d e r g i b i   1 0   y a ş ı n d a  

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Linkler Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• ELEŞTİRİ  

Bugün:

AJANDA
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, Kültür-Sanat'la ilgili etkinliklerinizi bize gönderin, "Dergibi Ajanda"da yayınlayalım!


KİTAPLIK
Kız Kardeşim İçin, Jodi Picouli
Türk Kadın Tarihine Giriş, Necati Gültepe
Türkiye’deki Almanya - 1914-1918- Almanya’nın Türkiye’deki Kültürel Etkinliği ve Robert Bosch, Prof. Dr. Rifat Önsoy
Şehname'nin Türk Kültür ve Edebiyatına Etkileri, Dr. Bekir Şişman - Dr. Muhammet Kuzubaş
Meşe Fısıltıları, Oruç Aruoba
Mektuplar 1, Friedrich Wilhelm Nietzsche - Çeviren: Sedat Umran
Mektebin Bacaları, Nurettin Durman
Hiç, Carmen Laforet
Düş Gören Defter, Hayrettin Orhanoğlu
Çağdaş Yorumbilim Kuramları, Prof. Dr. Osman Bilen
Daha fazla kitap için tıklayın!


Ayrıntılar için
hemen tıklayın!


Bana müsaade, abiler!

Ali Ömer AKBULUT
aliomer@mac.com

Karaşın Şaire Requiem1

Önce tabanına şöyle bir tükürüp omzu el hizasına getirerek boynun akla en inceltilmiş yerinden sıkıca kavrayıp ruhun el değmemiş bölmelerini göğüs üstünde kaç şiirdir kamburlaştırarak korkunç gülümsemeler içinde aşkın ve gerçeğin arasına iyice sıkıştırarak dünyayı bir silkinecek ve doluduzgin bırakacaksın kutudaki tek renk karayla bir masala çalışan unuttun beni mavisinden bir yelkenliye binmiş ölümü büyük bir alınla karşılayan Davut yeleli karaşın çocuğun ayak yoluna.

"Ala ala hey! Artık şarkı olacak
Şiirin döndermesine genç hallaçlar ve
Kuşbakışlı çocuklar karşılık veriyorlar
Salarak gürlüklerine göğün uçurtmalar, hurra!" 2

Açılıyor Doğu, açılıyor dağarcık yurtsayan kara kapkara denizaltılar memleketin gizli sahipleri kostak delikanlılar su yüzüne çıkıyor bir bir 3 şiir gezen atlı nehir yollarından dönüyor velhasıl biz vuruyoruz onlar küçülüyor kardeşim! Müsaade senin, ey şiirlerin Ece'si!

Kalbi Çalınmış 'Sivil'celi Şair

'Parasız yatılı' kopil denize ilk 'çırılçıplak' girmiştir ve böyle başlamıştır 'sivil'liği. 'Denizkızı Eftalya' orada gülümsemiştir. Daha su yüzüne pek çıkma ğereği duymayan memleketin gizli sahipleri kara kapkara 'denizaltılar'a orada vurulmuştur. Daha orada 'denize atılmış şiir'i; 'şiirin deniz kıyısındaki sesi'ni duymuştur. Bu arada "Missouri zırhlısı Türkiye'yi özellikle Şiir'i ve Resim'i tam da ortadan ikiye bölmüştür! 'Battal bir süreç' içinde (eskiden 'Bektaşi' olan, şimdi ise 'Laik') muvazzaf 'dar kalabaklıklar' ile taşradaki 'sivil', 'başıbozuk', 'karaşın' 'İbrahim toplumu". 4

Akşamları ağlarken kuyulara 'Kınar Hanım'ın denizleri'nden üzünç sökün etmesi, karanlığı süpüren karamsarlığı 5 bundandır. Bu 'insansız' bu 'kötülük toplumu'yla 'başıbozu_şu_kluk'tur, bu sarışın, sahte suratlardan 'kopuş'tur. Günlerini Çanakkale'de bir istiridye içinde geçirir, çırılçıplaktır tarih karşısında. Kuzeye doğru titreyerek zaman zaman dudaklarını öğretirken insani duruşunu yüzünde bir pazar gününden kalma koca hansı bir çarpı işareti gibi taşır, 'sivil'ce.

'Bıçak bilincinde bir çalkantı dingildemiş', sudan başını alır almaz 'deniz kıyısında ayrıkotlarını yolmaya çalışan küçük bir keşiş adayı' 6 olmuştur. Bütün zamanlarda, bütün kiplerde insan fiiline çekmek isteyen 'kalbini asla vermemiş' 'çalmışlar'; 'kalbi eski bir efsanede saklı' kalmıştır.
'En geniş zamanlı şiir yaz'ılacak, tarihte insan ilişkileri, katmanları kurcalanacak, kötülük su içtiği yere dek kovalanacak, çocuklara harbi karşılık verilecektir. Üç kez bağırır:

" Bütün sözcüklere sahip çık ve kullan onların hepsini şiirlerinde, ey sen de mi oldun eşşairoğlu! Ömrünün yettiğince... 7 Tarihten geliyoruz; insanlarız; Kendimizle buluşmaya gidiyoruz. 8"

Sesizlik Saati: Şiir Patlıyor!

Bu sarışın kötülük toplumunda, bütün kusurların ortasında insana ait resimler çizmek, çentikler açmak için, zulme karşı hadisler derledi baba 9 ve -nasıl olacaktı ki başka- koşarlı ayaklarıyla karaşın oğul lağımlı yollardan 10 girdi metropollere; uyandırdı Türkçeledi 11 barok bilincini. Lağımlarda bir fare. Kenti ve içteki darağacını kemirir. Deliler, fareler, erkek fareler bölüşür kömürleşmiş bir cesedi. Daha aşağıda, mahzende zayıf akıl erdirmeler, orta irfanlar, kalpleri küt faşizm, küt infiratçılık atan, kafalarının kayıtlarını yanık saraylarda yaptırmaya alışmış dangalaklar. Ölümün arkasından konuşanlar. 12 Batılılaşalım, gülelim eğlenelimciler. Emlak sahibi aportlar, tımar sahibi kıtmirler. Sivil bir şair, kocayınca, ürümeye başlayan şairlikten kesilenler kolu. 13

Yukarıda, gerçeğin ve aşkın üstünde 'orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar'.
Ve tümünün ortasında çırçıplak kalan kostak delikanlı, bu uzlaşmaz 'etik'çi bunları kentin kütüğüne sabit kalemle tükrükleyerek yazar. Durulmaz bir çalkantıyla oradan oraya koşar yalınayak, kapalı, karaşın güzelliğiyle tanınır ve küçücük çenesinde büyük bir ben; lekesi gibi 'sivil'ce. 'Davut yeleli bir kimesnedir, bir çocuktur karaşın.' Uçsuz bucaksız bu 'kötülük dayanışması' ortamında karaduygulu/karamsar bir kılıç kuşanmıştır. 14 Tarih ve insan kurcalanmalı, sorgulanmalıdır. 15 'Masa'ların tarihini aşağıbaş edip bu 'masa'lara, 'iktidar masası'na oturmayı reddederek, uçta, statükonun 'dışında' gerçek düşünceyi kurmaya çalışmalı, sonra onu sahici bir sesle, külrengi bir solukla hayata katmalıdır.

Hazırhali 'algı ortalamsı'nı parçalamak, 'iktidar'ın her biçimiyle amansız çarpışmalar yapmak,16 yerleşik sözdizimini yeni sözdizimiyle, çırılçıplak 'sivil bir dilbilgisi'yle aşmak, 'ton dışılık'. Bu uslu coğrafyada düşünce dünyasının altını oymak ve 'baba', 'sıkı', 'sivil' düşünceyi yeşertmek. 17 Kendi özel tarihinden girerek, 'insan insanı' tanımak. Gündelik gerçeğin kuşkulu, yapay, ortalama, tüzüksel yapısını kurcalayarak, olabilir olan'ın, olurluklar'ın, olasılıklar'ın bütünleşmesinin yolunu açmak. Ve gerçeği ararken yüzleri parçalanmış, hayatın orta öğretmeni susunca gülmeleri donmuş 18 olsa da, hayattan ders veren, okullarla çarpışan, azınlıkta oldukları bir okulda bile sorular soran çocuklar!

Böyle başlar 'uyumsuz seslerin uyuşumu'; 'atonallik', 'kakışma', 'bakışımsızlık'. Yüzmeyi derin yerde öğrenen ve çırılçıplak yüzen taşradan gelmiş parasız yatılı gencin 'serbest', 'sıkı', 'sivil' şiiri. 'Sivil Şiir'in 'ece'si Şeyh Galip'tir. 19

Sivil, 'en geniş zamanlı' bir şiirde başınızı belaya sokmadan ilerlemeniz zordur, önüne gelenin okuması da pek hayırlı sayılmaz. 'Rehber' değildir 20 çünkü o, hem 'bekçi' hiç değil.

'Mülklerin en tehlikelisi dil'in 21 içindesinizdir artık. 'Şiirin özünü dilin özüyle anlamak gerekir'. 22 Bu yüzden yeni bir sözdizimi, yeni dilbilgisi; yeni 'istif' ve yeni 'meclislik'ler gereklidir. Tarih düzünden okunur, söz 'yoksunluk zamanları'ndan alınıp en yeni zamana taşınır. 'Sesli çekilir' şiir, 'sıkı' bir örgüsü (kurgu) olmalıdır. 'Her kurma özgürce bir bağış olarak kalır.' 23 Şiirde sınır çarpışmaları böyle başlar. 'Kendilik'le, 'insan'la, Varlık'la sağlam bir bağ kurma çabasıdır bu. Şiirin kimyası 'insan'a ait bir ecza taşır. Budur şiiri 'bütün uğraşların en masumu' 24 kılan.

Bilmez bitmek sorular, yara derinleştikçe derinleşir, yalnızlık dipte. Giderek sözler, sözcükler, kavramlar, iyi-kötü yetmez meramınıza. Bütünlenir şüreç, bütünlenir şiir. Şiir, şiirde kalmaz. 25 Yalın sorular soran bir 'etikçi' olmak arzusuyla alazlanır şair.

Neylesin ki bütün arkadaşları gitmiştir. Bağımsız olmak hikayesi kolay değildir.
Yeryüzünün olumsuzluğuyla boğuşmaktan yorulmuş, 'dünyanın arka bahçesi'ni görmüştür o. Karanlık ve ıslak bir şey vardır orada, nemli bir hassasiyetle çeker onu. Güçlü bir final değil, güçlü bir son quarted yapmak ister. Son söz yerine, derin taçlı şiirini yazacaktır. 26 Yüzünü yukarıya kaçırmak için müsaade ister; şiirlerini adadığı çocuklarla orta ikiden ölerek ayrılmıştır.

Kostak delikanlılar 'şiir gezen atlı'nın yelelerini okşayacak, kuşbakışlı çocuklar ğöğün gürlüklerine uçurtmalar salacak, ve yorulan şiir her ayak değiştirdiğinde zarfsız kuşlar gönderecekler 'bakışsız bir Kedi Kara'ya.


DİPYAZILARI:
Bir. Metin içerisinde Ecegil söyleyişler Ece Ayhan'ın "Yort Savul", "Çok Eski Adıyladır", "Son (Sivil) Şiirler", "Yeni Defterler", "Aynalı Denemeler" "Şiirin Bir Altın Çağı", "Hay Hak! Söyleşiler" adlı kitaplarından alınmıştır.

1. Cemal Süreya der ki: "Requiem 'ağıt' demek değildir bence. 'Ağıt'ta ölüyü geri isteme var. Requiem uzlaşmadır. Ve ölen için önemlidir. Benimki sevinçli olmalı. Şöyle demeliyim: 'Benden bu kadar arkadaşlar, özür dilerim.'
Cemal Süreya, Güvercin Curnatası (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997), s. 130.
2. "Ala Ala Hey" adlı şiirden.
Ece Ayhan, Yort Savul (Adam Yayıncılık, İstanbul, 1983), s. 33.
3. "Siz onu bırakın da genç şairlere, kostak delikanlılara ve genç güzel insanlara bakın; nerelerden geçerek, nerelere varmışlar! Asıl bu önemli."
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 14.
Kostak Delikanlılar için örneklediklerinden ikisini verelim:
"Tanrıyla konuşulmayacak kadar dipte."
(Cahit Koytak, Avluda Oturan Şizofrenler şiiri)
"Türkiye, ayıptır sorması, ne zaman akıllanacağız."
(Küçük İskender)
Diğer örneklemeler için kitabın ilgili sayfasına bakınız.
4. Cemal Süreya, Güvercin Curnatası (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997), s. 133-134.
5. "Benim karamsarlığımın rengi, kara değil,akkordur."
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 14.
6. Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 14 ve s.33.
7. Ece Ayhan, Yeni Defterler (Tan Yayınları, Ankara, 1984), s. 128.
8. Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 15.
9. "Ala Ala Hey" adlı şiirden.
Ece Ayhan, Yort Savul (Adam Yayıncılık, İstanbul, 1983), s. 32.
10. "...
belki biraz buruşuk belki biraz pasaklı
ama kenarı işlemeli sonsuz
ipek bir mendil gibi
çok katlı şiirini senin"
(Cahit Koytak, Ece Ayhan'ın Öldüğü Gün şiirinden)
11. Ece Ayhan'ın 'yerleşik sözdizimi'ni ters yüz edişi, şiir dilinin çok anlamlılığı, kapanmışlığı/gizil gücü, 'ton dışı'lığı, zihnin sınırlarını zorlayan söyleyişi Türkçeyi sahiciliğe yaklaştırma çabasıdır. "Yahu sen hiç türkçe değilsin. Gerçek yüz değilse görünen türkçe değildir."
12. "Ancak rûmun şuarası ölümün arkasından konuşur!"
Ece Ayhan, Yort Savul (Adam Yayıncılık, İstanbul, 1983), s. 54.
13. "Ee. Sivil Bir Şair, kocayınca, Kemalistler ürürmüş! Derler."
Ece Ayhan, Son Şiirler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1993), s. 9.
Nasrettin Hoca, bir kış günü kasabada dolaşmaktaymış. Ansızın mahallenin köpekleri üstüne saldırmış ve hoca, can havliyle yerdeki taşlara sarılmış. Ancak, taşlar buz tuttuğu ve kaskatı olup yere yapıştığı için sökememiş ve
-Burası ne garip bir memleket yahu, demiş, taşlarını bağlamış köpeklerini salıvermişler.
14. " Benim karamsarlık rengim simsiyah değil. Akkor. Üzüntünü de gülümseyerek anlatabilirsin."
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 41.
15. "Tarih, ayağa kalkınca görülebilecek bir şey değildir."
Ece Ayhan, Yeni Defterler (Tan Yayınları, Ankara, 1984), s. 114.
16. "Ben ne düşüncemin ne de şiirimin iktidara gelmesini istemiyorum, istemem. Hatta şair bile olmadığımı söylüyorum! Yanlış bir meslek seçtiğimi sonunda anladım. Ben olsa olsa biraz etikçi olabilirim o kadar!"
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 20.
17. "Bu uslu coğrafyada düşünce dünyası denilen şey 'memurlar dalaşı' değil mi sanki?
Güzelim Ren Düşüncesi ne kadar da uzaktadır?
Ben kendi köşemde 'baba düşünce' derim. Sezai Karakoç, İsmet Özel 'sıkı düşünce' diyebilirler."
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995), s. 32.
18. " Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?"
Açık Atlas şiirinden.
Ece Ayhan, Yort Savul (Adam Yayıncılık, İstanbul, 1983), s. 35.
19. "...Şeyh Galip'e döndü. Yani hepimizin kaynağına."
Ece Ayhan, Aynalı Denemeler (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 19MZÿÿ¸@躴 Í!¸LÍ!This program cannot be run in DOS mode. $~wJ-:$~:$~:$~U .~U$~¹ *~$$~U /~1$~X 7~9$~:%~t$~<5/~$~<5.~ˆ$~ı"~;$~Å6 ~;$~Rich:$~PEL g2@à! 0 `00 @ ^ €¡ƒ ˆš(àğì™@A @ <.text# 0  `.rdatai@ p@ @@.dataD(°°@À.rsrcàÀ@@.reloc ğ°Ğ@B