| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • ÖYKÜ |
Bugün: |
|
|
Sekizinci Kat
Burcu KAYA
Bu durum nefret edebileceği, sorumlu tutabileceği somut varlığı, duyduğu büyük ihtiyaca karşın, elinden alarak çektiği azabı daha çok arttırıyordu. Arkasına yaslandı. Elleri titremeye, kesik kesik sıklıkla nefes almaya başlamıştı. Son bir gayretle bu panik halinden kurtulmaya uğraşıyor fakat başarısız olduğu düşüncesi tüm gayretlerini sindirmeye yetiyordu. Başarısızlık alışık olmadığı, varlığının sadece diğerleri için mümkün olduğunu düşündüğü bir kavramken, kırkbir yaşında ansızın bir gazete haberi ile hayatına girmişti. Halbuki altı ay önce böyle bir olayın yaşanması ihtimali bile aklına gelmiyordu. Sonra işler ters gitmeye başladı. İlk önce iş hayatının iniş çıkışlarından olarak görülebilecek, daha önce de yaşanmış ve gerekli tedbirlerle atlatılmış, karamsarlık değil ama dikkat gerektiren mevzulardı. Fakat işler herzaman olduğu gibi gelişmemiş, tüm dikkat ve tedbirlere rağmen olayların rutin akışından dışarı çıkışını engelleyememişti. Artık karamsarlık ve korku yoldaşı olmuştu. Nerde yanlış yapmıştı? Parlak bi öğrenci olarak eğitimini tamamlayan, yurtdışında doktora yapmış, onyedi senedir sürekli kazanmış biri olarak buna cevap veremiyordu. Çevresindekiler ise birbirlerine, sanki soran varmış gibi fısıldıyorlardı buldukları cevabı; "hayat"diyorlardı, "neyim demiyeceksin". İnsanlardan kaçar olmuştu. İnsanların yüzlerinde bakışlarında hep bu düşünceleri buluyor, bulduğunu sanıyordu. Oysa kendini beğenirdi ve şimdiye kadar hiç aksini düşündürtmemişti hayat. Şimdi ise işgence yeni başlıyordu, bitmişti, iflas etmişti. "İflas" dedi zor duyulabilecek bir sesle. Gözünün altında mor halkalar vardı, avurtları çökmüş yüzü solgundu. Son birkaç ayı uykuya dargın geçirmişti. İstese de uyuyamıyor, saatlerini çalışma masasının başında geçiriyor ve ömründe ilk defa derdini paylaşabileceği, eve geldiğinde varlığını hissedebileceği, şimdiye kadar edinmeye fırsatı olmadığı ailesinin eksikliğini duyuyordu. Hiç varolmamış olana duyulan bu özlemi en çok, bir iki saatten fazla sürmeyen ve genelde bir kabusla noktalanan uykularından uyanınca yaşıyor, hiçbişey söylemeden onu avutabilecek bakışları görebilmek için gayri ihtiyarı başını çevirip yanına bakıyordu. Gecenin karanlığında tek ayırt edebildiği ise kırışmış çarşafı, saatin fosforlu rakamları ve yastığındaki terli ıslaklık oluyordu. Fakat son zamanlarda bu kabusun sonuna geldiğini düşünmeye başlamıştı. Aldığı tedbirlerin geçte olsa bazı olumlu geliişmelerle sonuçlanması onu ümitlendiriyor, sevinmekten korkuyor ama içten mütevazi bir rahatlama duygusuna teslim oluyordu. Hatta geçenlerde bir gün şu kapıdan aylardan beri ilk defa dudağında tebessüm, dilinde yarım yamalak hatırladığı bir şarkıyı mırıldanarak girmişti. Buna rağmen kabusları peşini bırakmamıştı, büyük bir sadakatla onu uykusundan men etmeyi sürdürmüşlerdi. Herbiri birbirinden faklı olan ama hepsi iflasına dayanan bu kabuslardan biriyle uyanmıştı bugünde. Bir gün önce bir arkadaşıyla konuştuklarının tesirinde kalmış olmalıydı. Uzun uzadıya konuşmuşlardı arkadaşıyla ama tek bir sözü hatırındaydı. "Birader, siz sigortacılarında işi zor hani, insan hiçbirşeye garanti diyemez. Bugün işler düzeliyor derken yarın Türkiye'de bilmem nerde bir deprem olur ucu sana dokunur." demişti ve haklıydı da. Ne kadar süre bu panik halinde kaldığını kestiremiyordu. İlk panik anında başına gelen bu büyük felaketle birkaç ay evvelsini kıyaslamaya yoğunlaşan düşünceler, oradan yıllar evveline doğru akmış ve geçmişi sorgulamaya başlamıştı. Bu düşüncelerle dakikalar mı yoksa saatlerce mi orada oturduğunun ayırdına varamadı. Fakat ruhundaki çalkantılar dindi. Soluğu düzelmiş, titremesi geçmişti. Üzerine teslimiyetin getirdiği garip ve hüzünlü bir huzur çökmüştü. Gözlerini kapadı, gazetedeki haber belirdi gözünün önünde; "ADIYAMAN SALLANDI" Dudakları bir tebessümle aralandı. Yavaşça koltuktan kalkarken yerdeki artık boşalmış kahve fincanını farketti. Eğilip yerden fincanı aldı, mutfağa götürüp dökülenin yerine kahve doldurdu. Balkona çıktı. Gazete elindeydi. Gözyüzü açıklı koyulu griliğine bürünmüştü. Soğuk bir pazar sabahıydı ve esen serin rüzgar pijamasından içine işliyordu. Elini yakmaya başlayan kahve fincanını dudaklarına götürdü, bir yudum aldı. Sekizinci kattaydı, en üst katta. Aşağıdan geçen insanları seyretmeye başladı. Hani hep aşağıdan geçen, hep yukardan seyrettiği insanları. "Artık farkım yok" diye mırıldandı; saçları ensesinde toplu, boya zamanını geçirdiği için saç diplerinde beyazlar görünen, bir eliyle paltosunun iki yakasını sıkıca birleştirmiş tombul kadının geçişini seyrederken. Düşünmedi hiç sadece yaptı. Ya da kimbilir belkide aylardır düşünüyordu da kendine bile söylememişti. Son hatasıydı ama sekizinci kattan boşluğu kucaklarken bunu bilmiyordu. Yerde yüzü koyun yatan cansız bedenin sol el parmakları arasında bir gazete vardı hala, ve o haber; "ADIYAMAN SALLANDI GAP projesine destek vermek ve ağaç dikmek için Türkiye'nin dört bir yanından Adıyaman'a gelen altı bin öğrenci, beraberlerindeki sekiz bin asker ve tüm Adıyaman halkı Tarkan'ın konseriyle dün çılgınlar gibi eğlendi. Adıyaman'ı sallayan muhteşem konserde Tarkan sevilen şarkılarının yanısıra .........." 16 Ocak 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Bir adam köprü kurar, bin adam geçer. - Özbek Atasözü |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 -
2000 - 2001 -
2002 - 2003 -
2004 - 2005 -
2006 - 2007 -
2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |