| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
"Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir..."
Melih Bayram DEDE
İkinci Yeni'yi kendisine problem yapanlar bu hareketin pek çok özelliği üzerinde dururlar. Bunlar İkinci Yeni'nin oluşumu ölçü alınarak üç temel kategoride incelenebilir: İlki, harekete dıştan bakanlardır ki, genellikle edebiyat dışı bir amacın peşine düşmüşlerdir. Bu bakış sahiplerine göre İkinci Yeni, oluştuğu dönemin sosyal olaylarının bir sonucudur. Bunlar, hareketin en önemli özelliğini "toplumdan kopukluk" olarak gösterirler. Görüldüğü gibi bu yaklaşım politik bir nitelik arzetmektedir. Konuyla ilgili benzeri bir görüş, İkinci Yeni'nin sadece kendisinden önceki şiirsizlik ortamına yönelik bir tepkiden kaynaklandığını söyleyenlerin görüşüdür. Bu yaklaşım da ilki gibi yeterli bir nitelik taşımaz. Çünkü her ikisinde de, İkinci Yeni'nin kendisi dışındaki etkenlerin ağırlığı öne çıkarılmaktadır. Kuşkusuz, bu iki hususun da İkinci Yeni'ye katkısı vardır, fakat bu katkının oranı oldukça düşüktür. Oysa, İkinci Yeni'nin oluşumundaki asıl etken, kendi iç gelişim çizgisinde aranmalıdır. Öyleyse, bakmamız gereken unsurlar şunlar olmalıdır: Şiirsel düşünüş, dize yapısı, dile yüklenen fonksiyon... Bu bakış, edebiyat biliminin yöntemlerini ifade eder. Buna göre, İkinci Yeni'nin önemli özelliklerini Türkçe'de oluşturdukları bozmalar, mantıksız söyleyişler, şaşırtıcılık, soyutluk, anlamsızlığı zorlama, tasavvurlardaki (imgesel) çarpıklıklar, tahkiye tekniğine yaklaşım, geleneksel sanatlara dönüş vb. şeklinde sıralayabiliriz. Bütün bunlar, şunun içindir: Kendinden menkul bir dil kurarak, şiire dönüşü sağlamak... • Kendi ifadenizle, "Geleneğin Türk şiir serüveni içindeki gelişim çizgisi üzerinde durarak, kabul edilebilir bir algılama tarzı oluşturmayı" hedefliyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Bilindiği gibi, Türk şiiri köklü bir birikime sahip. Bu birikim sadece tarihî eskiliğe bağlı olmayıp, nitelikçe de zenginliği ifade eder. Hal böyleyken, dayatılan yeni medeniyet süreci içerisinde kültür ve sanat hayatına, dolayısıyla şiire uygulanan politik baskı ve yönlendirmeler, geleneksel olandan kopuk, hatta ona düşman bir algı tarzının oluşmasına sebep olmuştur. Öyle ki, Cumhuriyet dönemi içerisinde şair ve yazarların en çok tartıştığı konuların başında bu gelir. Şaşılacak bir şey değil mi bu? Nasıl olur da yüzyıllardır birikim oluşturarak sürüp gelen bir yapı, yapay araçlarla belli bir yerden kesilip atılıverir? İşin kötü tarafı, bunu dile getirin veya uygulayanların arasında adı "şair"e çıkmış olanlar vardır! Tabii, böylelerinin konakladığı nokta bellidir. Şöyle diyenler bu "taslak"ların arasından çıkmıştır: "Aruz mu? O da ne?" Ya da sözgelimi, "Koşma da ne oluyormuş ki!" Dahası, ciltlerce kitap yayınlayıp da, "Türk şiirinin klâsiği yoktur!" veya "Türk şiirinin geleneği 50 yıllıktır!" diyenlere ne dersiniz? Böyle bir durum ile karşı karşıyayken, bizim gelenekle ilgili bir cümlemize "kabul edilebilir" ifadesini yerleştirmemiz önemlidir. Çünkü, yukarıda da örneklerini verdiğim gibi, işin bir hayli "kalın kafalı"sı, "zır cahil"i, daha da ötede "kastî canî"si ortada dolaşıp durmaktadır. Burada hayret edilecek bir durum da, bunların yanıbaşlarında taraftar bulabilmeleridir... İşte benim "kabul edilebilir" şeklindeki ifadem, öncelikle bu duvarı yıkmaya yöneliktir. Sonuçta, "Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri" genel anlamda bunu başarmıştır. Eğer gerçekten de kendilerini daha kaliteli, bilgili, rahat hissetmek isterler ve bu kitabı ciddi ciddi okurlarsa, bu duvarı oluşturanlar da geleneğin çizdiği hizaya geleceklerdir. Şunu söylemekte bir sakınca görmüyorum: Bu kitap köklü bir tamirat girişimidir... Tabii ki, "kabul edilebilir"liğin bir başka yönü de var. Zira, bu konuyu tartışanlar, çoğu kez, gelenekten kastın ne olduğunu, ne olması gerektiğini de yeterince algılayamamış veya sağlam temellere oturtamamışlardır. Kitabımdan onlar da gereken bilgiyi edineceklerdir. • İkinci Yeni'nin gelenek karşısındaki durumu nedir? Burada acı bir gerçekten söz edeceğim. Öyle ki, konuyla ilgili çalışmalara başladığım ilk zamanlardan itibaren, beni hayretlere düşüren bir olgu vardır: Herhangi bir dayanağa yaslanmadan verilen "İkinci Yeni gelenekten kopuktur." veya tam tersi, "Geleneğe tekrar dönüştür." şeklindeki hükümler... Bu yargıların bende acıtıcı bir iz bırakmasının iki sebebi olmuştur: Hüküm verirken eserin göz önüne alınmaması ve bunu, köşe başlarını tutmuş sözde büyük üdebanın yapması... Bunlara bir üçüncüsünü de ekleyebiliriz. Sonradan "görüş" bildirenlerin, yine hiç uğraşmadan, öncekilere tâbî oluvermeleri... Oysa, edebî inceleme ve araştırmalarda uygulanacak en sağlam metod, eseri merkeze almaktır. İşte, ben bunu yaptım. Önce, konuyla ilgili hükümleri inceledim. Ardından, harekete mensup olan şairlerin şiir dışı edebî verimlerindeki gelenekle ilgili düşüncelerini araştırdım. Son aşama, çalışmam için asıl inceleme malzemesi olan şiirleri teşrih etmekti. Böylece, hem zevkli bir çalışma gerçekleşmiş oldu, hem de yaygın bir yanlış düzeltildi: İkinci Yeni şairleri, geleneğe yabancı kalamamışlardı. Hatta, bazı kereler sosyal çevrelerinin etkisiyle 'inkar' etmiş olmakla birlikte, gelenekten faydalanmanın veya geleneğe eklenmenin çok güzel örneklerini vermişlerdi. Fakat burada şunu unutmamak gerekir: Bir araya gelişleri bile rastlantıya bağlı olan bu şairlerin, gelenekle irtibatları da elbette farklı farklı olacaktır. • Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, edebiyatımızın en çok tartışılan bu şiir hareketi nerede gelenekle yakınlaşıyor, nerede uzaklaşıyor? Bugün, nesnel edebiyatçı kafalarının yaygın bir şekilde kabul ettiği algıya göre gelenek, köklü bir tarih bilincini ve sürekliliği zorunlu kılıyor. Bilinç ve süreklilik, yanı başında dinamizmi ve devinimi de getiriyor. Gelenek, kendisine bağlı kalanları bir yandan sınırlandırırken, diğer yandan yeni yollara, aşkınlığa yönlendiriyor. Gelenek düşmanı anlayışların anlayamadığı bir durum bu. Bu noktada, incelemeye tâbî tuttuğum şairlerin geleneği algılayış ve gelenek karşısındaki duruşlarının birbirlerine karşı farklılıklar göstermesi normaldir. Öyle ki, aralarında geleneğin çok basit biçimsel bir unsurundan faydalanan olduğu gibi, geleneği en sahih şekliyle algılayıp külliyen gelenek kesilene de tanık oluyorsunuz. Fakat, ne ilginçtir ki, ezbere verilmiş hükümlerin aksine, İkinci Yeni şairleri arasında geleneğe bigane kalmayı tercih eden hiç yoktur. • İkinci Yeni, bundan sonrası için edebiyat hayatımızda etkisini sürdürecek mi? Geleneğe, dolayısıyla tekrar şiire bağlanışın bir ifadesi olarak görürsek, İkinci Yeni'nin edebiyattaki etkisinin süreğen bir nitelik taşıdığını, taşıyacağını görürüz. Gerçekten de, 1950'lerde başlayan bu hamle, döneminin katı şartlarına rağmen, cesur bir girişimdir. 'Garip'le gelinen şiirdeki tükenme noktası, İkinci Yeni'yle birdenbire tersine döner. Bence, beklenenin ötesinde bir atılımdır İkinci Yeni. Bu atılım, kendi oluşumuyla sınırlı kalmamış, şiirimizin birikimleriyle de birleşerek, ardından gelen kuşakları ve farklı şiir algılarını da derinden etkilemiştir. Hatta İkinci Yeni'yi edebiyat dışı (çoğu kez politik) gerekçelerden ötürü mahkum edenler dahi, onun getirdiği imkanlardan faydalanmaktan kendisini alamamıştır. Bugün için görünen, sözkonusu etkinin süreceği şeklindedir. 4 Şubat 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Gözün ile değil, yüreğinle hüküm ver. - Kızılderili Atasözü |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |