerine yeni bir hayat bularak çıkıp bereketli başaklara dönüşmesi gibi...

• Kitabın öndeyişinde belki de bugün duayı önemsemenizde etken olan babaannenizden ve onun dua ve Yunus ilahilerinden bahsediyor ve çocukluğunuza olan özlemi de bir anlamda dile getiriyorsunuz, öyle değil mi?

Duayı önceden de önemsiyordum. Zaten, önsözde de belirttiğim gibi çocukluğum ağzı dualı insanlar arasında geçti. Ne var ki, duaya yüklediğim, başka bir deyişle duadan anladığım anlam değişti. Kuran-ı Kerim, bütün varlıkların hareketlerini dua ve zikir olarak tarif ediyor. Öyleyse neden bizim sözümüz ve fiilimiz de dua olmasın. Kul olarak Rabbin bizden istediği de bu değil midir? Diyebilirim ki, çocukluğumda beni yetiştiren insanların duası böyle bir dua imiş. İtiraf etmeliyim ki, zaman içinde ifsad olmuşum. İslamı manevi dinamiklerinden soyutlamak bildiğiniz gibi bir dönem geçerli bir söylemdi. Şimdi, yolun yarısını geçmişken yeniden çocukluğuma dönüyorum. Bunu bir özlem olarak da düşünebilirsiniz. Çocukluk, aslında bizim en güvenli sığınağımızdır. İçimizdeki çocuk hep yaşamalıdır. Tehlikeli olan çocuk kalmaktır. Değilse içimizde duaya, sevgiye, heyecana ve güzelliğe açık çocukla birlikte büyümek, yaşlanmak kötü bir duygu değil. Babaannem, Yunus ilahilerini ağlayarak dinlerdi...Allah’tan yüreğine Yunus’unki gibi bir Rab sevgisi vermesini dilerdi. Günah kavramı üzerinde çok dururdu...Günah, Allah’ı gücendirir derdi...Böylece Allah, korkulan olmaktan çıkıp sevilen bir varlığa dönüşürdü bizim için. Bu duyguları bir dönem unutmuş bile olsam şimdi yeniden hatırlıyor ve şekilden öze taşıyor olmam beni sevindiriyor. Hele bütün varlıkların, rüzgarın, yağmurun... dua ve zikir ettiklerini hissetme duygusu,evreni bütün bu varlıklarla paylaşabilme imkanı müthiş bir şey... O zaman rahatlıkla “Rüzgâr, kardeşim, yağmur yoldaşım.” Diyebilmek mümkün hale gelebiliyor.

• Toprağa ekilen tohum gibi her şeyin temelinin çocukken atıldığı dolayısıyla anne babalara da bir serzenişten söz edebilir miyiz?

Evet, tespitiniz çok doğru...Her şeyin temelinde çocuklukta yaşadığımız hayat, birlikte olduğumuz insanlar var. Günümüz çocukları, baba yahut anne annelerinden masal dinleyemeyen çocuklar...Oysa masallarda nice hikmet dersleri gizlidir. Yine günümüzün çocukları bu melek yüzlü insanların ibadet ve dua anlarına da tanık olamıyorlar. Anneleri, babaları ibadet ve dua hali içinde olsalar bile yaşlılarınki çok farklı bence...Mezara yakın olmak, onları ibadet ve dua halinde dünyadan ve maddi varlıklarından uzaklaştırıyor, böylece namaz kılan bir nine veya dede, ötelerden gelmiş birisi gibi algılanıyor. Ben bu duyguyu şahsen hep hissetmişimdir. Çocuklarımız, televizyona, sokağa emanet...Yatarken dualarını okutan nineleri, dedeleri çoğunun yok. Derim ki çocuklarımızı “Haydi uyku saatin geldi, odana” diye yanımızdan uzaklaştırmak yerine onlarla odalarına girip masallar anlatıp dualar ettirip uykunun denizlerine öyle göndermeliyiz. Böyle yaparsak kim bilir ne kadar güzel martılar görürler. Denizin derinliklerine iner, bulutların üzerine çıkarlar. Uyandıklarında güne bu ruh haliyle başlarlar..Düşünün ki, daha ismi konurken duaya aşina kulaklar, hayatlarının her safhasında dua ile olmuşlar. Okula dualarla uğurlanmışlar, seyahate dualarla gönderilmişler. Böyle bir geleneğin sürdürülememesi ne acı...Bütün bir hayatı, bütün sözleri ve davranışları dua haline getirmek.....İstikbal adına başka amaçlar taşımaya gerek yok.

• Dua’dan sonra şiiri tanımak ve duanın şiire, şiirin duaya dönüşmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Çocuk ruhuma ekilen dua tohumları, Yunus ilahileriyle birleşince aslında şiiri ve duayı birlikte idrak etmiş oldum. Ne var ki, şiirin bir de zahiri bilgisi var. İşte bu, zamanla kazanıldı. Ama çeyrek yüzyıllık bir şiir serüveninden sonra şiirle duanın arasının açıldığını fark etmem olayı değiştirdi. Özüme döndüm. Şiir yazılacaksa Yunus’unki gibi yazılmaydı. Bunu sadece biçimsel anlamıyla söylemiyorum. Biçimi farklı olabilir özü, dayandığı temel, beslendiği kaynak o olmalıydı...Böyle düşünülünce şiir ve dua zaten, ayrı ayrı şeyler olmaktan çıkıyor. Kitabın başına aldığım sözde de belirtildiği gibi “Her şiir bir dua; her dua bir şiirdir.” Ama bir şartı var böyle olmasının. O da “Şiirin sonsuza doğru kanat açması”dır. Çünkü şiir de , dua da gönül diliyle söylendiğinde anlamlıdır. Şiirinizde anlatmak istediğiniz her şey, O’ndan başka gerçekliğin olmadığı bu âlemde O’nu anlatmak değil midir? Dua’yı da O’nunla söyleşmek manasında düşündüğünüzde şiir, duadan ayrı bir şey olmaz ki...Bütün ırmakların denize aktığı gibi, bütün sözler de O’na doğru gider. Yunuslayın söyleyecek olursak “Gah eserim yeller gibi/gah tozarım yollar gibi...”demek gerekir. Tabi burada vuslatı arzulayan gönlün macerası dile getirilmekte ama yel de toz da O’ndandır. Her şeyin O’ndan olduğu, O’nu anlattığı gibi...Bu anlamda bütün varlıkların da birer şiiri vardır demek gerekir. Böyle bakılınca, suyun şırıltısı, bülbülün nağmesi, yaprakların sesi hep aynı metafizik bestenin nağmeleri, şiiri haline gelir. Bu, tabi ki bir bakış açısı meselesi...Nasıl bakarsak öyle görürüz. Hangi kulağımızı açarsak ona göre sesler duyarız.,Öyleyse ten gözü, kulağı değil; can gözü ve kulağı gerekir...Gerçek şiirin de buna ihtiyacı vardır zaten...Malzemesini bu gaybi imkanlardan devşirir.

• Çok çatı bir soru olacak belki ama şiirlerinden etkilendiğiniz bu günkü oluşumunuza katkıda bulunan şairlere bir vefa borcu mu dua şiirleri?

Vefa, yaşanması, yaşatılması gereken önemli bir duygudur. Bugün, bir şiir ortaya koymuşsak bu kendiliğinden olmamıştır. Her şairin başka bir şaire, özellikle de kendinden öncekilere çok büyük bir vefa borcu vardır. Sanırım bir konuşmasında Mehmet Doğan söylemişti. Yunus olmasaydı Fuzuli olmazdı, Fuzuli olmasaydı, Mehmet Akif olmazdı, Mehmet Akif olmasaydı Necip Fazım olmazdı diye...Siz, bu listeyi uzatabilirsiniz. Bu anlamda her şair, bir sonraki dönem ve dönemlerin şairlerinin besin kaynağıdır. Zaten sanat dediğimiz yapı, böyle kurulmaktadır. Binanın temeli olmadan diğer katları ve çatısı olmayacağı gibi, her şair de kendi döneminde o kültür ve sanat yapısının kabiliyeti ve nasibi ölçüsünde bir yapı taşı, kumu, çimentosu olmaktadır. Bu anlamda ben, Ahmet Yesevi’den, Yunus Emre’den başlayarak günümüze kadar gelen ve eser veren bütün şairleri seviyor, sayıyor, onlara karşı vefa borcu hissediyorum. Onlara dualar ediyorum. Aramızdan ayrılanlara rahmet, henüz yaşayanlara sağlık, esenlik ve Rabbani ilhamlar diliyorum...Zira, şiirin hakikatin sesi olmak durumundadır. Bu yüzden ilhamın kaynağı önemlidir. Ve şiir, kalbin dili olmalıdır. O kalp ki nazargah-ı İlâhi’dir. Dua, nasıl kâlp diliyle anlamlıysa şiir de öyle olması halinde anlamlı bir çabadır. Sözümüz Yunus’un de dediği gibi “iki dünyada da yüzümüzü ak etmeli”dir. Bu da Rabbani ilhamlarala ve şiiri bir dua bilinciyle anlamakla olur. Rabbani ilham ise, tecellî’dir ve o da ancak vahyin ışığında aydınlanmış gönüllerde gerçekleşir.

• Dünden bugüne sizin de bir anlamda değiştiğinizi söyleyebilir miyiz?

Elbette değiştim. Bu değişim bundan sonra da sürecek. Daha iyiye, daha güzele ve daha doğruya yöneliş adına olacak bu değişim. Yani kendimizi tashih çabası sürekli bir çaba olmalıdır. Çünkü hayatın kirli ırmağında yıkanıyoruz ister istemez. Üstümüze bulaşanları hakikat önünde kendimizi sürekli test ederek yıkamamız gerekir. Zaten hep aynı kalan ne vardır ki hayatta...Her şey değişiyor. Her varlık kendini oluşturmak için durmadan çalışıyor. Madde şekilden şekile giriyor. Mükemmele doğru gidiş arzusu her varlık için sonu gelmeyen bir arzudur. Bu, insan için de böyledir. Sanat çalışmalarımızda da böyle olmamız gerekir. Edebiyatımızın çok ciddi sorunları vardır. Akif’in, N. Fazıl’ın, A.Nihat’ın, S. Karakoç’un açtıkları yol genişletilmeli, zenginleştirilmeli ve edebiyatımız bir kimlik kazanmalıdır. Bu yapılırken de klasik edebiyatımızla sadece şekil bağlamında değil muhteva noktasında bir yakınlık kurmalıyız. O zemine oturmazsak, kuracağımız yapı sağlam olmaz. İşte yeni dua şiirleri, yeni münacaatlar, yeni tevhidler, yeni na’tlar yazılmalı, sanatımızı besleyen kaynak Hakikat kitabı olmalı. Çünkü Kur’an aynı zamanda edebi bir mucizedir de...Onu bu anlamda da okumamız gerekir. Sonra tabiatı da ihmal etmemeliyiz. Zira tabiatta her şeyi ile âyet hükmündedir. Öyleyse okunması gerekir. Sonra da insan...O da öyledir. Ama bütün bunlar, birer hikmet gözünü gerekli kılıyor. Aşk, dua, hakikat, hikmet ve estetik bütünlüğü içinde duymalı, düşünmeli ve söylemeliyiz. Zira Hz. Yunus’un ifadesiyle “Kişi neyi sever ise, dilinde sözü o olur.” Durum böyle olunca aşkı duadan, duadan aşkı ayrı düşünmek mümkün olur mu? Elbette olmaz

12 Aralık 2002

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur. - Goethe

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby