|
Kalbi Olmayan Adam
Radyodan bir ses yankılanıyor, davudi bir ses bir şiir okuyor. Dinleyen adam dalıp
dalıp gidiyor. Düşünüyor gibi yapıyor kafa sallıyor. Duruyor boşluğa saplıyor
gözlerini. Yitik bir şeyi arıyor, silik bir şeyin netleşmesini bekliyor. Bulutlar
içinde yağmur , yağmurlar içinde bereket bekliyor. Her satırdan bir kelime alıyor
doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyor. İçinde "Kalbi sökülmüş
çağın" diye bir satırın geçtiği mısra geçiyor şiirler içinde bir yerde.
Bu cümle takılıyor diline tekrar edip duruyor. "Kalbi sökülmüş çağın"
takılıyor diline, gayri ihtiyari, kalbini yokluyor. Eli buz gibi yokluğa değiyor.
Üşüyor titriyor, irkiliyor. Koskoca bir yok, yada soğuk bir yokluk. Bir daha, bir daha
yokluyor kalbini, yine aynı soğukluk ve yine aynı yokluk. Kalpsiz bir adam, her şeyi
ile mekanik, kalbi, gönlü, sevgisi, sevdası, daha da ötesi yüreği olmayan bir insan.
Ve en vahimi, kendi olmayan , kendi olamayan, kendini arayan ve bulamayan bir insan.
Kalbini koynundan düşürmüş bir insan.
Kalbi olmayan kalpsiz birinden kalbi olan sözler beklenebilir mi? Kalbini nerede nasıl
kaybetmiştir bu adam. Yaka cebinden çıkardığı kağıtlarla birlikte bir gün
dalgınlığa gelip yere mi düşürmüştür. En son birine çiçek takdim ederken, daha
içten olsun diye kalbini çiçeklerin arasına koymuştur da onunla mı gitmiştir.
Çocuklar yok mudur bu adamın hayatında , göz yaşları , ümitler, sevgi ve muhabbet.
Nerede nasıl yok olmuştur... Kimbilir. Mekanik bir adam ağlamayan , sevmeyen, muhabbeti
olmayan , herkesi düşman, her bakışı art niyetli , her gülüşü alacaklı, her
ağıtı dilenmek mi görür bu adam. Bu adam nasıl bir adamdır.
Bu adam aynada ki adam mıdır? Ya da bu adamın adı var mıdır. Hem kalbi olmayan
birinin adı olmuş ne çıkar ki.
Adını, adımlarının altına alıp, adını aşkına adak adayıp, adanmışının
ardından ağlamadan, aşkının ardından attığı adımlarını azaltmadan, aslına
aslanlar gibi koşmalı değil miydi? |
|