| d e r g i b i 1 0 y a ş ı n d a |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • KİTAP |
Bugün: |
|
|
İmaj ve Takva
Melih Bayram DEDE
Takvimlerin 70'li yılları gösterdiği dönemlerde, filmde ya da romanda değil de "kendi iç dünyasında İslam'a rastladığını" söyleyenler sade ve temiz olmaya itina eder, başlarını desensiz örtülerle örtmeye gayret gösterirlerdi. Başörtüsünün, markasına göre değil, başını örttüğü sahibinin ağırlığınca bir değerinin olduğu yıllar... Her tesettürlü kadının, kendi bedeninde binlerce hemcinsini temsil ettiğini bildiği, bilmeyenlere gerekli ikazların yapıldığı yıllar. Tek tip ve birkaç renkle sınırlı "Müslüman kadın" kıyafeti; özellikle 80'li yılların ilk yarısından başlayan bir hareketlenmeyle "tesettür defileleri" modalaşma sürecine girer. Bu modalaşma sürecinde bir ölçüye kadar siyasi ve bürokratların tesettürlü eşleri de rol oynamakla birlikte; "Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır" sloganı ile "en iyi" üzerinde anlaşamayan kafalar en iyinin "en pahalı markalar" olduğu konusunda hem fikir kalır. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun son kitabı "İmaj ve Takva"da 90'ların ortalarından itibaren İslami kesimin bu değişen tutum ve davranışlarını şöyle analiz ediyor: "Başörtülü kızlarda görülmeye başlanan giyimin tesettür ilkesinden koparak moda çizgilerine bürünmesi; kimliklerin ifade edilme biçimiyle yakından alakalıdır. Tesettürün modaya dönüşerek, İslami ilkelerin bertaraf edilmesi, kararsız kalınmış bir kimlik hükmünde görünmektedir. Tesettüre riayet olarak baştaki başörtüsü korunurken, pantolon-ceket, yırtmaçlı etek giyilmeye başlanması giyim dilinin kim için ortaya konmakta olduğunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü giyim kişinin hangi dili kimlere karşı sunduğu ile yakından alakalıdır. Başını örten fakat tesettür ilkelerine uyma konusunda hassas davranmayan bir kadının, başındaki örtü üzerinde yoğunlaşmak; kararsız kimliğin önemli ipuçlarını size sunacaktır. Başını örten fakat pantolon ceket, pantolon kazak giyen kadının nasıl bir dil ve kimlik ortaya koyduğunu açıklayalım: Başörtüsü ile dini hükümlere riayet ettiğini ifade etmekte; pantolon kazak giyerek de, geleneksel kadın imajından kopmak istediğini söylemektedir. Bu ihtiyaç nereden kaynaklanmaktadır? Hem bu dünyadan kopmak istemeyip başını örtmesi, hem imaj kaygısı içinde olması, kararsız bir kimlikle kalmayı tercih etmesinin sebebi nedir?" İmajın görünmeye, görünerek başkalarının dünyasında yer almaya dayalı felsefesi, ilk önce karşısındakinin nazarında, sonra zihninde bir iz bırakabilmek için kendi bedenini tekrar tekrar yeniden ifşa etme yolunda bırakıyor modern insanı. Yani oynuyor. Kende bedeniyle oynayarak önce kendine, sonra başkalarına, kendi bedenine dair öyküler anlatıyor. Anlatılan öykülerin olumlu olması da şart değil. Muhatabın zihninde bırakılacak izin olumlu bir iz olmasının şart olmaması gibi. Asıl olan dikkat çekmek ve fark edilmek. "Farkı fark etsin" yeter. Bu da takvanın olmaya ve oluş halindeki hürriyetini kaybetmemek için saklanmaya dayalı anlayışıyla taban tabana zıt. Buna rağmen kitabın adı "İmaj ve Takva". Barbarosoğlu, ağırlıklı olarak dindar kadınları ele aldığı yazılarında, dindar kadınların 1970'lerden 1990'lara uzanan süreç içindeki öncelikle sırasını ele alıyor. Bu sıralamada Hz. Fatıma'yı anma günlerinden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutlamaya evrilen bir tablo ile karşılaşmak şaşırtıcı. Yazar tespitini bu noktada "kendisi olmaktan vazgeçmiş İslamcı kadınlar" olarak ortaya koyuyor. Rejim için "en iyi" şehirli görüntü için "en iyi" diyalog arayışı için "en iyi" bütün bunlar bir noktada randevulaşmakla birlikte, Müslüman kadının saygınlığını ifade eden "en iyi" hanesi boş görünmekte. "Müslüman kadınlar kendi imajını düzeltmeli" deniyor her tartışma arefesi. Hangi imajını? Reklam filmlerindekini mi? İmaj ve Takva, verdiği fotoğraf beğenilmeyerek sürekli fotomontaj bir yüze mahkum insanların yorgun seçimsizliğini anlatıyor. Hem imaj, hem takva. 29 Ocak 2002
|
Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz. Alexa Rating
|
| Düşünüyorum, o halde varım! - Descartes |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler | Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |