| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • ÖYKÜ |
Bugün: |
|
|
12, 21...
Gökhan ATILGAN
Bu sefer hiç umudum kalmamıştı: son günlerini yaşadığını kendisi söylemişti bana. şaka gibi gelmişti inanmamıştım hiç. hadi oradan diye düşündüm kapısı kapalı odadan gelen annemin mırıltılarını dinlerken. hiçbir şeyi yok onun. hafif loş bir ışık kapının aralığında dans ediyordu. Bir süre önce keşfetmiştim bu ışık şovunu. içeride olanlarla ilgili çeşitli düşler kuruyor bir azalıp bir artan ışıkta canavarların ayak izlerini görüyor, annemin içeride yaşadıklarını ve yaptığı kahramanlıklarla nasıl her zaman bir yolunu bulup dışarı çıkabildiğini hayal edip duruyordum bütün gece. bu zevkli hayal seanslarına o kadar kaptırmıştım ki kendimi sabahlara kadar uyuyamıyor, en ufak bir seste annemin başına bir şey mi geldi diye korkup odanın kapısını tıklatıyordum. ve her zamanda annemi o bembeyaz başörtüsü içinde gözleri ağlayan bir şahin gözleri gibi ıslak ama umutlu, bitkin sesiyle ve bir melek kadar sade karşılardı beni. korkumun sevgiye dönüşmesiyle her akşam annemin ayaklarına sımsıkı sarılır,içeri gitmemesi için elimden geleni yapardım. sadeliğine ağlardım, bembeyaz başörtüsüne... annem, benim sevgi dolu meleğim, bana koskocaman sarılır, o da gözlerinin pasını benimle silerdi... çok korkuyor diye düşünürdüm. bunca maceradan sonra tabi sinirlerine hakim olmak zor... 12 yaşındaydım. her çocuk gibi okula giderdim her sabah. annem gitmesen de olur diyordu ya ben gitmek istiyordum. öteki çocuklardan ne farkım vardı ki. derslerimden geri kalmamalı, her gün kantinde bir simit bir ayran yerken sevdiğim kızı izlemeliydim uzaktan uzağa. defterine sana aşığım yazarken gizlice, yazımı tanımasın diye çarpıtmalıydım “a”ları. sonra defterini okuyunca o gizli telaşını çevresine kuşkulu bakışlarını izlerdim gülerek. 12 yaşındaydım. en yakın arkadaşım aynı zamanda sıra arkadaşım olan Anıl'dı. öğretmenimiz her dönem boy sırası yapar Anıl'la ben yine öğretmene çaktırmadan aynı sıraya atardık kendimizi kuralları çiğnemenin zevkiyle. sevdiğim kız hakkında ona sorular sorar o da bıkıp usanmadan cevaplamaya çalışır, beni desteklerdi. bazen annem ders çalışmam için onlara gönderirdi beni. bir odaya kapanır annesinin hazırladığı müthiş krepleri yiyerek havuz problemleri çözer, Türkçe çalışırdık. yine böyle bir gündü. o muhteşem krepleri yiyip öğretmenin verdiği cümleleri inceliyor, kelimelerle dalga geçiyor, gülüyorduk. Anıl aniden sordu:
-baban nasıl oldu mert? sesi çığlık gibi geldi
bana.. sinsi bir martı gibi.
-ne? diye bağırdı.
Anlamamıştı. her halinden belliydi bu. ama ben de
anlatamayacaktım şimdi. ya gelip görmek isterse diye
düşündüm aniden. ama o dans eden ışıkları onunla
paylaşmaya hiç niyetim yoktu. o benim tek
zevkimdi. annemle sarılmanın her gece ağlamanın tek
yolu. elim ayağım uyuştu. Kaçar gibi çıktım evden. Anıllar'ın evi yakındı bize. iki durak aşağısı. yokuşu koşarak tırmandım. arkama baktım geliyor mu diye gelmiyordu. ohh be dedim rahatladım. bıraktı peşimi. en büyük zevkime doğru ilerledim ağır, ağır.. 12 yaşındaydım... artık dayanamayacaktım. içim içimi yiyordu. ne yapıyordu bunlar içeride günlerdir ya. karar verdim girip bakacaktım artık. gerekirse onlarla beraber savaşacaktım canavarlarla. kızabilirlerdi gerçi ama.. yok illaki girecektim içeri. iflah olmaz yaramaz çocuklar gibi heyecanlandım. kararımı iki defa yüksek sesle söyledim kendime. korkup caymak yoktu. ne olursa olsundu... 12 yaşındaydım... gece 3 ya da 4’dü. yavaşça kalktım yataktan. ayaklarımın ucunda gittim karanlık odanın önüne. ses çıkarırsam annem gelip sarılabilirdi bana. o zaman şansım kalmazdı. kulağımı kapıya dayadım. her zamanki mırıltı tırmaladı kulağımı. alışıktım bu mırıltıya. her şey normal diye düşündüm, zamanı geldi artık. elimi kapının koluna doğru uzattım. ve aniden girdim içeri... küçücük vücudumda büyüdü lanet oda. loş bir sarı ışık mavi duvarı yeşile kesiyordu. annem canavarlar gelmeden önce aldığımız tahta sandalyelerden birine oturmuştu. başörtüsü bembeyazdı yine.. elinde Kuran vardı. gözleri gözlerimi buldu aniden. şişmişti gözleri hiç durmadan okuyor herhalde diye düşündüm. başımı sağa doğru çevirdim. Komidinin önünde bir yatak ve içinde bir adam vardı. kaplan desenli kahverengi battaniyemiz ile sarmıştı kendini. yüzü bana dönük değildi tavana doğru bakıyordu. bembeyazdı. elmacık kemikleri fırlamıştı yerinden. zayıftı.. titredim.
-anne canavarlar nerde? bu adam kim? Babam nerde? uyandığımda odamdaydım. başımda sirkeli bir bez vardı. başımın arka tarafı ağrıyordu ya neden anlayamadım. annem yanımdaydı.. Ve bembeyaz başörtüsü.. hah dedim rüya gördüm herhalde. içim rahatladı bir anlık. elinde kırmızı bir tas tutuyordu. loş ışıkta bir şeyler dalgalanıyordu kırmızı tasta. sirkeydi herhalde.. annemin her daim ışıl, ışıl gözleri bende değildi. Odamdaki masaya doğru bakıyordu. tası tutan elini hafif kaldırdı sessizliği bozan şey eliydi. tısladı, yılan gibi:
-babandı o adam. sen de bunu çok iyi biliyorsun.. her
gece sabaha karşı gelip gördüğün baban. sonra da odadan
çıktığında ağlaşırdık ya. ne oldu böyle sana hiç
anlamadım..
12 yaşındaydım... okula gitme
zamanı diye düşündüm sevinçle. Anıla anlatacağım bu
rüyayı.. yüzümü yıkamaya gittim tuvalete. hep
giyindikten sonra yıkardım yüzümü. dişlerimi
fırçalarken annem geldi.
-günaydın anne okula gidicem ya.. 12 yaşındaydım. ya da 21... 28 Ocak 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bağırmayın, acılarınız azalmaz! - Kazancakis |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |