| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • RÖPORTAJ |
Bugün: |
|
Gümüş kızın 25 yılı
Suadiye'de nezih bir kafede görüştüğümüz Uzuner ile, son çıkan kitabını, kadın yazarları, erkek okurları ve Türk romanını konuştuk.
Hale KAPLAN ÖZ
Edebiyatçı yazarken bir noktaya kadar soyunuyor, duygudan sözediyorum. Bu soyunmanın adını bir de otobiyografi koyarsa bu soyunma nerdeyse iskeletine kadar gidiyor. İsmet Özel'in dediği gibi: "Kim kendini iskeletine kadar görebilir aynada?" O daha güzel söylüyor bunu tabii... Ben bunu okuduğumda çok gençtim beni çok etkilemişti. Edebiyat yazarının saklanması kadar komik birşey yoktur. Ben bu kitapta kendimi anlatmaktan ziyade, kendime ve okurlarıma bir armağan vermek isterim. Bunun nedeni de Sevgi Soysal'ın ya da sevdiğim başka yazarların böyle bir eser vermeden çekip gitmesidir. Bu kitabı yazmamın birinci sebebi okurun, sevdiği yazarı daha yakından tanımayı istemesi. İkincisi böyle kitapların çoğalmasını da istiyor olmam. Tarihe iz düşmek gibidir otobiyografi. Aynada insan dibine düştüğü ağacın izlerini görür her zaman, bunu anlatmak istedim. Bir kurgu yazarının arka bahçeleri merak edilir. Hep sorulur "Nasıl kuruyorsunuz?" diye. Giriş yazısında okuru alıp o çok mahrem kurgu odasına götürmek istedim ve hiç kurmadan çok samimi yazdım. Yazar olmak isteyen gençler için bir el kitabı olsun istedim. Biraz da kıyafet balosundan çıkıp kendi başıma, sokaklarda eğleneyim istedim. Değişik yerlerde yazılan yazılar dağılıyor ve kayboluyor. Pek çok yazar gibi ben de hayat sürem içinde bir çok güzel şeye tanık oluyorum. Kitaplarım okullarda okutuluyor, ödev yapıyorlar, tez hazırlıyorlar ve benden sürekli belge istiyorlar. Bu talebi karşılamak için internet sitesi yeterli olmuyor, kısıtlı sayıda insana ulaşabiliyorsunuz, kitap daha geniş bir alana yayılabilyor. • Kitap için 'Edebi otopsi' diyorsunuz. Bunun için biraz erken değil mi, bu ifadeyi kullanma sebebiniz nedir? Edebiyatçının yaşarken de, kendi üzerinde otopsi yapabileceğini düşünüyorum. Yazarın bir yığın maraz yanları vardır psikolojik olarak, zaten böyle insanlar yazar oluyor. Yoksa niçin işini gücünü bırakıp, beş sene, üç yüz sayfalık kitabı yazar insan. Ben "Niçin otopsi?" sorusunu bana sorun diye bu kitabı yazdım. Ölmeden de olur otopsi. O çok sevdiğiniz romanları yazarken aslında yazarın ne kadar sıkıntı çektiğinin, bazen çok severek yazdığınız sayfaları buraya oturmamış diyerek söküp atması gerektiğinde yaşadığı büyük acının ortaya çıkmasını istedim. Ama tabii sonuçta otopside metaforik bir söz oyunu var. • Kendinizi ortaya koymak, gerçeğinizin birdenbire herkese ait olması sizi korkutmuyor mu? Yazmak bir risktir benim sevdiğim bir risk. Her romanı yazarken, hiç kitap okumamış bir insandan, bir edebiyat profesörüne kadar bir jüriniz vardır. Her romanda sizi okurlar ve o jüriden ya geçersiniz ya geçmezsiniz. Rezil olmak, hiç okunmamak, alaşağı edilmek ve o güne kadar olan başarınızdan rahatsız olanların beklentileri, bir açığın yakalanmak istenmesi... Yazar bu riski seven kişidir. Ben kendi kitaplarımı yazarken, en çok kendimin sevmesini önemserim. Kitabı aldığımda raftan, herhangi bir sayfasını açtığımda beni heyecanlandırmıyorsa, binlerce kişi beğeniyor olsa da benim için önemli değil. Bir yazar öncelikle kendisi için yazar. Ben böyle düşünüyorsam, çok sevdiğim bir yazarın da kendisini riske atıp kendi ruhunu soyduğu bir kitabı çıkarmasını çok önemserim. İşte ben onu yapmaya çalıştım, başıma neler gelecek bilmiyorum. Şimdiye kadar iyi tepkiler aldım. Ben bu kitabı yaptığım için keyifliyim. İlle de bir faydacılık çıkarmam gerekirse ki, bunu romandan asla çıkarmam, edebiyat tarihimize düşmüş bir belgedir bu kitap. • Bu tür, yazarla okur arasındaki mesafeyi yaklaştırır, daha samimidir. Sizce okur kitlesinin size akan enerjisi bu türde artıyor mu? Ben okurumun gözünü okumayı çok severim. Orada çok vicdani birşey vardır, hiç birşey saklanmaz. "Ben size paramı ve zamanımı ayırdım"; Yaşadığımız çağda ve Türkiye'de bu çok çok önemlidir. Bu üzerimize yağan imaj yağmurunun arasında vakit ayıracaktır. O kadar önemli iki şeyini veriyor ki yazara; vaktini ve parasını. Parasının büyük bir kısmı yazara dönmüyor onu hemen söyleyeyim. Edebiyat da diğer kariyer alanları gibi dikenli bir alan, iğneli fıçı. Zaten bir avuç yazar var. Son yıllarda özellikle çok okunan yazarlara karşı edebiyat dünyası içinde kıyıcı, itici, yıkıcı, eleştiriler geliyor. Bir de kadın yazar olmanın getirdiği, o erkeklere ait entellektüel bahçelere girme cesaretini göstermek var. Böyle bir dikenli yolda okurun sevgisi beni yazmaya teşvik ediyor, başka birşey değil. O olmasaydı ben yazmazdım. Böyle olup da bırakan bir çok kadın yazar var. Bu itiş kakış, o kadar rahatsız edici boyutlara varıyor ki, bu küçümsenmeye çalışma... Örneğin bütün dünyada edebiyat okuru kadınlar ve gençlerdir. Ama bir erkek yazarı kadınlar okuyorsa o bir çapkınlık belirtisi oluyor. Aynı kadın, kadın yazarı okuyunca hafif yazar oluyor, oysa aynı okur dolaşıyor. Özellikle orta yaşlardaki erkeklerin Türkiye'deki okur profilinde bakıldığında, hem bir yazar olarak hem bir zaman editörlük yapmış biri olarak söyleyebilirim ki, bilimsel, belgesel ve mesleki kitaplar dışında kitap okumazlar, hele kadın romancı hiç okumazlar, ağırlarına gider. İstatistiksel birşey değil ama Türkiye'de erkeklerin en fazla okuduğu kadın romancı olduğumu düşünüyorum. Bana gelen geri dönüşler böyle, ama bunların büyük çoğunluğu genç, altmış sonrası doğan erkekler, çünkü onlar farklı bir erkek kuşağı. Anneler daha farklı bir kültürde yetişiyorlar, onların erkeklik kompleksi babaları ve deddeleri kadar güçlü değil. Bunu da olumlu bir gelişme olarak görüyorum bir doğu annesi olarak. • Hem zaman hem içerik ve hacim bakımından kurgusal roman yazmakla bu tür arasında ne gibi farklılıklar var ve size daha çok keyif veren tür hangisi? Bu kitabı ben çok yazmadım, içinde bana ait denemeler ve nehir söyleşi var. Kitaptan çok kitap çalışması, bir ekip çalışması oldu. Dört-beş kişi birlikte çalıştık. Beraber çalışmanın zorluklarını yaşadım en başta alışkın olmadığım bir yöntemdi. Bir edebiyat işi benim gözümde bu kitap. Kurgu romanı yazarının beyni bir çok ayrı kompartmanda • Yazarın yazarları bölümünde 'Charles Bukowski:Kasabanın en ahlaksız yazarı' başlığı altındaki yazınızda, "Sakın ola sevdiğiniz yazarları yakından tanımak hevesine düşmeyiniz!" uyarısını yapıyorsunuz, sizi anlatan bir kitapta bu uyarıyı niye yaptınız? Benimle tanıştıktan sonra hayal kırıklığına uğrayanlar da oldu, bunu çok doğal karşılıyorum. Hatta en müthiş yazar tanışılmamış yazardır, başlıklı bir deneme var kitapta. ODTÜ'lü bir öğrenci okurum, beni rujlu, kuaförden çıkmış bir halde görünce kitabını imzalatmadan çıkıp gitmiş. Bana mail yolladı oradan öğrendim. O, sırtında çantasıyla dolaşan gezgin kızı bekliyor. Aradan yirmi yıl geçmiş, yirmi yıl önce ruj kullanmazdım, saçlarımı kendim keserdim... Bu tür olaylar oluyor, o yüzden en iyi yazar hiç tanışılmamış yazardır. Zaman zaman okurun beklentisiyle çakışan bir imaj olabiliyor. Ayrıca ben yazarların yüz karası olarak çok sosyalimdir. Normalde yazarlar daha içe dönüktürler. O da dez avantaj olabiliyor, bazıları istiyor ki çekingen bir kenarda dursun iç dünyası çok zengin ya, o dışta olmayacak sanki... Bunu başardım mı başarmadım mı bilemiyorum ama, bıçak sırtıdır bu söyleyeceğim cümle, eğer birbirini hiç tanımayan ve hiç sevmeyecek insanları aynı payda da toplayabiliyorsanız, ve o insanlar sizin hiç düşünmediğiniz romanın o karakteri olduğunu iddia ediyorsa, siz hakikaten kalıcı bir şey yapmışsınızdır. Geçtiğimiz günlerde, kırık bacağımla İsrail'deydim, Kumral Ada Mavi Tuna çıktı orada. İbranicesini okumuş hiç tanımadığım insanlar romandaki karakterleri kendilerine benzettiklerini söylüyorlar. • On yıl öncesine kadar Türk romanı adını duyuramamıştı, bu alanda daha çok çeviriler gündemdeydi, son dönemlerdeki Türk yazarların güçlü çıkışlarını ve liste başı olmalarını neye bağlıyorsunuz? Türk yazarlar Türkiye'yi kucaklayan kitaplar yazıyorlar artık. Mesela bir dönem köy romanı öne çıkmıştı. Bana uzak geliyordu doğrusu, köyde büyümediğim için. Köy romanlarının çoğu klişeydi; İmam kötüdür öğretmen iyidir ya da tersi... Tabii o dönemler yaşanmalıydı, onlardan da birşeyler öğrendik. O bazı şeyler yaşanmak zorundadır, insan hayatında o acı çekilir, o bedeller ödenir, o insanların da Türk edebiyatına hoca olarak mutlaka katkıları vardır. Liste başlarında Türk yazarların olması çok çok önemli bir olaydır. Okunma oranının belli yazarlar üzerinde de olsa artması çok iyi. Bugün onu okuyan yarın başka kitabı da okuyacaktır, önemli olan eline bir kitap almasıdır. Benim de içinde bulunduğum kuşak, bir yazarın aç kalmayacak şekilde kitaplarıyla yaşayabileceğine dair bir gerçeklik ortaya koyuyor. Böylece yazar olmak isteyen gençlerin sayısı da artıyor. Roman gelişmişlik, yerleşmişlik belirtisidir. Göçebe toplumlarda şiir hikaye yazılır. Bizim roman sayımız hala çok fazla değil ama yayınlanan roman sayısında da artış var. • Anlatı geleneğinin kadına ait olduğu söylenir, sizce kadın yazarların roman ve öykü dalında başarılı olmalarının bu durumla bir ilişkisi olabilir mi? Sizi romancı yapan en önemli özelliğiniz nedir? Bir romanın içinde ve romancının hayatında bir çok hikaye vardır. Ben hikayeyle başladım ve hala hikayeye çok yakın hissederim kendimi. Hikaye şiirin kızkardeşidir, ona çok benzer. Aslında ben iyi şiir yazamadığım için öyküyü severim. Şiir erkektir, şairlerin çoğu erkektir, kadına yazılan türdür bütün dünyada. Çünkü erkek daha özgürdür yazarken. Şiir liriktir ve kadına yöneliktir dense de, aslında erkektir. Belki gelecek yıllarda bu değişebilir. Ne zaman bir kadının cinselliği bir erkek kadar rahat söyleyebildiği ve bundan ötürü de hiç bir şekilde tuhaf karşılanmadığı günlere geleceğiz ki, böyle bir fikir yok gündemde, o zaman şiirin cinsiyeti de dişi olacak. 18 Ocak 2003
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur. - Eflatun |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |