d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• ÖYKÜ  

Bugün:

KİTAPLIK
Uzak Yıldız, Roberto Bolaño - Çeviri: Zerrin Yanıkkaya
Derin, Mehmet Aycı
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
Yakı, Mehmet Aycı
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Daha fazla kitap için tıklayın!


..... Make Fun Of Just Ostrich?

Sevim Zehra CAN
szehracan@yahoo.com

"Bir şiir için yollara düşülür mü? Düşülür de bakalım geri dönülür mü?
....Yürürken yola lokma dökülür mü? Aç dolu afak, lokmadan iz sürülür mü?
....Asasız Musalık zor. Asa ona çok görülür mü? Bu devirde iz sürmek çok zor. Musa'sız hiç iz sürülür mü?"
..... İnsanlığın başı kumda, yalnız kuşa gülünür mü?

Yavaş yavaş ilerliyordu kaldırımdan. Halbuki yavaş yürümek adeti değildi. Mütemadiyen bir şeylerin peşinden koşar, zamanın gerisinde kaldığı vehmiyle süratle yürür ve süratli yaşardı. Hayata yarışır ama hayatı kaçırırdı. Böyleydi işte hızıyla avunurdu. Bugünse aheste adımları vardı ve kaldırımın solundaydı.... sağdan gitmeye alışıktı. Sağdan, içerden, merkeze yakın ilerlerdi. Soldan yürümemesini öğütlemişlerdi çünkü. Soldan kötü kızlar yürürmüş, derlerdi. Solda ötekiler olurmuş. Kaldırımın solundan, yoldan geçen arabalara daha kolay binilirmiş. Tanınmayan, bilinmeyen, güvenilesi olmayan arabalara... Sol taraftan yola kolay düşülürmüş. Düşmek, kötü kızlar, ötekiler.... Bunlardan ve bunlar olmaktan sakınmalıydı. "Niye düşer ki insan birileri itmezse?" diyemezdi, soramazdı. Sormak ona yaramazdı. Düşünmemeli ve sormamalı. Böyle demişler, böyle olmalı. Sağdan, içerden, cici cici...

Kurallara uymalı. Kuralların bir hikmeti olmalı. Ne de olsa bu dünya kuralları koyanların dünyası. Kurallar, koyanlar, uyanlar.... Bu yüksek binalar, bu ışıklı kaldırımlar, bu yollar, bu köprüler, araçlar, su şık bayanlar..... Daha "müreffeh" bir hayatın ve kuralların ve koyanların malıydı. Bizim kıza da bu güzel hayatın sağından sağından yaşaması kalırdı. O iyi bir kızdı, denileni yapardı. Böylelikle rahattı. Böyle rahatlığın teminati vardı. Başka türlüsü.....var mıydı? Rahat dediğin insana batar mıydı? Batarsa ya ne yapmalı?

Rahat batardı. Battı mı yenisini aramalı. "Bu devir de iz sürmek çok zor." Böyle dediydi sahi, zor dediydi DJ.

Açıkçası bazen bizimkine rahat batardı. Belli ki bu da solaklığının eseri... Çünkü ruhu da bedeni de solaktı. Mesela çok uğrastıydı ilk okul öğretmeni sağ eliyle yazdırmak için ona ama, başaramadıydı. Amma da zaman harcamıştı "O" harfini soldan sağa doğru çizsin diye. Ama o hep sağdan sola doğru çizdi. Sağdan.. Sola.. Soluyla sola doğru.

İşte bugün de soldan yürüyordu. Hem de yavaştan atıyordu adımlarını sanki inadına. Yarım saattir, taksiden indiğinden beri, düşünerekten soldan, yavaşça..... Kahretsin seyrederek... Dahası görerek, anlayarak ama fenası hazmedemeyerek... Bakıyordu ve görüyordu. Başını kaldırmıstı. Her şeyi fark etme konumundaydı. Birazdan yorum da yapardı. Kötüye de yorardı yoracağını üstelik. Yok canım, doğuştan fesattı... Bugün de soldan gidecek ne vardı? Başını kaldıracak, camlardan içeri bakacak, parfümlüye laf atacak ne vardı?

Her şeye o DJ sebepti, evet. Bölük pörçük hatırlıyordu söylediklerini ama derinlerden bir şeyleri canlandırdığını hissedebiliyordu. Güzel güzel oturuyordu taksinin içinde oysa. Taksi de adım adım ilerliyordu trafikte. Bu hale de kulp takamazdı ya, trafik bu hayatın tuzu biberiydi. Daha ne istemeye hakkı vardı ki motorize bir milletin?

Yetmezdi, trafik ışıklarına da takardı. Yok efendim neymiş; otomobiller artık efendiliğe terfi etmişmiş. Bırakın yolları nicedir kaldırımlara da onlar hükmedermiş. Trafik ışıklarında elli saat bekleyip on beş saniyede ezilmeden karşıya geçmek insan üstü marifet ister bir mucizeymiş. Neler neler.... Kurardı da kurardı. Halbuki kuracak ne vardi? Zaten kurmuşlar, bir düzen vardı. Maksimum on beş mi geçiş hakkı, on saniyede uçaraktan ve de kaçaraktan geçecekti yaya kişi. E buydu yayanın da işi. Yayaydı ya...kalacaktı. Yaya, kalmak, geçmek... Bu kadar basitti. İsterse yirmi saniyede geçsin, ezilirdi. Ezerlerdi. Yollar arabalı yayaların. Dilediklerinin üzerinden geçerlerdi.

Hasılı aklı da solaktı. Fakat bugüne has bu, bunca fikirden kurtulamama hali, o çocuğun eseriydi. Tam da sorularla başa çıkamadığı bir zamana denk geldiydi, laf aramızda, ondan duydukları. Tam da solaklığı ile yüzleşmeye cesaret ettığı bir vakitti. Nasıl?

Bugün başı yerde değıldı. Kaçamak bakmıyordu sahteliklere, eleştiriyor olmaktan korkmuyordu sanki. Biraz daha pervasızdı galiba. Bugün tam da yeriyor olmaklığına neşelendiği bir gündü. Keşfettikçe açılıyordu. Arada sırada olurdu böyle ya.... Geçiştiremeyecek olmaktan korkardı. Bugün içinde korkularına yer bulamadı.

Aklında DJ'in "İnsanlığın başi kumda, yalnız kuşa gülünür mü?" sözü dolanıyordu. Tam taksiden inmeye karar verdiği bir anda radyodan öyle demişti DJ çocuk. Bu soru ile bitirmişti programı. İnsanliğin başi kumda, deve kuşa hiç gülünür mü? Soru otururken beyninin kıvrımlarında bir yerlere, hafızası ona orta okulda sınıf arkadaslarıyla gittiği hayvanat bahçesinde yaşadığı enstantaneyi hatırlattı. Kahkahalarla gülmüşlerdi koca gövdeli deve kuşuna ve sarışın, kırmızı suratlı bakıcısına. Türk değildi bakıcı ve deve kuşunun da öyle olması beklenemezdi. Ama aynı dilden konuşuyorlarmış gibi bakıcı kuşu kendi diline muhatap sayıyordu. Sinirden kıpkırmızı kesilerek "Stupid Ostrich! Take your head out of the earth and look around." diye haykırıyordu.

Maksat kuş kafasını gömdügü yerden çıkarsın da ziyaretçilere birbirinden evcil marifetlerini göstersindi elbet ya bu sınır tufanı öğrencilerin daha da hoşuna gidiyordu. O bağırdıkça deve kuşu dev cüssesini biraz daha büzüyordu. Küçücük kafasını soktugu toprağın ufacık hacminin, gövdesini de sakladığını zannediyordu belki de. Sınıf arkadasları ve ........, bu arbede hale gülmüşlerdi dakikalarca. O gün bakıcı da benzer şeyler söylemişti sahi gülüşlerine karşı; "All the heads of men are right under the earth, it is no good to make fun of just ostrich." Susmuşlardı hep bir ağızdan. Yarım yamalaktı İngilizceleri ama anlamışlardı. Bakıcı da solaktı DJ de solaktı. "Tıpkı benim gibi. Acaba onlar da arabalı yayalara, trafiğe, lambasına, maskeli balolara takık mı? Bunlara değilse de başkalarınadır ya.... başları dikse takıklardır."

Takılsa da birilerine ya da bir yerlere başı dik yaşamaya kararlıydı. Arabadan inmeli ve kaldırımın kimin olduğunu hatırlamalı ve hatırlatmalı. Hatta bundan böyle soldan soldan yavaşça, arabalara göstere göstere yürümeli ki ilan olunsun kaldırım hükümdarlığı. Evet, evvela kaldırımı tutmalı. Yayalarınsa adam gibi yayaların kalmalı. Hadi bakalım, bundan böyle kaldırımda sabun kokmalı.

Bir şiir.... bunları anlatan bir şiir olmalı. Hele bir saraydan atılmalı da şiire varmalık yolu bulmalı. İz sürerken asaya dayanmalı da Musalık ne zor zanaatmiş, anlamalı..

Kendini gittikçe daha hür hissetti. Kah duraksayarak kah hızlanarak yürüyordu ki ilerliyordu. Eve yaklaştığını fark etti. "...yola lokma dökülür mü?" dökmedi. Kendini hiç dökmedi.

3 Mayıs 2002

< Bu sayfayı arkadaşına gönder! >

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

KİTAP ARAYIN!

Bağırmayın, acılarınız azalmaz! - Kazancakis

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby