d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• ELEŞTİRİ  

Bugün:

YAŞAR KURT

1968 İstanbul'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimimi İstanbul'da yaptı. 1990 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İktisat Fakültesine girdi, mezun olamadı. 1994 yılında ''Sokak Şarkıları'' albüm kaydını Almanya Köln'de gerçekleştirdi. Bu albüm Ada Müzik tarafından yayınlandı. 1994 - 1997 arasında Berlin, Ankara, Biclefeld, İzmir, Diyarbakır, Antalya, Erzurum, Antakya, Samsun, Karabük, Aydın, Foça, İstanbul vs. bir çok konser verdi. 1997 yılında ''Göndermeler'' adlı albümü İstanbul Aks Müzik tarafından yayınlandı. Şu anda Boğaziçi Müzik tarafından yayınlanmaktadır. 2002'de ''REFLEX'' adlı albümün kaydı İstanbul Güzel Sanat Sütüdyosunda gerçekleştirildi. Bu albümün yapımı Ağdaş Müzik tarafından üstlenildi. Kurt'un 1,5 yıllık stüdyo çalışmasından sonra oluşan Reflex albümü 1990 - 2000 arasında yaptığı parçalardan 9 şarkıyı içeriyor. http://www.yasarkurt.com

AJANDA
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, Kültür-Sanat'la ilgili etkinliklerinizi bize gönderin, "Dergibi Ajanda"da yayınlayalım!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


İnsan insanın Yaşar Kurt'u olsaydı...

Sadık YALSIZUÇANLAR
yalsizucanlar@hotmail.com

Doksanlı yılların ilk çeyreğinde yirmi yaşını idrak etmiş her üniversitelinin volkmeninde dönüp dururdu Yaşar Kurt.

'Hırsızlar dolaşıyor hırsızlar
para koyarlar cebine ruhunu çalarlar oğlum senin'
diye bağıran bu adamı doksanlı yıllar fena halde haklı çıkardı.

'Plastik bunlar
yaşamıyorlar
üstüne sürerler pisliklerini
artıklarını sarkıklarını
anasını satarlar melodinin melodinin melodinin melodinin dinin dinin dinin'
diye işaretlediği vehametle karşılaşmaktan kimse kendisini alıkoyamadı.
Kestirimlerini zamanın daima doğruladığı bir kahin gibiydi Yaşar Kurt.
Hani, 'ben size demiştim'cilerin ham bilgiçliği de yoktu üzerinde.
Sadece şarkı söylüyor, sadece, 'polisin geldiğini, polisin döndüğünü, polisin beyaz şapkalı olduğunu ve polisin ateş ettiğini' anlatıyordu.

Sadece şarkı söylüyordu ve 'orduya çağrıldığını/savaş çıkacağını/eline silah verildiğini/kendisine öldür denildiğini/yat denildiğini/kalk denildiğini/beyninin yenildiğini' anlatıyordu.
Annesine, 'Oyunu verme!' diye bağırıyordu
'oyunu verme! Oyuna gelme!'
İlk kez 'beyninin yenildiği'nden söz eden bir müzisyen çıkmıştı türkler arasından.

İlk kez, Ziya Gökalp'in, çocukken ufacıkken yerde bulduğu eriğe bakarak büyüklerin, 'bunu sen mi çaldın?' diye sorduğundan.

Ve ilk kez eriğin ardından koşma yürekliliği gösteriyordu bir şarkıcı.
Gidenlerin ardından koşmuştu Yaşar Kurt ve günler günleri kovalamış,
kendini yakalamıştı kaçarken...
Kendini yakalamıştı
koşarken
düşerken
kendini yakalamıştı.

Yaşar'ın tüm zamanların en güzel türkçe sözlü bu şarkısında olduğu gibi, Boğaziçi Müzik'çe çıkarılan iki albümündeki (Sokak Şarkıları, Göndermeler) bütün şarkılarda, böyle abuksubuk bir memlekette iç hayatıyla dış hayatının uyumunu arayan her doğru insanın başına gelmesi mukadder duygusal yaşantılar dile gelir.

(Leyla'sını okuduğu Muharrem Ertaş veya Toprak'ını yorumladığı Aşık Veysel gibi halis bir sanatçı Yaşar Kurt. Kamyonlar Kavun Taşır'ı ise, Külebi'nin rağmına nefis bir şarkıya dönüşebilmiş. Yaşar Kurt, merhum Cinuçen Tanrıkorur'un udu, Talip Özkan veya Yılmaz İpek'in bağlama denilen primitif enstrümanı, Deli Selim veya Mustafa Özgül'ün klarneti, Erkan Oğur'un perdesiz gitar veya çöğürü, Fazıl Say'ın piyanoyu, Hasan Cihat Örter'in gitarı dillendirdiği gibi kullanabiliyor gitarını)

Seksenli yılların ilk çeyreğinden itibaren güzide memleketimizde yaşanan çürüme kendini çarpıcı biçimde müzik alanında da dışavurdu.

Videoklip denilen ve uyruğu ingiltere olan şeyi türklerin keşfiyle birlikte bir gürültü ve kakafoniden ibaret hale geldi türk müziği.

Seksenli yılların talihsiz çocukları, müziği seyirlik bir malzeme olarak algılamaya başladılar.

Dört beş firma, müziği Yaşar Kurt'un o güzelim şarkısında anlattığı gibi iğrenç bir endüstriye dönüştürdü.

Müzik artık endüstriydi,şiir endüstri
şair endüstri...
Melodinin anasını satmışlardı patronlar.

Bu cahil, kabasaba, ruhsuz patronların firmalarınca pompalanan bir alay çığırtkan, müthiş bir ses kirliliğine yol açtı.
Bugün haftaya bir 'star'ın düştüğü müzik piyasası, müzikle piyasa kelimelerini de nikahlamış, ayrılmaya asla niyeti olmayan bir çift haline getirmiştir.

Güneydoğulu, 'dünyanın tüm kadınlarına saygı duyan', 'delikanlılığın kitabını yazan', 'aşıığh olsam' diye kuyruğuna basılmış gibi bas bas bağıran bir alay terbiyesiz tenor ile, nidüğü belirsiz imagemaker'ların birkaç fırça darbesiyle sunuma hazır hale getirdiği bed sesli evden kaçmış kızlar, popun yeşil versiyonunu üretmekte gecikmeyen bezirganlar, hep birlikte 'melodinin anasını satmak'la meşgul ve meşbu haldeler.

'Bu toprakların sesi' olarak nitelenen Sezen Aksu gibileri ise, bahsi geçen 'piyasa'nın layt Gueen'i olarak işi götürmekte ve (asla aşağılamıyorum, Müslüm Baba'nın seslendirdiği, artık günahlara tövbe etmek gerek' diye başlayan o ilahinin hatırına asla aşağılamayacağım) gidişatın arabesk dozunu artırma hususunda hayli gayret sarfetmekteler.

Modern zamanların Türk(iye) müziği, Yaşar Kurt'ları boğuyor kuşkusuz.
Şimdilerde pek sevmediği ülkesinden hayli uzakta yaşamaya mahkum edilmiş olan bu gerçekten şair, hakikaten müzisyen, doğru dürüst adam gibi iki üç adam daha olsaydı
İnsan insanın Yaşar Kurt'u olsaydı...
Kimbilir pek çok şey değişirdi

'Ne zaman geldin ruhum görmedim seni
Uçaktan atlarken unuttum galiba seni
Özledim
Sensiz yaşamaya alıştırdılar bizi ruhum'

sözlerine bakınca, ruhun değerine inanmış üç beş müzikçinin, üçbin beşbin şarlatan'ın yol açtığı kirliliği dağıtabileceğine inanmadan edemiyor insan.
Son olarak, Kukla adlı şarkısının sözleriyle başbaşa bırakıyorum sizleri:

'Kuklayım ben kuklayım
annem giydirdi beni
babam boyadı yüzümü
öğretmenler doldurdu içimi
herşeyi onlar öğretti
işe ne zaman gideceğimi
ne zaman işten çıkacağımı
kaç paraya çalışacağımı
onlar öğretti bana
kuklayım ben kuklayım
oyumu kime atacağımı
akşam kaçta yatacağımı
çişimi nereye yapacağımı
ne zaman güleceğimi
nereye gömüleceğimi
yalnız bir şeyi unuttu bunlar
ipler kimin elinde?
İpler kimin elinde?'

24 Eylül 2002

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |



BLOG DERGİBİ ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı Adı:
Parola:
Beni hatırla Yeni Üye Kaydı
Parolamı Unuttum
Oturumu Kapat
Blog Dergibi'ye giriş

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  E-Posta Grubu
  E-Kart
  Sohbet Odası
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Yüklemede bir sorunla karşılaşırsanız, buraya tıklayarak "toolbar"ı bilgisayarınıza indirip kurabilirsiniz.


Alexa Rating

Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir. - Eflatun

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Künye | Basın Odası | Reklam | Sponsorluk 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / GebzeRehberi.com / Yeni Şafak Bilişim / Sosyal İm / Flash Oyun / Nitro Model Hobby