d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• ÖYKÜ  

Bugün:

KİTAPLIK
Uzak Yıldız, Roberto Bolaño - Çeviri: Zerrin Yanıkkaya
Derin, Mehmet Aycı
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
Yakı, Mehmet Aycı
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Daha fazla kitap için tıklayın!


Yolumun Üzerinde Ol

Serkan TÜRK
radyofilm@gencmail.com

Gökyüzünde gri ve kahverengi bulutlar bir oyunun kahramanları gibi birbiri ardına yol alıyorlar dakikaları hesaba katmadan. Yolumun üzerinde ol yakında terk edeceğim buraları. Kesik bir parmak ucunun zamanla o iğneleyen can yakan sızısı azalacak, yerini yeni bir deri alacak. Acı geçmişte konuşulunca hatırlanacak. Belirsiz görüntüler silikleşecek hafızamda. Yağmur hızlanacak pencereye değecek elleri küçük çocukların, gece olacak.

Uzun boylu adamlar merdivenleri inecekler yan yana. "uzun cümlelerin faydalı olduğuna tekrar inanmak lazım." diyecek birisi, kısa bir onay cümlesi fısıltı biçiminde dökülecek etli dudaklarından diğer adamın. İlk uzun boylu olan "kısa konuşmalar yalnız geceleri yalnızlık hissi uyandırmaz mı?" diye soracak. Küçük bir oda içinde üç adım ötesinden ses bekleyecek olan benim nasılsa. Duacı olacağım korna seslerine gece uyuyamadığımda.

Merdivenlerde oturacak küçücük bir çocuk elinde bir büyüğünden kalma oyuncak arabasıyla zemin üzerinde bir ileri bir geri yaşayacak o anı. Lastik sesleri büyüklerin çıkardıklarına benzemeyecek, yorulacak bir süre sonra kırılganlığı yüzünden kalkıp çalmayacak evin kapısını. Duvara yaslayacak başını, lunaparkta geçen bir rüya görecek tebessüm ettiren.

Güneş dağların ardından döndüğünde bende gideceğim buralardan. Otobüs durağında dikilen ve ikide bir cebindeki saati çıkaran adamın az sonra gelecek diye beklediği o an uzadıkça durakta basılmadık yer kalmayacak.

Güneş ışıklarını pencerenin aralığından yüzüme değdirdiğinde seni hatırlayacağım kucağıma uzanmışsın elimde bir ip parçasıyla yüzüne dokunuyorum duruşum değişiyor, çarşaf ayaklarıma dolanıyor. Düğüm oluyor içimde. Otobüs durağında bekleyen adama otobüs bugün erken gitti demeyişim, merdivenlerde uyuyan çocuğu kucağıma aldığım gibi kapıyı çalamayışım. Umutsuz bir çırpınma benimkisi trenin ray değiştirmesi olanaksız oluyor tek yön olunca.

Kadın kimsesiz bir duruştan kurtulma mücadelesi veriyor. Ayaklarımı sallandırıyorum bankın üzerinden, o kadar hür. Bir kartpostal kağıdın arka yüzünde akmış bir mavilikte yazanların seçilemeyişi gibi salınmam. Kirpiklerini daha sık kırpıyor kadın ellerini saklayamıyor çantasına sarılıyor,fermuarı birkaç kez açıp kapatıyor küçük bir not defteri eline alıp uzun uzun bakıyor. Hiç beklenmeyen bir anda cesaretini toplayıp"oda beni seviyor, bakmayın gelmediğine,iyidir değil mi? Saat daha erken otobüs birazdan gelir değil mi?" diye soruyor, durakta kimseden ses çıkmıyor ayaklarımı sallamaktan vazgeçiyorum ve yutkunuyorum. Kadın gözlerime bakıyor, kaçırıyorum belleğimi okuyor hızlı adımlarla kaçıyor uzaklaşıyor, nefes alamıyorum. Uzun cümlelere ihtiyaç duymuyorum.

Çaydanlığın kapağının tıkırtısıyla mutfağa yöneliyorum uzun kaynamalar sonunda suyunu yarılıyor, el süremiyorum tüpün kısık ateşte olan düğmesini tam aksi yöne çevirip kapatıyorum.

Balkon penceresinden bir yaprağın daldaki yerine vedasına şahit oluyorum hızla masanın üzerine düşüyor. Balkon kapısını geçerek elime alıyorum yarısı sarıya dönüşen akasya yaprağını. Saksılardan birinin toprağına bastırıyorum. O sırada sokaktan geçen bir araba kaldırımdaki uzun boylu iki adamın üzerine su sıçratıyor. " kahretsin" dediğini duyuyorum adamlardan birinin, gülümsemek zorunda hissediyorum o an göz göze gelince. Adam söyleniyor "ne adamlar var şu dünyada..."

yüreğime bir perde çektim ışığı yaktım gündüz içinde. Birkaç parça giyeceği bir bavulun köşesine attım. Televizyonun üzerindeki resmini elime alıp göğsüme bastırdım öptüm uzun uzun. Sonra hardal rengi kazağımın içerisine sakladım. Gülümseyin diyen adamı hatırladım.bir bahar günü hatırlanacak bir günün anısına çektirdiğimiz fotoğrafların mimarını. İncecik bıyıkları vardı adamın parmaklarıyla yoklayıp duruyordu bıyıklarını, mesleğindeki başarılı günlerini anlatıyordu. Sen bir fotoğrafçıya bir bana bakıyor gülümsüyordun. Filmi tab ettirdiğimiz gün diğer bir resimlerle birlikte bu gülümsediğini de almıştım o gündür orada duruyordu. Şimdi zamansız bir yolculuğa benimle gelecek yolumun üzerinde dur gönlüme başka güzler yaşatma.

Dönme dolap çalışırken birden bire durdu en tepedeyiz küçük çocuk karşımda elinde abisinden kalma oyuncağı sıkıca sarılıyor gerçeğine. Pantolonu gömleği birkaç numara büyük tozlu ayakkabıları son görevlerini yapıyorlar bu çocuğun üzerinde. Mutluluk bu sahip olabilmek belki de. Tekrar dönüyoruz manzara değişiyor bir deniz gözüküyor bir yedi sekiz katlı binalar, göz göze geliyoruz o başını koltuğun kenarına dayamış uyuyor.

Elimdeki buğday tanelerini yerden birkaç metre yükseğe ve uzağa atıyorum. Güvercinler çıkarmış oldukları garip uğultu ile havalanıyor ve tekrar konuyorlar kaldırıma. Elimin içindeki çizgiler yemin artan tozunu saklıyor. Alnında yaşına ait kırışıkları ustaca kullanan gülümseyişinde neler yaşadık neler gördük ifadesiyle güven veren teyzeye cebimdeki bozuklukları ve yemin kabını uzatıyorum. Çeşmenin açık duran musluğuna uzatıyorum ellerimi su serinletiyor temizliyor ve rahatlatıyor. Söğüt ağacının gölgesinde bırakıyorum yorgunluğumu. Ömrümün hızlı akıp gittiğini düşünüyorum çelimsiz bacaklarım olanca yükü sırtlanmış giderken eğiliyor sıcak suya batırılmış makarnalar gibi.Söğüt gölgesinden uzaklaşamıyorum.

Balkondan görebildiğim üç beş evin penceresinden ışık sızmaya başlıyor vakit geçmiş oluyor ellerinde poşetlerle mahalleye giren aile reisleri içimdeki boşluğu derinleştiriyor. Yorgunluktan morarmış gözlerimin çukurlarının daha belirginleştiğini odanın ışığını yakarken duvardaki ayna ile karşılaştığımda anlıyorum. Hıçkırarak bağırarak ağlamak bir ihtiyaç oluyor ama yapamıyorum. Bunun bir düş olma ihtimalini düşünerek rahatlatmaya çalışıyorum içimi. Çıplak ayağımın üzerinde bir karınca amacından uzaklaşarak yürüyor.

Yalnızlık sırılsıklam ediyor, çamaşırları mandallarken sızan su ellerimi ıslatıyor. Uzak köşelerden geçip gidiyor ruhum. Dişlerimin arasındaki mandalı sıkıştırıyorum bir süre. Ömrünün bir bölümünü tamamlıyor bir ipin üzerinde. Eski bir öğreti olarak algılıyorum geleni hoş karşılamayı, sevinçler getiriyor kapı önünde durup uzatıyorum ellerimi postacıya. Mavi bir zarf üzerindeki damgada basmane yazısı, temmuz on bir, belirgin kokusunu hissedebileceğim bir çiçek resmi.

Yeni şehirlerde hüzünler kederler biriktiriyorsun, anladım. Yanındayken yüreğine su serpemedim. Haritanın bir köşesinde gizlenmiş bir kasabaya ulaştırabilir miyim sözlerimi. Ellerimden damlıyor şıpır şıpır yokluğun. Tekrar güneşi kolluyorum. O hep siyah bulutların arkasına saklıyor yüzünü. Ben senin kadar rahat duramıyorum. Hep tuhaf bir huzursuzluk beliriyor içimde kımıldanıp duruyorum otobüsteki yerimde. Camın ötesine ses geçiremiyorum, daracık koridordaki dolaşan adama yanıma kimseyi istemiyorum diyorum. "Ama olmaz ki diyor sizin biletiniz tek kişilik" dudaklarımı hareket ettirip artık mandalları rahata kavuşturmak geçiyor içimden.

Gözlerimi kısarak bakıyorum elinde yardım makbuzları ile bir adam yaklaşıyor koltukların kenarlarını elleriyle tutarak, yavaş yavaş yanıma kadar geliyor. Yardım ölçüsünü kişi kendi belirliyor, gülüyorum. Sizin yüreğiniz kaç kişilik diye soruyorum. Pencereye yansıyan bir görüntü tuğla indiren çocuklar. Kamyonetin kasasından sarkıp ayaklarını yere basıyor. Kir içinde kalan bir çocuk yüzü gibi bakıyorsun gözlerime. Yanaklarının kirliliği seni daha sevimli kılıyor. Ellerinle var gücünle yüzünü temizlemiyorsun. Bir makbuzda bana verin diye sesleniyorum koridorun sonuna kadar gitmiş olan adama. Ön koltukta oturan yaşlı adam gözlüğünün üzerinden bakıyor yüzüme alaylı bir tavırla. Elimde seri numarası silinmiş gibi gözüken küçük bir kağıt parçasını gömleğimin cebine atıyorum, elimle göğsümü bastırıyorum. Bir anda farklı şehirler görünüyor, dumanı tüten alevlerin kızıllık bıraktığı bir gökyüzü. Var gücü ile çalan bir telefon sesi ile kendime geliyorum. Sandalyemi geri itiyor balkon kapısını açıp içeri giriyorum...

4 Mayıs 2002

< Bu sayfayı arkadaşına gönder! >

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

KİTAP ARAYIN!

İyi sanatçılar taklit eder, büyük sanatçılar ise araklar. - Pablo Picasso

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby