Tombul adam, "O mahur beste çalar, Müjgan'la biz
ağlaşırdık!" diye tekrar şarkı söylemeye başladığında, Ahmet emmi, ayağa
kalktı hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. Tek bir kanala ayarlı olan uydu
alıcısının ayarlarıyla oynamaya başladı sinirle. Ne yaptığını bilmez halde
karıştırdı, karıştırdı, karıştırdı! |
|
Küçük
bir öykü bu!..
Ahmed emmi yatsı ezanını duyar duymaz izlemekte olduğu haber programı yarıda
bırakarak, evinin birkaç adım ötesindeki camiide aldı soluğu. Yatsı ve sabah
namazlarının mutlaka cemaatle kılınması gerektiğini rahmetli babasından
öğrenmişti. Namazını itikadından adı gibi emin olduğu imam efendinin arkasında
büyük bir huşu ile kıldı. Çıkışta camiinin bahçesinde alışık olduğu üzere
cemaatten dostlarıyla derin bir sohbete daldı. Zaman su gibi akıp geçmişti. Bir süre
sonra izin isteyip kalktı.
Eve vardığında daima "hanım" diye hitab ettiği eşi açtı kapıyı. Eşine
adıyla hitap ettiği görülmemişti. Uzun zamandır, iki kişiydiler evde. Büyük
güçlüklerle büyüttükleri üç çocuğu da uçup gitmişti çünkü. Büyük
oğulları Mehmet'i, çalışıp didinip para göndererek büyükşehirde okutmuşlardı.
Doktor çıkmış, okuldan biriyle evlenip, yuvasını şehirde kurmayı tercih etmişti.
Ortanca çocukları Züleyha ise, kasabada bir gence tutulmuş, ağabeyinin okulunun
bitmesini beklemeden kaçmış gitmişti. Birkaç yıllık dargınlıktan sonra yürekleri
dayanmamış affetmişlerdi. Küçük çocukları Yusuf ise, dünyaevine gireli çok
olmamıştı. O da kendini büyükşehirin büyüsünden kurtaramamıştı.
Uykusu kaçan Ahmet emmi, biraz daha oturmaya niyet etti. Hanımına seslendi:
"Hanım şu televizyonu aç da bakalım; ne var, ne yok!" Hanımı her zamanki
gibi itaatkârlığıyla yerinden kalkıp, açtı televizyonu. Kasabaları çok engebeli
bir yerde olduğundan, televizyon yayınlarını pek net alamıyorlardı. Net olarak
izlenebilen kanallar ise, onlara göre değildi. Bir keresinde, kendilerini ziyarete gelen
doktor çıkan büyük oğlu Mehmet bu durumu farketmiş, onlara uydu anteninden
bahsetmişti. Yıllar yılı kendisine bakan, okutup bugünlere getiren ailesinin bu
ihtiyacını gidermeliydi. Ertesi gün, yanında bir teknisyenle çıkageldi. Biraz
uğraştan sonra teknisyen işini bitirdi. Sıra kanal ayarına gelmişti. Ahmet emmi
hemen atıldı. Kendisine hitap eden tek bir kanal vardı çünkü; o ayarlanmalıydı. Ve
dediğini yaptırdı. Kendi duygu inanç ve düşüncelerine uygun bulduğu bu kanalı
ayarlattı teknisyene. İlginç bir gelişme oldu. Ahmet emmi, ikinci bir kanal
ayarlanmasını istemiyordu. "Bu kanal bana yeter, başka bir kanal ayarlama
evladım!" dedi kendinden emin bir tavırla.
İşte uydu alıcısındaki tek kanalı açmıştı hanımı, beyinin isteği üzerine.
Ekranda hafif tombul, sakallı, bıyıkları ağzına giren bir adam vardı. Elinde
mikrofon, onun hiç alışık olmadığı tarzda şarkılar söylüyordu. Oysa o ençok
"Ayva çiçek açmış yaz mı gelecek" diye başlayıp, onu geçmiş yıllara
alıp götüren türküyü severdi. Oysa ekrandaki tombul şarkıcı, "Denizlere
bombalar yağardı her gece, biz durmadan sevişirdik" diye sürüp giden bir şarkı
söylemekteydi.
Ahmet emmi, dikkatini iyice televizyona yoğunlaştırdı. Ne olup bittiğini anlamaya
çalıştı. Bu bir açıkhava konseriydi. Oldukça kozmopolit bir izleyici grubu, tombul
sakallı adamın şarkılarını hararetle alkışlıyordu. Çoğu tesettürlü
hanımkızlar, ellerini birbirlerine kenetlemiş, bir sağa bir sola yalpa yapıyordu.
Ahmed emmi, "Hayırdır ihşallah!" diyerek televizyona biraz daha sokuldu.
Elindeki tespihi de daha hızlı çevirmeye başladı, tansiyonu mu yükseliyordu ne? Bir
ara iki genç kız sahneye fırlayıp, tombul adamı büyük bir coşkuyla yanaklarından
öptüler. O an kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Kuvvetlice bir "La havle!"
çekti. Onu izleyen hanımı da beyinin bu durumundan endişelenmişti. Sinirlendiğini
hissettiğinden, konuşmadan öylece onu izlemekle yetindi. Ahmet emmi, diğer zamanlarda
çok iyi biriydi ama, sinirlendiği zaman yanına yaklaşmaya yürek isterdi. Tüm bunlar
olurken, tombul adam şarkısını bitirdi. Kuvvetlice bir alkış aldı. Kameralar
izleyicileri çekmeye başladığında, kalabalığın arasında iki tane otomobilin
bulunduğunu farketti. Acaba gıcır gıcır bu otomobillerin, kalabalığın arasında ne
işi vardı. Burası otomobil satış yeri olamazdı. Öyle olsa bu kadar insanın
otomobil almaya gelmesini nasıl açıklayabilirdi ki!.. Tam bunları düşünüp
kafasını kaşırken, tombul adam konuşmaya başladı. Pür dikkat, acaba ne diyor diye
kulak kabarttı. Tombul, sakallı, bıyıkları ağzına giren adamın konuşmasından
buranın büyük bir otel olduğunu anladı. Ancak adam, şakayla karışık otelden
yakınıyordu.
Örneğin, "Benim bir endişem var, burada alkol yok. Buraya geldiğim zaman
ciğerlerim bayram ediyor. Ama akşam güneşi o kadar güzel ki, insanın şeytana uyası
geliyor!". diyordu. Söz, şeytana uymanın gerekliliğinden açılmışken, tombul
adam bildiği bir fıkraya anlatmaya koyuldu. Fıkrasını "Ara sıra şeytana uymak
lazım!" diye bitirdi. Ahmet emmi, şimdiye kadar gördükleri ve duydukları
arasında en çok bu söze içerlemişti. "Demek arasıra şeytana uymak lazımmış
ha!.." diyordu burnundan soluyarak. Birkaç kez daha kendinden geçmiş bir halde,
"Demek arasıra şeytana uymak lazımmış ha!.." dedi, hanımının şaşkın
bakışları arasında. Tombul adam, "O mahur beste çalar, Müjgan'la biz
ağlaşırdık!" diye tekrar şarkı söylemeye başladığında, Ahmet emmi, ayağa
kalktı hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. Tek bir kanala ayarlı olan uydu
alıcısının ayarlarıyla oynamaya başladı sinirle. Ne yaptığını bilmez halde
karıştırdı, karıştırdı, karıştırdı! Bir kanal bulmuştu. O kanalda da bir
konser vardı. Karışık duygular yaşarken, Kur'an'daki "Nereye bu
gidiş?" ayeti geldi aklına...
Bulduğu kanalda bir kadın, "Küçük bir öykü bu. Herkesin başından
geçen!" diye şarkı söylüyordu. Ne yazık ki, bulduğu kanal ona göre değildi.
Hanımının tedirgin bakışına aldırmadan, hışımla fişini çekti televizyonun.
"Haydi yatalım hanım" dedi; kendini toparlamaya çalışarak. Yattıklarında
Ahmed Emmi'yi uyku tutmamıştı. Bıyıkları ağzına giren tombul adamın söyledikleri
ve "Nereye bu gidiş?" ayeti aklından çıkmıyordu. Bir de şarkı söyleyen
kadın: "Küçük bir öykü bu. Herkesin başından geçen!.."
Melih Bayram DEDE
editor@dergibi.com
Bu yazı Yeni Şafak gazetesinde iki
bölüm halinde yayınlanmıştır.
Ana Sayfa / Müzik / Sinema / Kitap / Tiyatro / Sergi / Fuarlar / MedyaLink
Radyo / TV / Dergibi Arşivi / Arama / Jenerik / Mesajlar / Yarışmalar

|
|

O en çok
"Ayva çiçek
açmış yaz mı gelecek" diye başlayıp, onu geçmiş yıllara alıp götüren
türküyü severdi. Oysa ekrandaki tombul şarkıcı, "Denizlere bombalar yağardı
her gece, biz durmadan sevişirdik" diye sürüp giden bir şarkı söylemekteydi.
|