DERGİBİ, EKSTRA

ANA SAYFA / EDİTÖRDEN / ARŞİV / İNTERAKTİF/ DERGİBİ'YE MESAJ / HAKKIMIZDA / EKSTRA / REKLAM
Gülcan Tezcan

Hasankeyf, politik hesaplara kurban edilemez!


Türkiye'de bir cinayet işleniyor. Bizden sonraya bırakacak çok şeyimiz yok... Bizden öncekilerden bugüne kalanları da gözümüzü bile kırpmadan tarihe gömüyoruz. Tüm dünyanın gözleri önünde Anadolu'nun kültürel mirasının en görkemli parçaları sular altında kalıyor. Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi'nin (GAP) bir parçası olarak yapım sürecinde olan Ilısu ve Karkamış barajları Hasankeyf'teki binlerce yıllık tarihi kalıntıların, kökü Asur medeniyetine kadar uzanan bir kültürün, Selçuklular döneminden kalan muhteşem eserlerin yok olmasına neden olacak. Belkıs Harabeleri gibi gözden çıkarılan medeniyetler başkenti Hasankeyf de kendini sulara gömecek baraj inşaatının yapımını bekliyor.

Devlet, GAP konusundaki kararlılığından hiçbir biçimde geri adım atmıyor. Proje'nin en büyük barajlarından biri olacağı söylenen Ilısu Barajı'nın yapımı sadece bölgenin kalkınması açısından önem taşımıyor. Türkiye'nin Dicle'nin suyunu elinde tutarak komşu ülkelere karşı kazanacağı üstünlük ve güç de projeye ilişkin yapılan siyasi hesapların daha önemli bir boyutu.
Buna karşın Ilısu barajının yeniden projelendirilerek tarihi dokuya zarar vermeden yapılabilmesi de mümkün. Devletin yeniden projelendirilmeye yanaşmamasına rağmen projeye destek veren ülkelerin kredileri durdurması Hasankeyf için umutları artırıyor. Güçlü bir kamuoyu desteği ve toplumsal baskı ile belki de Hasankeyf, Belkıs Harabeleri'yle aynı kaderi paylaşmak zorunda kalmayacak.

Ancak yabancı basının, çevre örgütlerinin bile duyarsız kalmadığı kültür katliamını medyanın da şaşılacak -bir o kadar da alkışlanacak- desteğiyle adım adım izleyen ülkem insanları ise sessizliğini koruyor. Hasankeyf Gönüllüleri, Tarih Vakfı ve avukat Murat Cano dışında ciddi girişimlerde bulunan yok gibi...

Belkıs Harabeleri konusunda yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'in girişimi bunca karamsar tablo içinde umut verici... On gün ek süre karşısında çaresizlik içinde zamanla yarışan arkeologların çabaları ise ayakta alkışlanmaya değer...

Geçmişten günümüze

1932 yılında Hasankeyf'teki tarihi eserleri inceleyen Fransız ilim adamı Albert Gabriel -ki bu tarihi eserleri böylesine titizlikle inceleyen ikinci bir bilim adamı henüz yoktur- ilgili bakanlığa takdim ettiği raporda ve daha sonra kaleme aldığı makalede eserlerin hiç olmazsa o zamanki durumlarının muhafazası için baçı tekliflerde bulunur. Ezerlerin tarih mevkii olarak tespit edilmesinin uygun olacağını söyledikten sonra buraya aklı başında bir usta ile bir kaç işçinin gönderilmesini teklif eder. Ne yazık ki, araştırmalarından dolayı kendisine gerçekten çok şöy borçlu olduğumuz Gabriel'in bu teklifine uyulmadığı için Hasankeyf günümüze ekadar daha fazla harab olmaya devam ederek gelmiştir.

Hasankeyf'in yaşadığı ilk tehdit değil Ilısu Barajı. Bundan önce de 1967 yılında bir kültür katliamı yaşadı asırlık başkent. O yıl devlet, mağaralarda yaşayan vatandaşlara iskan evleri yapma bahanesiyle birçok tarihi izi ve harabeyi malesef yok etti. Yeni şehir adeta tarih temelleri üzerine bina edildi. Gabriel'in tespit etme imekanı bulduğu tarihi izler ve harabeler üzerinde bugün bölge insanının sosyal ihtiyacına cevap vermeyen, tarihi yok etmenin ezikliği içerisinde olan küçücük evler yükselmektedir. Keşke devlet, yapılan teklifleri gözardı edip bu tarihi eserleri korumadığı gibi yıkmasaydı da... Ama olmuş bitmiş bir kültür faciasına karşı bu temenni ne ifade edecek?

Hasankeyf, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 14.04.1978 gün ve A-1105 sayılı kararı ile Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edildi. Bölgede bulunan 22 adet yapı A-2767 sayılı kararla tescil edilmiş durumda. 1981 yılında ise Kültür Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Gayrimenkul Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından Hasankey'teki tarihi eserler, 13.03.1981 gün ve A-2767 kararıyla koruma altına alındı. Ancak bu tarihten günümüze koruma adına bir çalışma yapılmadı. Eserler kendi halinde harap olmaya devam etti.

Daha sonraki yıllarda Hasankeyf'in bazı ülkeseverlerin dikkatini çekmesi ve çeşitli televizyon programlarına konu olması ile yeniden, ilim çevrelerinin de ilgisini çektiği gibi basının da sahip çıkması neticesini verdi. Böylece Hasankeyf, uzun zamandır bulunduğu "üvey evlat" durumundan kurtulmaya başladı. Arkasından Kültür Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü buraya uzmanlar göndererek incelemelerde bulundular. 1989-1991 Yılları arasında, Kültür Bakanlığı tarafından Prof. Dr. Oluş Arık başkanlığında ve Prof. Metin Ahunbay yönetiminde arkeolojik kazılara başlandı. Kazılardan çıkan bulgular kazı evinde yapılan temizleme ve kasalama yöntemiyle envantere ! alındı.


Tarih sular altında kalıyor

Türkiye'de yapımı biten ya da halen süren toplam 298 baraj, 10 bin arkeolojik yerleşimi su altında bırakacak. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, 'Baraj İzleme Komitesi'ni hayata geçirmek için kolları sıvadı

Aslı KAYABAL

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Türkiye'de faal barajların yanı sıra yapımı süren 100'ü aşkın barajın da aktif hale gelmesiyle Belçika'nın altıda biri kadar bir alanın ve bu alan üzerindeki 10 bin kadar arkeolojik yerleşmenin su altında kalacağını açıkladı. Yapımı biten ve halen sürmekte olan toplam 298 baraj bölgesi alanının ancak 25'i, bunların da yalnız beşi kapsamlı olarak araştırılabildi.

Arazi teşkilatı kurulmadı

ABD'de Dünya Baraj Komisyonu (World Commission of Dam) toplantısında "Türkiye'deki Baraj Projeleri ve Kültürel Miras" konulu bir bildiri sunan Özdoğan, "Türkiye'de 193 baraj 3300 kilometrekarelik alanı su altında tutuyor. Yapımı süren 105 baraj ise 667 kilometrekarelik alanı su altında bırakacak. Halen projesi hazır 47 baraj ile projesi hazırlanmakta olan 47 baraj ise 750 ve 400 kilometrekarelik alanları su altında bırakacak" dedi.
Türkiye'de bütün dünya ülkelerinde mevcut arazi teşkilatının olmaması, sorunu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu konuda Özdoğan "Bu barajların yapılacağı 35 yıldır biliniyordu. Sistem hatalı. DSİ görevini yapıyor. Tıkanıklık Kültür Bakanlığı'nda yaşanıyor. Çünkü bütün baraj projeleri ilgili bakanlıktan geçiyor. DSİ'ye geç başvuru yapıldığı için kurtarma kazıları da geç başlatılıyor" diyor.

Kültür envanteri yok

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan şöyle devam ediyor: "Türkiye'nin kültür envanteri yok. Tescilli 3000 arkeolojik yerleşmenin varlığı biliniyor, oysa bu rakam Macaristan'da 96 bin. Kültür Bakanlığı arkeolojik araştırmaların seyri konusunda ilgili müzeleri görevlendiriyor. Ama Türkiye'nin kültür envanteri tamamlanmadığı için, ellerinde tescilli eser listesi olmayan müze müdüriyetleri Hasankeyf'in de içinde yer aldığı Ilısu örneğinde olduğu gibi, 'bu alanda arkeolojik ören yeri yoktur' diye rapor yazıyor. İşte sorun burada düğümleniyor!"

1960'lı yıllara kadar arazi teşkilatı anlayışı dünyada da yoktu. Ancak Türkiye 1968 - 1974 yılları arasında gerçekleşen Keban Barajı projesi ile bu konuda önderlik yapmasına karşın, bu alanda bir model geliştiremedi.

Özdoğan, şimdi Türkiye'nin de diğer dünya ülkeleri gibi baraj projeleri konusunda hassas davranması için kolları sıvadı. Bu amaçla Dünya Arkeoloji Konseyi veya Avrupa Arkeologlar Birliği bünyesinde faaliyet gösterecek "Barajları İzleme Komitesiöni hayata geçirmeye çalışıyor.

Malta Sözleşmesi

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, "Türkiye'de olay, barajın göl alanı olarak görülüyor. Oysa en büyük tahribat göl alanı dışında odaklanıyor. Baraj çevresi gözardı ediliyor. Bu süreçte suyun belli bir eğimde akması gerektiğinden arazi tesviye ediliyor. Böylece höyükler ve arkeolojik yerleşmeler de tesviye ediliyor. Sadece akarsu kültürleri değil ova kültürleri de yok oluyor" diyor.
Özdoğan, Türkiye'nin uluslararası bir anlaşma olan Malta Sözleşmesi'ni imzaladığını, bu anlaşmanın 14 Ağustos 1999'da parlamentodan geçerek yasalaştığını hatırlatarak şöyle devam ediyor: "Bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler her türlü yeni yatırım söz konusu olduğunda, ilgili bölgede arkeolojik araştırmaların yapılması ve belgelenmesi için söz verir. Bu araştırmaların maliyeti ise yatırımcı kuruluşa aittir. Baraj bölgelerinin proje aşamasından itibaren arkeoloji heyetleri tarafından taranması gerekir. Malta Sözleşmesi de zaten bunu öngörüyor."

18 Mayıs 2000 Milliyet 2000


Hasankeyf'i kurtarmak

Tarih Vakfı'nın 18 - 21 Mayıs tarihleri arasında düzenlediği Mardin İnceleme gezisi ve 19 Mayıs günü açılışını yaptığı "Taşın ve İnancın Şiiri Mardin" adlı serginin ardından, bölgenin iki önemli tarihi merkezi için kampanya başlatıldı. Midyat'ın sit alanı ilan edilmesi ve yapılacak olan baraj nedeniyle sular altında kalacak olan Hasankeyf'in kurtarılması amacıyla başlatılan kampanyanın ilk imzacıları İTÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Atilla Yücel, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Prof. Dr. Ayşe Erzan ve Prof. Dr. Yıldız Sey'in de dahil olduğu Mardin inceleme gezisine katılan 35 kişi oldu. "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na" yazılan dilekçede şu ifadelere yer verildi:

Sivil örgütlere çağrı

"Bizler Tarih Vakfı tarafından Mardin ve yöresine düzenlenen inceleme gezisine katılmış, aşağıda imzası bulunan kişiler, insanlık kültür mirasının parçası olan Midyat ve Hasankeyf'in bizden sonraki kuşaklara korunarak aktarılabilmesinin hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Bunu olanaklı kılmak için Midyat'ın ivedilikle sit alanı ilan edilmesini diliyoruz. Hasankeyf'in sular altında kalmasını engellemek için gerekli teknik çözümlerin ve mevcut projelerdeki değişikliklerin yapılması, bu doğrultuda Mühendis Odaları, üniversiteler ve özel teknik kuruluşlardan yardım alınması gereği üzerinde önemle duruyoruz. Her iki konuya hak ettiği hassasiyetin tarafınızdan gösterilmesini saygılarımızla arz ediyoruz."
Kampanyaya katılmak ya da bilgi almak isteyenler, tarihvakfi@tarihvakfi.org.tr aracılığıyla düşüncelerini paylaşabilir, isim ve e - mail adreslerini bildirerek kampanyaya katılabilirler.

Bilgi için Tarih Vakfı
Tel: 0 212 233 21 61,
Faks: 0 212 234 32 90
www.tarihvakfi.org.tr

27 Mayıs 2000 Milliyet



Belkıs, Halfeti, Hasankeyf

İsmet Berkan
ismet.berkan@radikal.com.tr

Diyarbakır'dan karayoluyla Batman'a ve oradan da Midyat'a doğru giderseniz yolda birkaç kez Dicle Nehri'yle karşılaşırsınız.
Dicle'yi geçişlerinizden biri Selçuklular'dan kalma çok önemli bir mimari eserin yanından olur: Malabadi Köprüsü.
Dicle'yi bir de Hasankeyf'te geçersiniz. Burada da Selçuklular'dan kalma bir köprü vardır ama bu köprü, Malabadi'nin aksine yıkıktır. Köprünün ayakları Dicle'nin üstünde olanca görkemiyle durmakta, tam karşı kıyıda duvar gibi yükselen tepeye, o tepenin üstündeki burçlara ve hemen oracıktaki yıkık caminin minaresine bekçilik etmektedir.
60'lı yıllarda bu karayolundan bir cumhurbaşkanı da geçmişti: Cevdet Sunay. Hasankeyf'e vardığında ahali onu yolda karşılayınca Sunay şaşırdı: "Bu kadar insan nereden çıktınız siz? Nerede yaşıyorsunuz?" Halk cevap verdi: "Mağaralarda..."
Hasankeyf'i görmemiş insanlara bunu anlatmak çok zor. Bölgenin özel toprak dokusu, dağı oymayı, içinde evler, odalar ve hatta kale yapmayı kolaylaştırıyor. Nitekim Dicle kenarındaki eski kale ve o kalenin iç yapıları inşa edilmemiş, dağın oyulmasıyla yapılmış. Kalenin hemen ardında da dağdan oyma köy evleri var. Göreme gibi yani.
Ama Sunay bunları ne bilsin, mağarada yaşayan insanları duyunca "Ne" diye kükredi cumhurbaşkanı, "Bu devirde mağarada insan mı yaşarmış. Hemen buralara devlet ev yapsın."
O an Sunay Anadolu'nun tarihi mirasına, yapılmış en büyük hasarı verdiğini bilmiyordu. Birkaç ay sonra buldozerler geldi, nehir kıyısından biraz ilerideki düzlükte yer alan eski kervansaray kalıntısını sildi süpürdü, oraya 'deprem konutları' tipi çirkin ve kullanışsız yapılar yaptı gitti.
Halk bu evlere girmemekte direnince Hasankeyf'e bir de jandarma karakolu kuruldu. Jandarma uzun yıllar boyunca eski mağarasına kaçan insanları yakalayıp zorla evlerine tıktı. Halbuki mağaralar yazın serin, kışın sıcaktı. Deprem konutları ise yazın sıcak, kışın soğuk oluyordu. Hayvanları barındıracak yer yoktu vs.
Şimdi Hasankeyf kaderine razı olmuş, son 20 yıldır sular altında kalacağı günü bekliyor. Ilısu Barajı Hasankeyf'i yutacak. Bunca yıldır verilen çaba yetmedi. Çünkü Türkiye'nin elektriğe de ihtiyacı var. Barajın su seviyesi 20 metre düşürülse Hasankeyf kurtulacaktı, olmadı.
Geçen yaz, tam da bugünlerde sular altında kalacak olan Halfeti'ye gittim. Halfeti, Fırat kıyısında bir vadiye kurulmuş, cennet gibi bir yer. Bir ay içinde yok olacak. Onu da Birecik Barajı yutacak.
Aynı baraj bir de Türkiye topraklarında kazılan en zengin arkeolojik alanı yutacak: Belkıs harabeleri. Belkıs, tam barajın dibinde.
80 yıllık cumhuriyetin yapamadığı 10 güne 15 güne sığdırılmak isteniyor. Değerine paha biçilemeyen mozaikler kurtarılmaya çalışılıyor.

* * *

15 yıl önce GAP projesi nedeniyle bölgeyi karış karış gezerken orada
çalışan arkeologlarla da uzun uzun konuşmuştum. ODTÜ'den ve İstanbul Üniversitesi'nden ekipler çalışıyordu. Hasankeyf'i Dil Tarih Coğrafya'dan Prof. Dr. Oluş Arık 20 yıldır kazıyordu.

Arkeolojik kalıntı alanı olarak işaretlenmiş ama içine bile bakılamamış yüzlerce nokta vardı ODTÜ'nün haritasının üstünde. İlgisizlikten ve parasızlıktan yakınıyorlardı. Yakınmalar hâlâ aynı, çünkü bütçeden kazı çalışmalarına ayrılan pay hâlâ artmadı.

Zaten bilmediğimz, merak dahi etmediğimiz tarihimizi sular altına gömüyoruz. Kuşkusuz enerjiye de ihtiyacımız var ama kültürel zenginliklere yok mu peki? Hiç değilse kurtarma kazılarına daha çok kaynak ayıramaz mıydık?
Her işimizi Cevdet Sunay usulü yürütmek zorunda mıyız? Daha incelikli yöntemler bulamaz mıyız? GAP İdaresi'nin Halfeti'de yürüttüğü çalışmanın benzerlerini yaygınlaştıramaz mıyız?

6 Haziran 2000
Radikal


Belkıs'ın son 10 günü

Cumhurbaşkanı Sezer'in müdahalesiyle Birecik Barajı'nın suları altında kalmaktan 10 günlüğüne kurtulan antik Zeugma'da (Belkıs Harabeleri) kazı çalışmaları sürüyor. Dünya basını da gelişmeleri yakından izlerken, Zeugma'ya geniş yer veren ABD'nin haftalık dergisi New York Times Magazine, "Freskler 2000 yıl önceki parlaklığını koruyor" dedi. Bir aylık ertelemenin bedeli ise 30 milyon dolar tutuyor.

6 Haziran 2000
Radikal


Zeugma ve Hasankeyf'i kurtarmak

Tebrikler Sayın Cumhurbaşkanım, sizi Zeugma (Belkıs) antik kentinin baraj suları altında kalmasını engellediğiniz için can-ı gönülden kutluyoruz. Ülkesinde her olup biteni izleyen, her konuda duyarlı bir "Cumhurbaşkanı" örneği verdiniz, binlerce teşekkür.

Bugüne kadar sanat tarihçilerin, sanata kültüre duyarlı kuruluşların, vatandaşların çabası karşılıksız kalmış, tam ümit kesilmişti ki Hızır gibi yetiştiniz. Yalnız yine de önemli bir eksik var;
Kentin baraj suları altında kalması şimdilik sadece 10 gün geciktirilmiş durumda ki bu kesinlikle yeterli bir zaman değil. Lütfen düşünün, 10 gün sizin özel eşyalarınızın Köşk'e taşınması için bile yeterli bir zaman değil. Enerji Bakanı Ersümer "Baraj inşaatını yapan firma tazminat istemiyoruz derse bu süre uzatılabilir" demiş. Oysa Zeugma'yı iyi bilen bilim adamları buranın son derece değerli bir antik kent, yapılanın ise çok büyük bir hata olduğunu söylüyorlar. Bakanlar Kurulu'nun acilen karar alması ve gerekiyorsa firmaya aylık 30 milyon dolar tazminatı vererek, çalışmalara hiç değilse bir iki ay zaman kazandırması zorunluluğu var. Türkiye'de ne 60 milyon dolarları yolsuzluklarla yitirdik de sesimiz çıkmadı. Böyle bir değer için harcamışız çok mu? Lütfen hükümetin bu kararı alması için de ilginizi esirgemeyin..

Güneydoğu Anadolu Kalkınma Planının (GAP) bir parçası olarak yapım sürecinde olan Ilısu ve Karkamış barajları da benzer şekilde Hasankeyf'teki binlerce yıllık tarihi kalıntıların, kökü Asur medeniyetine kadar uzanan bir kültürün, Selçuklular döneminden kalan muhteşem eserlerin yok olmasına neden olacak.

3 bin yıllık tarih sular altında

Hasankeyf'in önemini 1960'lı yılların sonunda fark ederek oraya koşan ve arkadaşlarıyla birlikte tarihi eserleri kurtarmaya çalışan Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Oluş Arık bakın ne diyor;
"Bu bölgede ilk büyük felâket devlet eliyle 1964 yılında oldu. Türkiye-Irak-Suriye transit yolu yapılırken muteahhit kimseye sormadan güzergâhı harabelerin içinden geçirdi. Anıtlar, harabeler mahvoldu.

1974'te Cevdet Sunay burayı ziyaret ettiğinde halkı, aslında bir sığınak gibi sıcaktan koruyan mağaralarda yaşıyor görünce "Hemen evler yapın" diye emir verdi. Kötü, çirkin ve mağaralardan daha rahatsız evler yaparak atık sularıyla, foseptik kazılarıyla kalıntılara zarar verdiler. 1978'de önemi farkedilerek SİT alanı ilan edildikten kısa süre sonra, başka kurumlar buraya Ilısu Barajı yapılması için karar aldılar. Sn. Özal'a 50-70 yıllık ömrü olan baraj için 2-3 bin yıllık tarihi yok etmeyin dediğimde "Yapmak zorundayız" cevabını verdi. O günden sonra biz kişisel çabalarımızla eserleri kurtarmaya ve ciddi bir Kurtarma Projesinin önemini anlatmaya giriştik."

1998 de Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın büyük bir ödenek sağlamasıyla Hasankeyf'te bir Ortaçağ Şehir Merkezi'nin ortaya çıkarıldığını söyleyen Prof. Arık "86'danberi çalışma yapmamıza rağmen henüz Hasankeyf'teki değerlerin üçte birini hiç görmedik" diyor.

Prof. Oluş Arık ve kültür varlıklarını kurtarmak için Bakanlık'la birlikte çalışan ODTÜ TAÇDAM'dan Doç. Dr. Numan Tuna Hasankeyf'te başlanacak barajlar için "Aslında yapılmaması gerekir ama mademki yapılmaları bölge kalkınması açısından bu kadar önemli o zaman maksimum sayıda eser kurtarılıp, geri kalanlar için de kusursuz bir belgeleme yapmak şart. Bu da verilen zamanda imkânsız" diyorlar.
Tarihimizi, kültürümüzü korumak için gereken tek şey zaman, bunu lütfen sağlayın Sn Sezer!

6 Haziran 2000 Ruhat Mengi
Sabah Gazetesi

BU SAYFADA

Tarih sular altında kalıyor

Hasankeyf'i kurtarmak / Tarih Vakfı

Belkıs, Halfeti, Hasankeyf/ İsmet Berkan

Belkıs'ın son 10 günü

Zeugma ve Hasankeyf'i kurtarmak / Ruhat Mengi

IDéEFIXE Satış Ortağı

 

Türkiye'nin en büyük gazetelerine ilanlarınızı günün 24 saati kolaylıkla verebilirsiniz...

 

Sevdiklerinize günün 24 saati tek klikle çiçek gönderebilirsiniz...  

cizgi.JPG (1483 bytes)
 

 

 

ANA SAYFA / EDİTÖRDEN / ARŞİV / İNTERAKTİF/ DERGİBİ'YE MESAJ / HAKKIMIZDA / EKSTRA / REKLAM

DERGİBİ, EKSTRA

© 1999 - 2000 All Rights Reserved Dergibi / Melih Bayram Dede
Bu sitenin tasarımı ProDesign tarafından yapılmıştır.
Yayınlanan eserler Dergibi adı anılarak kullanılabilir. Dergibi tüm katılımcılara açıktır.
Gönderilen materyaller değerlendirmeye tabii tutulur, uygun görülenler yayınlanır.
Her türlü yazışma için melihbay@hotmail.com adresi kullanılmalıdır.

Dergibi, en iyi  800 X 600 çözünürlükte ve Internet Explorer ile izlenir.