"Yılmaz Erdoğan da politik mizah yapıyor ama, ben onun
yaptığı mizahta, günlük yaşam yada ne biliyim hakikaten bize birşey mesajını
vermeyen, yalnızca buluşla, ustaca söylenmiş kelime oyunu ile benzeşen bir mizah
anlayışı var. Onu yaparken bile gene içinde bir buluş, bir incelik var." |
|
O
sahnede tek başına… Bir koltuğu, bir şişe de suyu var… Ama iki saat boyunca
salondakiler kahkaha krizinde...
Mesleği güldürmek,
ama bu kadarı da fazla!
Son yıllarda belkide gülmeye hasret
bir toplum haline gelişimiz onları yüceltti… Sayıları her geçen gün artıyor.
Sahnede tek başınalar ama salondaki yüzlerce, binlerce insan pür dikkat bir kahkaha
krizinde.
Eğer biraz yabancı kelimelere
aşına iseniz "stand-up" diyeceğiz yaptıklarına, değilseniz ama Türkçenin
orta yerine çöreklenmiş yine yabancı kökenli "one man show" ile izah
edeceğiz yaptıklarını.
Tiyatrocu mu hepsi? Belki değil ama biraz tiyatro kaabiliyeti gerektiriyor, yaptıkları
işte. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Beyazıt Öztürk (Beyaz) ve İbrahim Sadri, Uğur
Yücel son birkaç yıldır güldürerek parlayan "şovmen"lerimiz!
Türkiye içinde olduğu gibi Avrupa ve Amerika'da da hayranlarını kahkaha seline boğan
Cem Yılmaz ile söyleştik. Aklımıza takılanları ya da seyircisinin izlenimlerini
sorduk, Cem cevapladı. İşte söyleşimiz…
Son yıllarda Türkiye'de popüleritesi
yükselen yeni bir alan ortaya çıktı. Stand-up diye tanımlanan bu alan yeni isimler ve
ünlüleri de beraberinde getirdi. İngilizce "One man show" benzeri
tek kişilik gösteri ile toplumun büyük bir kesimi tarafından beğeni ile izlenen
"showman"ler arasında ilk hatıra gelen isimler, Yılmaz Erdoğan, Cem
Yılmaz, Beyazıt Öztürk(Beyaz), Uğur Yücel ve İbrahim Sadri'yi
görüyoruz. Ferhan Şehsoy kendisini bu katogoride görmüyor. Şensoy,
tiyatro geleneği içinde kendisini orta oyununun son temsilcisi olarak tanımlama
yanlısı.
Bu isimler arasında Türkiye ve yurtdışında farklı kesimlerde kendisine izleyici ve
hayran bulabilen Cem Yılmaz ile işini, bu yeni akımı, mizahı ve
özel hayatını konuştuk. Samimi, sevecen ve cana yakın bir Cem Yılmaz ile
açık-seçik bir muhabbet ortaya çıktı.Cem Yılmaz ile bu sohbetin yurtdışında
yapıldığını ve Londra Türk Radyosu'nun sevilen yapımcısı sevgili Ümit
Dandul'un katkıları olduğunu da bilvesile okuyucularımızın bilgisine
getirelim.
Türkiye'nin çeşitli illerindeki gösterilerin ardından Avrupa ve Amerika'dan davetler
aldı. Gittiği her yerde izlemeye gelenlere iki saat boyunca kahkaha ziyafeti çeken Cem
Yılmaz'a biz sorduk, o cevapladı…
Mustafa Köker; Sevgili Cem, sahnede insanları aldın ve değişik boyutlara
götürdün. Bayanlardan izleyicilerden biri oyun arasında, "tüm komplekslerini bir
kenara atmiş bir Türk erkeği buldum" dedi.
Cem Yılmaz; Aslında mizahçının hası kompleksleri olandır zaten.
Ben hep o acılardan bahsederken, hepbir ara dalgasını geçiyordum aslında.. Bütün
mizahçılar aslında sakatlıklarından eksikliklerinden bahseder ya.. Bir ara onunla
dalga geçiyordum, bunun bir klişe olduğundan bahsediyordum. Bunlardan bahsedilmemesi,
bunun dışında bir mizah yapılmasını falan düşünüyordum. Sonra dedim ki, bu
klişe olduğuna göre yılların tecrübeleri sonunda varılmış bir nokta imiş. Ve
onlardan bahsedildiği zaman daha lezzetli oluyormuş iş dedim.
Aslında anlattığımız hikalerede düşülen aptallıkların çoğuna düşüyorsunuz.
İşte onları tecrübe ediyorsunuz, onları anlatıyorsunuz. Bütün mizahçılarda
aşağı yukarı bu vardır.Yazılı, sözlü yapan yada kağıt üzerinde çizgi ile
yapanlarda…Ya da televizyonda.
Ama sen soruyu anlamadın? "Arınmış, çok cici bir Türk genci"
dediler, çünkü neden biliyor musun? sahnede çizdiğin karakterlerin hepsi o kadar duru
idi ki, zaten onlar güldürüyor heralde insanları.
Öyle bir efekt var işte, çünkü o boyu kısa olan adam ben değilmişim gibi. Ya da
yalnızca komik olan başka hiçbir meziyeti olmayan benmişim gibi davranarak öyle bir
ilizyon meydana getiriyorum ki, izleyen tabii, "vay be çocuk ne kadar delikanlı
imiş, hiçbir kompleksi yok " falan, halbuki değil yani, bilakis o kompleksler
tabiki de var.
Tabii bu bayanlardan gelen birşey.. Bir tanesi de şunu dedi: "Ne kadar
Türkiye'yi özlediğimi hatırladım Cem Yılmaz'ı sahnede gördüğümde" dedi.
Yalnızca olumsuzluklar değil tabii, benim de burda mesela insanın burda
özleyebileceğini tahmin ettiğim şeyler onlar açıkçası. Sıcaklıklarla.. Burda
tabii daha enteresan bir hayat var. Konumlamak açısından, yani birini daha yukarı
diğerini daha aşağı koymak açısından söylemiyorum bunu. Burdaki yaşantı, burdaki
insanlar falan ama, neticede hem artıları, hem eksileri sahnede idi. Doğru, güzel bir
tesbit bana kalırsa. Ama yalnızca olumsuzluklardan mizah yapmak aslında, çok böyle
yapılması gereken birşey gibi değil. Yalnızca olumsuzluklar, demin de dedim ya
bütün negatif şeyler aslında mizahın temelini oluşturuyor. Onların içinde hani bir
umut, bir çıkış kapısı falan göstermekte neşeli birşey. Tabii burada yaşayan
insanlar bazı özlemlerini de öyle gidermiş olabilirler ama, inşallah özlenilecek
şeyler yalnızca olumsuz şeyler değildir.
Bizim memleketle ilgili güzel şeylerde var çünkü.
Bir başka izleyicinin düşüncesini de abartmadan bire bir söylüyorum sana;
"Adama bak sululuklan köşeyi dönüyor" dedi bir izleyicin…
Doğrudur, doğrudur ama bu ben ilk değilim heralde. Onu heralde tarihe eğer takip
ediyorsa arkadaş… köşeyi dönmek o kadar, göreceli roletif birşey yani, hangi
köşeyi dönmüşüz mesela?
Hani sahnede "ekmek parasına çalışıyoruz, ekmek değil de fırın
parasına" esprinle alakalı…
Tabiiki de… Ama şöyle, insan bu işe parayı hedefleyerek giremez tabii.
Karikatüristlikte aynı şekilde mesela çok meşhur bir karikatüristseniz para
kazanırsınız. Yani sizin ürettiğinizi tüketenlerin sayısı arttıkça para
kazanabilirsiniz ama para kazanmayı hedefleyerek yapılacak birşey değil. Benim şöyle
bir fikrim de var yaptığım iş ile ilgili: Meslek bir profesin gibi durmuyorki zaten
iş. Enteresan bir iş yani… İş gibi değil. Birilerine göre köşeyi dönmüş
olabilirim ama bunu hedeflemek saçma olur mizahçı için. Başka hedeflerde var yani.
Can sıkıntısından kurtulmak içinde yapıyor olabilirim. Yapacak başka bir işim yok,
ya da ne bileyim insanlarla temas kurabilecek başka yolum yok.
Sahnede onları güldürmek insanlara çok cezbedici gelebiliyor. Dışardan bakan
için biraz çok neşeli bir iş gibi görünüyor. O anda sahnede tek sen varsın, dekor
yok, oyun yok senaryo yok "geldiniz ayvayı yediniz" gibi bunun şakasını da
yapıyorsun. İki saat insanları tek başına orada tutuyorsun. Esprilerinle, çizdiğin
karikatürize ettiğin olaylarla iki saat insanları eğlendiriyorsun. Bu insanlara cazip
gelebilir ama bir stand-upçı için can sıkan şeylerde olması gerek. Yolda giderken
"hadi bir komiklik yap, bizi bir güldür " diyenlere rastlıyorsundur. O zaman
bozuluyorsundur.
Tutmak her zaman kolay olamıyor açıkçası. Popüler olmanın kuralları var başka
birşey değil. Mizahçı olmakla ilgili birşey değil. Ben mümkün mertebe o
popülerliği ne yaşamayı ne de yaşatmayı tercih ettim. Öyle yaşamıyorum
açıkçası, popüler birisi gibi yaşamıyorum çok. Karşı taraftan, uzaktan yorum
yapmak olabiliyor bilindik herhangi bir kimse ile ilgili. Bundan nasibinizi alıyorsunuz.
Sizinle ilgili herşeyi söyleyebilirler. "Şımarık" diyebilirler ne biliyim
"seksi" diyebilirler. "Kısa boylu", "uzun boylu" ,
"geniş" falan herşeyi söyleyebilirler. "Eşcinsel" ya da ne bileyim
herşeyi söyleyebilirler ama bunlar beni rahatsız edemez çünkü bunlar benim
kurallarım değil. Bu başka bir dünyanın kuralı, ben bununla yaşamak zorundaysam
eğer, bununla yaşamayı öğrenirim ve yaşarım. Ben herkesi işinin kendisi ile ilgili
mevzuu olmasını isterim. Ben o açıdan o kadar tatmin oldumki… Burada seninle bu
işle ilgili konuşuyoruz mesela, bu beni çok tatmin ediyor.
Demekki bir aksiyon halindeyim ben. Olumlu ya da olumsuz değerlendiririz sonra da. Olumlu
gibi birşey geliyor ve bana mutluluk veriyor. Başka birisi ile ilgili şu anda
konuşuyor olsaydık, bu ikimizi de pek fazla mutlu etmezdi.
İşini iyi yapmayı sağlayan etkenler neler sence? Mutevazi olma… sen iyi
yapıyorsun, bunu herkes söylüyor. Neyi yapıp yapamadığının bilincindesin.
Şöyle söyleyim, benim bir dönem karikatürle ilgilenmiş olmam benim zihnimi açtı
açıkçası. Yani, herhangi bir malzemeyi konuya yönlendirmekli ilgili, onun komiğini
bulmakla ilgili zihnimi açan birçok insan oldu karükatür çizdiğim dönemde. Ve çok
şey öğrendiğim insanlar oldu. Bizim çalıştığımız dergi, arkadaşlarımla,
abilerimle çalıştığımız dergi hakkaten çok böyle hızlı, pırıltılı, yeni
buluşlar yapan, yeni bir anlayış getiren, gerçek mizah yapan, gerçek dediğim,
çizilen tiplerde, konuşturulan adamlarda böyle bir gerçeklik hissediyorsunuz ya…O
yöntemi izleyen bir kuşaktı. Onların tabii en hızlı dönemlerine ben yetişmemiş
olabilirim o abilerimizin ama, o geleneğin belki de son dönemine yetiştim. Onlarla
çalıştığım süre boyunca, mesela dergiye başladığım dönemlerde yaklaşık dokuz
ay boyunca her hafta gidip geldim ve hiç birşey yapmadım.
Çizdiğim karikatürlerin yayınlanmasına falan izin vermediler. "Gel burada çiz,
devam et" de demedi kimse, "git çizme" de demedi. Böyle spontan bir
şekilde orada kalabildiğimi hissettim ben. Gergin bir meslek aslında karikatürist
olmak, bir derdigi çalışmak açıkçası.
Başka hiçbir yere de benzemiyor. Ben ilk para kazandığım işte karikatüristliktir
mesela. Ama o parayi hiç hedeflemeden, unutarak, çalışılan bir alanı var.
Mesleğin içindeki insanlardan, alaylı ya da akademik eğitim almış insanlardan
gerçekten de saygı görüyorum açıkçası. Bir de yaptığmı işin magazin yanı var,
oda niye var tam anlamış değilim.
Evet, magazin basınında en çok haberleri yeralan stand-upçılardansınız.
Bunu nasıl izah edeceksiniz?
Tiyatro salonunda yapmama rağmen, magazin yönünü. Ona şaşırıyorum, o tek örnek
yani. Hiç örneği yok. Tiyatro sahnesinde yapan ve hiç bir gösterisinden görüntü
alınmasına izin vermeyen bir insan olarak magazin basınında haberlerin çıkmasına
ben çok şaşırmıştım. Hali hazırda da devam eder bu. Özel bir tavrım yok yani
reddetmek gibi. Çünkü kişisel alıyorlar. Rahatsız olduğunuz bir haberi yapabilecek
potansiyeli olan birisini reddettiğiniz zaman, kendine yapılmış bir hareket gibi
görüyor. Sonra onu insani anlamda dedimki yani mesela nasıl bir zarar verebilir diyerek
bazen hiç çıkmayacağım programlara konuk olmuşumdur.
Hiç yapmayacağım şeyleri yapmışımdır, vermeyeceğim fotoğrafı vermişimdir. Ama
onları bir taviz gibi görmedim hiçbir zaman. Çünkü onların benim yaptığım işle
uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ve onları maddi bir karşılık, yada ilişki ilerletmek
gibi bir yönde kullanmadım hiçbir zaman.
Dün mesela bir gazeteci kardeşimiz, "neden konu başlıkları birbirine çok
benziyor" diye sordu. Enternasyonal bir araştırma bile yapsanız gene benzeyecektir
başlıklar. Mümkündür mesela insan hayatında "ikili ilişkiler" diye bir
başlık koyduğunuz zaman, herkes kullanabilir ikili ilişkilerle ilgili espriler.
Bazılar çok sıkıdır, o konuyla ilgili beş tane espri yaparsınız. Uyarı levhaları
ile ilgili espri yapan dört-beş tane arkadaşımı biliyorum gösteri yapan. Ben gene de
önemli olan zamanlama ve kalite diyorum. Sahnedeki performans sırasındaki kimyanız
falan, onlar önemli. Çünkü fiziken yapılması çok zor bir iş. Yalnızca
yazılması, çizilmesi, dizayn edilmesi değil, fiziken yapılıyor olurkenki hali, çok
zor yani.
Şu ana kadarki söyleşide ben sanki bir politikacı ile konuşuyorum gibi
geliyor ama birazdan sahnede apayrı bir görüntü olucak… Karikatür çizeceksin.
Ben şunu düşündüm birkaç sefer yani. Bana birşey sorulduğ uzaman konuşmayı
tercih ettim. Düşündüm, derdimi anlatayım mı, anlatmayım mı diye. Sorulmadıkça
anlatmamaya karar verdim. Yoksa çünkü işi yaparken artık onun önüne geçebilecek
hiçbir şey yok artık. Çünkü artık o anda yapıyor oluyorsunuz. Mesela ben çok
eleştiri sevmem açıkçası.İş olarak, çünkü çok özgün birşey bu. Özgün
hadisenin nesini eleştirebilirsin ki, yalnızca izlersin, reaksiyonunu verirsin,
Seversin, sevmezsin. Üzerinde değiştirilebilecek ancak teknik değişiklik olabilir.
Mesela "cem siyah kostüm kullanma sahnede kayboluyorsun, beyaz kullan" gibi. Bu
tarz gösteriyi içerik olarak değerlendirmek, kendi hikayesini anlatan adam sayar
sahnedeki, çok doğru birşey değildir, çünkü onun hikayesidir o.
Birazdan sahnede olacaksın, dolu bir salon karşısında oyunu sahneye
koyacaksın. Önce izleyenler değişik birşey bulacaklar mı?
Evet, büyük bir ihtimalle… Çünkü böyle birşey hissettiğim zaman, tekrar
izleyicisi çok olan bir gösteri benimki. Dört senedir yapıyorum tabii dört sene
önceki kasetleri izlediğim zaman, şimdiki gösteri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan
birşey izlersin. Ya da, bir sene evvelkini izlediğin zaman. Hem yapı değişiyor, hem
tavır değişiyor. Tavır günden güne bile değişebilir. Dün anlatmadığım birkaç
hikayeyi bir şekilde yedirebilirim içine, ama emin ol eğerki keyfim yerinde ise.
Çünkü ben ezberci değilim. Ne anlatacağımı biliyorum. Neyi neyin arkasına koyarsam
komik olur, onu biliyorum. Ben şunu söyleyim, çok usta olmak peşi sıra gösteri
yaptığı zaman iki farklı gösteri yapmak falan da değil.
Yerlerimiz değistirip sen beni sorgulasaydın, ne sorardın bana?
Haeeeeeeee, ya ne sorardım? Güzel sorular soruyorsun ya, senin sorularından bir
tanesini tercih ederdim. Bilmem, "neden bu işi yapıyorsun?" diye sorardım.
Başarı günü birlik birşey, Şu anda başarılı olabilirsiniz. Ben başarısız
günlerde geçirmedim değil hayatımda. Ben çok başarılı bir karikatürist değildim
hayatımda. Çok usta bir çizgim yok, hala çiziyor olsam bile. Çok şanslıyım
aslında, hikayeler anlatıp güldürebiliyorum. Çok şanslıyım gerçekten, yani
kaderimde böyle birşey varmış, bu çok enteresan. Çünkü hiç insanın
planlayabileceği birşey değilki. Yani bizim memleketimizde yıllardır bu tarz iş
yapan çok büyük ustalar var ama. Son 35 senedir var stand-up gösteri yapmak yeni
birşey değil. İlk sahneye çıktığımın birinci haftasında hakikaten çok marjinal
bir yer değil çok kapalı bir yerdi. Yalnızca 100 bin okuru olan bir derginin
duyurduğu birşeydi bu. Koca İstanbul'da. Medyada falan haberi çıkmamasına rağmen
yemin ederim kapının önünde 100 metre falan kuyruk gördüm. Çok ciddi bir rakam.
Kaç yard oluyor bilmiyorum. Çok enterasan. Bu şans, bunu sağlamak için birşey
yapıyor olamazsınız. O zamanki gösteri çok amatör bir gösteri, çok zayıf bir
gösteri. Bunu izlemek için her kesimden insan geldi be abi, bu beni çok şaşırttı.
Türkiye'de insanların günlük yaşamında nefret ettiklerini siz komedi olarak
tekrardan sunuyorsunuz? Türkiye'de mizahçılar için çok konu var mı sizce?
İnsanımızın yaşadığ aksaklığı tekrar ona anlatıyor olmak, birazcık işin kolay
yanı. Aksaklığı demeyeyim de, eğer eğlendirme maksadıyla yapıyorsanız, içinde
mutlaka başka birşey olması lazım. Yani mesela kocasından dayak yiyen kadın tipi…
Çok yakın bir arkadaşım o tipi ortaya çıkarmıştı. Ve yaklaşık iki sene
televizyonlarda popüler olan bir tip idi. Kendisine sorulduğ uzaman dedim ki,
"devamlı surette kocasından dayak yiyen bir kadın var. Bunu hakediyor mu millet
?" dedim. Arkadaşım, "evet o hata, aslında o iki hafta sürecek bir tip idi,
iki sene sürmesine gerek yoktu" dedi. Kolay yanı bu işin. Türk milleti çok
mizahçı bir millet, doğru , tamam mizah üretir. Çözüm üretir mi bilemiyoruz. Mizah
üretmek, bir yandan işin kolayına kaçmakta olabiliyor bazıları için, çünkü hep
mizahın tanımı yapılırken, bize kötülükler, aksayan yerleri gösteren şey olarak
anlatıldı.
Yılmaz Erdoğan da politik mizah yapıyor ama, ben onun yaptığı mizahta, günlük
yaşam yada ne biliyim hakikaten bize birşey mesajını vermeyen, yalnızca buluşla,
ustaca söylenmiş kelime oyunu ile benzeşen bir mizah anlayışı var. Onu yaparken bile
gene içinde bir buluş, bir incelik var. İncelik olduğu zaman zevkle izliyorsunuz ve
alttan alta da onun fikrini almış oluyorsunuz.
Seni güldüren şeyler neler mesela. Enerji depolamak istediğinde kendi kendine
neyi tekrarlıyorsun?
Ben hakikaten sahnenin dışında çok daha başka bir mizahı paylaşırım
arkadaşlarımla. Birazcık daha serttir, sınırsızdır. Birazcik daha cinsel
çağrışımlı esprilere meyillidir. Aile içinde de, annemin babamın yanında da,
onların hassas olduğu ve esneklik gösteremeyeceği konularda bile biraz sert, sokak
ağzı ile yorumlar yaptığım oluyor onların yanında. Gene daha biraz farklıdır.
Onun seyirci ile paylaşılması çok gerekmiyor. Ne sahnedeki espri anlayışını
günlük hayata taşımışımdır, çünkü o kendi içinde gelişen başka birisiniz. Ne
de dışarda çok fazla… İş döneminde arkadaşlarla çok ciddiyimdir. Yok benim
böyle bir eğilimim yok. Yıllar evvel mizah yaparak ilgi çekmekten vazgeçtim. Yeteri
kadar sahnede yapıyorum.
İşinle ilgili veya hayatında başka bir birimle ilgi yapmak istediğin birşey
var mı?
Sinema filmi yapmak istiyordum, yaptım ama birazcık daha aktif olmak isterdim.
Ben bahtsız bir dönemde meşhur olmuş bir insanım. Sinema ile ilgili çok daha faal
döenmlerde popüler olmuş birisi olsaydım. Kalitesini bilemem şu anda ama çok filim
yapmış olabilirdim. Öyle bir döneme denk gelmedi. Senede bir iki en fazla dört
büyük bütçeli filmlerin yapıldığı dönemde popüler olmuş biriyim. Popülerlik
kısmını bir kenara bırakırsak, hakikaten ben sinema filmi yapılması için çok
kapalı devre çalıştım. Filimi yazıp, bitirip çektikten sonra medyaya duyuruldu.
Daha önce hiç sinema filminde rol almamış insanlar seçildi. Ama 55 derece idi Bodrum,
çok iyi idi.
Filmin final sahnesinde çiçekleri doğrayıp, seni aldatan eşin geldi filmde.
Üzerine attın çiçekleri, bu kimin fikri idi?
Bu benim fikrim değil, yönetmenin fikri. Benim fikrim ikisini bağlıyordu. Beni aldatan
ile aldatılanı bağlıyordum. Yaklaşık 4, 5 saat öncesinde, basılma sahnesi
evvelsinde bizim üzerimize gaz döküp yakmak istiyordu ya… Benim fikrim o idi.
Tabii ki kendimi oynadım. Şuraya kamera kurulsa başka birisi gibi gülemezsiniz.
O filmde ben 27-28 yaşlarında birini oynadım. O rolü ne gerekiyorsa yaptım
açıkçası. Biz film yapmaya devam edeceğiz.
Sahnede bir tek koltuk ile bir şişe su var.
Allah kimsenin başına vermesin, çok zor iş, Allah kimsenin başına vermesin.Ben kendi
yaptığım işi tanımlayabilirim. Bu işe eğilim gösteren genç varsa eğer, bu
insanın kendisi ile çok ilgili birşey. Kendiniz nasılsanız gösteriniz de öyle
olacaktır. Ne kadar ustalıkla olursanız olun, başka biri gibi olmayın. Ortaya çıkan
siz olmayacaksınız. Bu da size başarı getirmeyecek. O nedenle kendiniz olduğunz zaman
bu tarz birşey yapıyorsanız başarı peşi sıra kendiliğinden gelir.
Sevgili Cem Yılmaz sana ve bu söyleşiye katkılarından dolayı sevgili Ümit
dandul'a teşekkür ediyor ayrıca sana mesleki hayatında başarılar diliyorum.
Cem Yılmaz; Çok sağolun.
Mustafa KÖKER / Londra
mustafa@ihlas.demon.co.uk
Ana Sayfa / Müzik / Sinema / Kitap / Tiyatro / Sergi / Fuarlar / MedyaLink
Radyo / TV / Dergibi Arşivi / Arama / Jenerik / Mesajlar / Yarışmalar |
|

"Usta bir çizgim yok"
"Ben çok başarılı
bir karikatürist değildim hayatımda. Çok usta bir çizgim yok."
|