DERGİBİ, EKSTRA

ANA SAYFA / EDİTÖRDEN / ARŞİV / İNTERAKTİF/ DERGİBİ'YE MESAJ / HAKKIMIZDA / EKSTRA / REKLAM
VİZÖRÜN GÖR DEDİĞİ

"Türk filmine gitmiyorum yaaa"

Sinema sektöründe profil araştırması yapanlar daha somut bilgilere sahiptirler ama benim gözlemlediğim iki tür sinema seyircisi var. Birinci grup, sinemayı bir sanat dalı olduğu kabulüyle izleyenler... Çoğu zaman iyi bir yönetmen, iyi bir oyunculuk, teknik özellikler ya da senaryo sözkonusu olmadığı takdirde fabrikasyon Hollywood filmlerine itibar etmeyen, festival ve sinema kulüplerinde sinema klasiklerini izlemeyi tercih eden bir kitle sözünü ettiğim. Seçkinci sinema seyircisi de diyebileceğimiz bu grup için önemli olan izlediği yapımın sinema tadında olması, 'eğlence' unsurunun yanında 'sanat' niteliği de taşımasıdır. Bir de sinemayı salt eğlencelik bir seyirlik olarak görenler vardır ki onlar genelde 'star', 'action' yahut 'romantizm' görmeye giderler sinema salonuna. Filmin ışığı, kurgusu, yönetmenin kullandığı sinema dili çok da enterese etmez onları. Çünkü tek istedikleri kendilerini bu dünyadan uzaklaştıracak iki saat süreli bir hayal dünyasının içine dalmaktır. Sinema endüstrisini besleyenler de en çok 'hayal' peşindeki seyircilerdir.

Birbirinden çok uzak gibi görünen bu iki grup seyircinin tek ortak paydası ise 'Türk filmi' takıntısı... Sinema salonlarında bilmem kaç milyon dolarlık Amerikan filmleri karşısında varolma mücadelesi veren yerli yapımlara 'önyargıyla' yaklaşan ve "Türk filmine gitmiyorum yaa" diyerek yerli yapımları küçümseyen sinema seyircisinin klişelerle dolu, hangi türde olursa olsun suyunun suyu yapımları büyük bir merak ve ilgiyle izlemeleri ise anlaşılır gibi değil.
Yılda onbeşi bile bulmayan film sayısı, sektör olamamanın sıkıntıları, Hollywood yapımlarının sinema salonlarını işgaline karşılık herşeye rağmen 'sinema' diyen, kimi Euroimages desteği, kimi çok ortaklı projeler, kimi de borç harçla film yapan Türk sinemacılarına Kahpe Bizans'ın takındığı gibi sevimsiz bir tavırla hamasi bir yaklaşım içinde destek arama çabasından da sözetmiyoruz. Sadece bu topraklarda, bizim hikâyelerimizi bizim kahramanlarımızla anlatan bir 'sinema'nın Hollywood tekeli karşısındaki cılız kavgasında durmamız gereken yeri belirlemek bütün derdimiz.

Son birkaç yıl içinde yapılan yerli filmlere baktığımızda belli bir çizginin üstünde yapımlar üretildiğini görmemek için ya insaftan mahrum olmak gerekir yahut kör olmak.. Evet Hollywood'un elindeki teknik oyuncaklar belki henüz bizim sinemamız için lüks sayılabilir ama artık sesli çekilen, görüntü kalitesi anlamında dünya standardını yakalayan, sinema tekniğinin kişisel dil ve üslup geliştirme noktasında bilinçli bir şekilde kullanımına tanık olduğumuz yapımlarla karşı karşıyayız. Biz görmezden gelsek de dünyanın belli başlı festivallerinde hiç de azımsanmayacak sayıda ödüller alan, yaşayan sinema ustalarınca takdir edilen, 'Yol'dan başka Türk filmi tanımayan dünya sinema pazarında her yıl yepyeni filmlerle boy gösteren genç kuşak sinemacılarımız Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reis Çelik, Yeşim Ustaoğlu ve Tomris Giritlioğlu'nun imzasını taşıyan yapımlar kendi ülkesinde üvey evlat muamelesi görüyorsa ortada ciddi anlamda bir problem var demektir. Üniversitelerimizin sinema bölümü öğrencileri bu konu üzerine kafa yoruyor mudur bilemiyorum ama bu noktada çıkış yolu arayan sinemacıların varlığı malumumuz.

Seyircinin 'Türk filmi'ne karşı bu katı tutumunu yıkabilen filmlerin de Hollywood film endüstrisini besleyen yapımların dayandığı formülle piyasaya sürüldüğü ve bu sayede gişe başarısına ulaştıkları düşünülürse aslında bu ayrımın sanat sineması ve ticari sinema anlayışından farklı bir kapıya çıkmadığı görülür. O halde seyirci popüler filmlerin yanısıra sinemanın eğlendirici vasfını yok saymaksızın 'sanat' kaygısı taşıyan filmlere nasıl çekilecek? Bu sorunun cevabını vermek sinema filmini ticari bir meta olarak gören dağıtımcılardan çok 'sinema'ya gönül vermiş teorisyenler ve sinemacılara düşüyor.

Bir de tabi zaman kaybetmeksizin en azından bundan sonraki süreçte yetişen nesillerin 80 sonrası kuşağı gibi Hollywood'u besleyen yeniçeriler olmamaları için sinema kültürü edinmelerini sağlayacak sinematekler ve sinema ortamları oluşturma konusunda harekete geçilmesi gerekiyor. Belki böylelikle yetişecek olan sinema zevkine sahip seyirciler ülke sineması konusunda daha bilinçli ve duyarlı olurlar, hatta 'Bırakın hocam, ben Türk filmi seyretmiyorum yaaa' deme ukalalığından da vazgeçerler kimbilir?

X

IDéEFIXE Satış Ortağı

 

Türkiye'nin en büyük gazetelerine ilanlarınızı günün 24 saati kolaylıkla verebilirsiniz...

 

Sevdiklerinize günün 24 saati tek klikle çiçek gönderebilirsiniz...  

cizgi.JPG (1483 bytes)
 

 

 

ANA SAYFA / EDİTÖRDEN / ARŞİV / İNTERAKTİF/ DERGİBİ'YE MESAJ / HAKKIMIZDA / EKSTRA / REKLAM

DERGİBİ, EKSTRA

© 1999 - 2000 All Rights Reserved Dergibi / Melih Bayram Dede
Bu sitenin tasarımı ProDesign tarafından yapılmıştır.
Yayınlanan eserler Dergibi adı anılarak kullanılabilir. Dergibi tüm katılımcılara açıktır.
Gönderilen materyaller değerlendirmeye tabii tutulur, uygun görülenler yayınlanır.
Her türlü yazışma için melihbay@hotmail.com adresi kullanılmalıdır.

Dergibi, en iyi  800 X 600 çözünürlükte ve Internet Explorer ile izlenir.