d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• ÖYKÜ  

Bugün:

KİTAPLIK
Derin, Mehmet Aycı
Şehit Enver Paşa, Nevzat Kösoğlu
Yakı, Mehmet Aycı
İmparatorluğun Denizi Akdeniz, Roger Crowley
Niyâzî-i Kadîm, Hallâc-ı Mansûr’un Menâkıbnâmesi, Dr. Mustafa Tatcı
Posta Kodu Aşk, Mehmet Şamil
Necip Fazıl - Tenkitler, Polemikler, Kavgalar, Murat Ertaş
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


12, 21...

Gökhan ATILGAN
gokatlgan@yahoo.com

12 yaşındaydım...
Bu sefer hiç umudum kalmamıştı: son günlerini yaşadığını kendisi söylemişti bana. şaka gibi gelmişti inanmamıştım hiç. hadi oradan diye düşündüm kapısı kapalı odadan gelen annemin mırıltılarını dinlerken. hiçbir şeyi yok onun. hafif loş bir ışık kapının aralığında dans ediyordu. Bir süre önce keşfetmiştim bu ışık şovunu.

içeride olanlarla ilgili çeşitli düşler kuruyor bir azalıp bir artan ışıkta canavarların ayak izlerini görüyor, annemin içeride yaşadıklarını ve yaptığı kahramanlıklarla nasıl her zaman bir yolunu bulup dışarı çıkabildiğini hayal edip duruyordum bütün gece. bu zevkli hayal seanslarına o kadar kaptırmıştım ki kendimi sabahlara kadar uyuyamıyor, en ufak bir seste annemin başına bir şey mi geldi diye korkup odanın kapısını tıklatıyordum. ve her zamanda annemi o bembeyaz başörtüsü içinde gözleri ağlayan bir şahin gözleri gibi ıslak ama umutlu, bitkin sesiyle ve bir melek kadar sade karşılardı beni.

korkumun sevgiye dönüşmesiyle her akşam annemin ayaklarına sımsıkı sarılır,içeri gitmemesi için elimden geleni yapardım. sadeliğine ağlardım, bembeyaz başörtüsüne... annem, benim sevgi dolu meleğim, bana koskocaman sarılır, o da gözlerinin pasını benimle silerdi... çok korkuyor diye düşünürdüm. bunca maceradan sonra tabi sinirlerine hakim olmak zor...

12 yaşındaydım. her çocuk gibi okula giderdim her sabah. annem gitmesen de olur diyordu ya ben gitmek istiyordum. öteki çocuklardan ne farkım vardı ki. derslerimden geri kalmamalı, her gün kantinde bir simit bir ayran yerken sevdiğim kızı izlemeliydim uzaktan uzağa. defterine sana aşığım yazarken gizlice, yazımı tanımasın diye çarpıtmalıydım “a”ları. sonra defterini okuyunca o gizli telaşını çevresine kuşkulu bakışlarını izlerdim gülerek.

12 yaşındaydım. en yakın arkadaşım aynı zamanda sıra arkadaşım olan Anıl'dı. öğretmenimiz her dönem boy sırası yapar Anıl'la ben yine öğretmene çaktırmadan aynı sıraya atardık kendimizi kuralları çiğnemenin zevkiyle. sevdiğim kız hakkında ona sorular sorar o da bıkıp usanmadan cevaplamaya çalışır, beni desteklerdi.

bazen annem ders çalışmam için onlara gönderirdi beni. bir odaya kapanır annesinin hazırladığı müthiş krepleri yiyerek havuz problemleri çözer, Türkçe çalışırdık. yine böyle bir gündü. o muhteşem krepleri yiyip öğretmenin verdiği cümleleri inceliyor, kelimelerle dalga geçiyor, gülüyorduk. Anıl aniden sordu:

-baban nasıl oldu mert? sesi çığlık gibi geldi bana.. sinsi bir martı gibi.
Biraz şaşırmıştım aslında. beklemiyordum. biraz tereddütle:
-iyi dedim. annemle beraber karanlık odadaki canavarlarla savaşıyorlar.
Gözlerini ders kitabından bana doğru ağır, ağır çevirdi.

-ne? diye bağırdı.
-ne nesi diye bağırdım canavarlarla savaşıyorlar dedim ya. bazen onlar için endişeleniyorum ama ne yaparsın. sanırım böyle olması gerekiyor. babamın yatakta olmasının nedeni de bu. sabaha kadar savaşıyor onlarla. çok yoruluyor zavallı.
-hı anladım dedi usulca. gözlerini önündeki kağıda çevirdi.

Anlamamıştı. her halinden belliydi bu. ama ben de anlatamayacaktım şimdi. ya gelip görmek isterse diye düşündüm aniden. ama o dans eden ışıkları onunla paylaşmaya hiç niyetim yoktu. o benim tek zevkimdi. annemle sarılmanın her gece ağlamanın tek yolu. elim ayağım uyuştu.
-eve gitmem lazım dedim aniden. annem bekler. -oğlum otursana biraz daha şu problemleri çözseydik. -yok ben gideyim. yarın okulda çözeriz.

Kaçar gibi çıktım evden. Anıllar'ın evi yakındı bize. iki durak aşağısı. yokuşu koşarak tırmandım. arkama baktım geliyor mu diye gelmiyordu. ohh be dedim rahatladım. bıraktı peşimi. en büyük zevkime doğru ilerledim ağır, ağır..

12 yaşındaydım... artık dayanamayacaktım. içim içimi yiyordu. ne yapıyordu bunlar içeride günlerdir ya. karar verdim girip bakacaktım artık. gerekirse onlarla beraber savaşacaktım canavarlarla. kızabilirlerdi gerçi ama.. yok illaki girecektim içeri. iflah olmaz yaramaz çocuklar gibi heyecanlandım. kararımı iki defa yüksek sesle söyledim kendime. korkup caymak yoktu. ne olursa olsundu...

12 yaşındaydım... gece 3 ya da 4’dü. yavaşça kalktım yataktan. ayaklarımın ucunda gittim karanlık odanın önüne. ses çıkarırsam annem gelip sarılabilirdi bana. o zaman şansım kalmazdı. kulağımı kapıya dayadım. her zamanki mırıltı tırmaladı kulağımı. alışıktım bu mırıltıya. her şey normal diye düşündüm, zamanı geldi artık. elimi kapının koluna doğru uzattım. ve aniden girdim içeri...

küçücük vücudumda büyüdü lanet oda. loş bir sarı ışık mavi duvarı yeşile kesiyordu. annem canavarlar gelmeden önce aldığımız tahta sandalyelerden birine oturmuştu. başörtüsü bembeyazdı yine.. elinde Kuran vardı. gözleri gözlerimi buldu aniden. şişmişti gözleri hiç durmadan okuyor herhalde diye düşündüm.

başımı sağa doğru çevirdim. Komidinin önünde bir yatak ve içinde bir adam vardı. kaplan desenli kahverengi battaniyemiz ile sarmıştı kendini. yüzü bana dönük değildi tavana doğru bakıyordu. bembeyazdı. elmacık kemikleri fırlamıştı yerinden. zayıftı.. titredim.

-anne canavarlar nerde? bu adam kim? Babam nerde?
-ne canavarı ya dedi. gözleri acıma dolu bakıyordu bana.iğrenmiş gibi. baban o...
-siz gecelerdir canavarlarla savaşmıyor muydunuz burada... o benim babam değil ayrıca tanımıyorum o adamı. babam nerde. ne yaptın ona?
heyecanlanmıştım. annem bir şeyler söyledi ama hatırlamıyorum. tavana doğru kaldırdım başımı. sarı bir ampul ışığı titrek. ışığın dansı buydu demek.. koşuşturmalar buydu.. gerisini hatırlamıyorum. bayılmışım.

uyandığımda odamdaydım. başımda sirkeli bir bez vardı. başımın arka tarafı ağrıyordu ya neden anlayamadım. annem yanımdaydı.. Ve bembeyaz başörtüsü.. hah dedim rüya gördüm herhalde. içim rahatladı bir anlık. elinde kırmızı bir tas tutuyordu. loş ışıkta bir şeyler dalgalanıyordu kırmızı tasta. sirkeydi herhalde..

annemin her daim ışıl, ışıl gözleri bende değildi. Odamdaki masaya doğru bakıyordu. tası tutan elini hafif kaldırdı sessizliği bozan şey eliydi. tısladı, yılan gibi:

-babandı o adam. sen de bunu çok iyi biliyorsun.. her gece sabaha karşı gelip gördüğün baban. sonra da odadan çıktığında ağlaşırdık ya. ne oldu böyle sana hiç anlamadım..
-hayır hiç hatırlamıyorum böyle bir şey, ağlaşırdık ama... neler oluyor bana anlamıyorum,yorgunum çok..
-annem dudağıyla alnımı öptü. ateşin var senin...
-anne.. uyumak istiyorum..
-pekala. ben babanın yanına gideyim.
-tamam.
Uyumuşum...

12 yaşındaydım...
Sabah kalktım. her şey eskisi gibiydi. sessizlik her yerdeydi. bu bir rüyaydı diye düşündüm. gerçek gibiydi uzundu ama rüyaydı. anneannem böyle şeylerin bazen olabileceğini söylemişti. başımın arkası da acımıyordu.. uyandığım için sevinçli kalktım yataktan. odam soğuktu,hızlıca giyindim.

okula gitme zamanı diye düşündüm sevinçle. Anıla anlatacağım bu rüyayı.. yüzümü yıkamaya gittim tuvalete. hep giyindikten sonra yıkardım yüzümü. dişlerimi fırçalarken annem geldi.
-ne yapıyorsun sen?

-günaydın anne okula gidicem ya..
-ne okulu bir aydır okula gitmiyorsun sen nerden çıktı şimdi bu?
Anneme dönüp bir baktım sakince.. sonrada klozete kaydı gözüm.. sifonu çekmemişim. sarı bir tabaka suyun üstündeydi. sonra her tarafa yayıldı o sarılık, içime girdi. lavaboya doğru eğildim.. kustum, kustum, kustum...
Bembeyaz başörtüsü vardı yine. melek gibi sadeydi annem...

12 yaşındaydım. ya da 21...

28 Ocak 2002

< Bu sayfayı arkadaşına gönder! >

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Bağırmayın, acılarınız azalmaz! - Kazancakis

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby