d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• RÖPORTAJ  

Bugün:

MUSTAFA KARAALİOĞLU

1966 yılında Trabzon'un Köprübaşı İlçesine bağlı Küçükdoğanlı köyünde doğdu. Liseyi Samsun'da tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi'ni bitirdi. Üniversite yıllarında Zaman Gazetesi'nde başladığı gazeteciliğe Türkiye Gazetesi'nde muhabirlik ve Tüketici Test Dergisi'nde Genel Yayın Yönetmenliği yaparak devam etti. 1995 yılında, Yeni Şafak Gazetesi'nin kuruluşunda yer aldı. Bu gazetede Haber Koordinatörlüğü, Yazı İşleri Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulundu. Halen, Yeni Şafak'ta köşe yazarı olarak görev yapmaktadır. Tüketim Virüsü ve Uygun Adım Siyaset adında iki kitabı yayınlanmıştır.


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


Hilal ve ampulün ışığında

"Hilal ve Ampül", gazeteci-yazar Mustafa Karaalioğlu'nun Bakış Yayınları arasından çıkan kitabının adı. "Tüketim Virüsü" ve "Uygun Adım Siyaset" adlı yayınlanmış iki kitabı daha bulunan yazar, Hilal ve Ampül'de, siyaset meydanına 1970'lerin başlarında çıkan Milli Görüş hareketinin son döneminin öyküsünü anlatıyor.

Verilen meşruiyet mücadelesine rağmen ardarda kapatılmaktan kurtulamayan Refah Partisi ile Fazilet Partisi'nin geldiği çizginin bu son dönemde yaşadığı iç çatışma ve bölünme, üzerinde durulmasını gerektiren bir önem taşıyor. Karaalioğlu'yla bu dönemin üzerinde duran kitabını konuştuk.

KİTABIN KÜNYESİ
Hilal ve Ampul, Mustafa Karaalioğlu, Bakış Kitaplığı, İstanbul 2001,
202 sayfa.
SATINALMA BİLGİLERİ
Fadime ÖZKAN
faozk@yahoo.com

• Hilal ve Ampül'de ne anlatıyorsunuz?

Bu kitap, öncelikle yalın bir şekilde Fazilet Partisi'nin kuruluşu ile kapanışı ve ardından Saadet ve Ak Parti'nin kuruluşu sürecinin hikayesini anlatıyor. Bu çalkantılı dönemin zaman zaman dramatikleşen öyküsü ile birlikte, Türk siyasal yaşamının ve "Siyasal İslam" olarak tanımlanan bu hareketin sosyolojik ve politik analizi yapılıyor. Yani kitapta, öykü ve yorum aynı anda, aynı tempoda sürüyor. Bu, bir yandan da 28 Şubat'tan yani, Refah'ın öyküsünden miras kalan bir tempodur.

• "Hilal ve Ampul", Milli Görüş çizgisini takip ve tahlil eden ilk kitabınız değil. Daha önce yayınlanmış bir de "Uygun Adım Siyaset"iniz var. Ele aldığınız çizgi ve dönemin durumundan hareket ettiğiniz için olsa gerek ilk kitabın adında bir baskı ve boyun eğme / ram olma, bu ikincisinde ise aydınlığı işaret eden iki isim üzerinden birbirine göre farklılaşma, ayrışma sözkonusu. Birbirine bu kadar yakın iki dönemde, böyle bir bakış ve duruş farkının yaşanmasını neye bağlıyorsunuz?

Aslında Refah ve Fazilet süreçlerinin ortak özelliği ne sadece "baskı" ne de "ram olma" ile açıklanamaz. Bunlar, baskılar artıkça "artık bu son" kanaatine sığınılan bir şaşkınlık ya da "nasıl olsa bir yerden sıyrılırız" umudunun egemen olduğu süreçlerdir. Her iki parti de iktidara en yakın oldukları noktada kapatıldı ve her iki parti de uzun bir süre yaşadığının kabustan ibaret olduğunu zannetti. Belki de hep kabus içinde yaşadıklarından, gerçekle yüzleşme yani kapatılma kararları sanıldığının aksine büyük bir sükunetle karşılandı. Şimdi ise, ortada bambaşka bir durum var. Milli Görüş'ün yetiştirdiği kadrolar artık iki ayrı partide ve daha da önemlisi iki farklı yorumla siyaset yapıyorlar. Kaybolan son beş yıl hesaba katılırsa, doğal olarak da bir an önce aydınlığa çıkmayı arzuluyorlar. Çünkü, hem tepedeki kadrolar hem de seçmen tabanı bu bitmez tükenmez meşruiyet savaşından bıkmış durumda.

• Diğer siyasi partilerden çok, Milli Görüş çizgisini devam ettiren partileri destekleyen kitlelerin sahiplendiği semboller daha sonraları bu partileri eleştirmek amacıyla kullanıldı. Hilal ve ampul burada neyi sembolize ediyor? Semboller çatışmasının şiddetini azaltacak güçleri var mı sizce?

Ne Ak Parti ile Saadet arasındaki mücadelede, ne de bu partilerin diğer partilerle rekabetinde sembollerin, amblemlerin öne çıkacağını zannetmiyorum. Türkiye'de siyasetin bu kadar detaylanması yakın bir gelecekte mümkün değil. Dolayısıyla, belki pek alışık olunmadığı için Ak Parti'nin amblemi biraz daha çok konuşulacaktır ama seçim sath-ı mailine girildiğinde sembollere sıra gelmeyecek kadar çok majör konunun ön plana çıkacağından şüphe duymuyorum. Amblemlerin neyi sembol ettiğine gelince... Hilal belli! Geleneğin ve gelenekte ısrarın hala iyi ve garantili bir çözüm olduğuna inanan düşüncenin ürünü. Ampul ise, geleneğin katkılarını veri olarak kabul edip bunu çeşitlendirme talebini temsil ediyor. Sanılanın aksine ikisinin de birbiriyle çatışma potansiyeli içermediğine inanıyorum.

• Türkiye'de yaşayan "gündem yorgunu" insanlar için geriye dönük analizler, bugünü kavramaya yardımcı olacak açılımlar ve projektör yönelterek geleceğin bilinmezliğini varsayımlar yardımıyla aydınlatmaya çalışan kitaplar son yıllarda hızla arttı. Hilal ve Ampul de onlardan biri. Siz kitabınızın en çok kimler tarafından ve niçin okunduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye'de yaşanan bazı yüksek tansiyonlu süreçler ve büyük olaylar aslında hiç karmaşık değil. Sorun, parça parça herşeyin büyük bir hızla yaşanması ve aradaki bağlantıyı kurmanın zor olmasıdır. Dolayısıyla, insanların bu tempoda gündem yorgunluğuna düçar olmaları kadar normal birşey olamaz. Ben kitapta işte bu yorgunluğu aldığımı ve Türk siyasal yaşamınını belki de en önemli kesitlerinden birisinin fotoğrafını tarafsız bir gözle ortaya koyduğumu düşünüyorum. Tarafsızlık... Bu çok önemli!... Özellikle Milli Görüş partileri konusundaki yazı ve yorumlarımın bu tarafsız yaklaşımımdan dolayı ilgi uyandırdığını gözlemliyorum. Kitabın okurlarının da bu özelliğin takipçisi olan kitleler olacağını sanıyorum.

• Önsözde "bu yaşadıklarımızı daha önce de yaşadığımı hissediyordum ama kitabı bitirdiğim anda farkettim ki herşey birbirine ikizi kadar benziyor" diyorsunuz...

Öyle olduğuna şüphe var mı? Fazilet'in kapatılışı hem teknik olarak hem de kullanılan bütün yardımcı malzemeler itibariyle Refah'ın kapatılışının bir kopyası gibidir. Bir takımın aynı yerden, aynı şekilde üç dakika arayla iki gol yemesi gibi bir şey. Maalesef Türkiye'deki demokrasinin düzeyi hukukun ve örgütlenme özgürlüğünün göstere göstere ihlaline müsaade ediyor. Bir maalesef de bu müsaadeyi halkın veriyor olmasına. Halk oy vererek desteklediği bu partileri haksız kapatma kararlarında yalnız bırakarak acı ama tarihi bir tecrübe üretmiştir. Doğrusu, birbirine benzeyen bu iki öyküyü üç yıl arayla kaleme almak da sadece bir yazar olarak değil vatandaş olarak da üzücü bir şey.

• Farzedelim ki, Milli Görüş hareketini konu alan bir film çekilecek. Size de fikriniz sorulsa, bu çizgiyi en iyi anlatacağını düşündüğünüz hangi dönemin, kimin gözünden ve nasıl aktarılması gerektiğini düşünürdünüz? Hayal bu ya, isimleri seçme işi de size verildi. Kimi oynatır, kimi yönetmenliğe uygun görürdünüz?

Çok güzel bir soru... Tabii ki, olayın bütün kahramanları hayatta olduğu için önce onların oynamasını isterdim. Ama, açık söyleyeyim hem senaryoyu yazıp hem de yönetmezsem o filmi seyretmem. Sadece, fikirlerime değer vereceği kanaatini alırsam yönetmenliği Oliver Stone'a bırakabilirim. Oyuncuları dışarıdan seçecek olursak cast'ı hazırlamak kolay. Erbakan'ın Jean Gabin'i çok beğendiğini biliyorum. Bir defasında bana, onun "Başkan" isimli filmini anlatıp "Gabin çok dirayetli bir aktördür" demişti. O filmle, kendi siyasi kariyerinin son dönemi arasında bir özdeşlik kuruyordu sanırım. Hoca'yı, Gabin oynar... Tayyip Erdoğan'a da temiz yüzlü birisi lazım. Mesela, George Clooney ya da Kevin Kostner gibi. Böyle bir filmin kadın karakteri için, haraketin içinde en şanslı isim Nazlı Ilıcak galiba. Nazlı hanımın rolünün üstesinden de ancak Madonna gelir.

Bu röportaj 28 Eylül 2001 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlanmıştır.

• İlgili yazılar...

Hilal ve Ampul / Mustafa Karaalioğlu - Melih Bayram Dede yazdı.

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Bazıları ışığın, bazıları gölgenin peşine düştü. - T. S. Eliot

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby