|
KORAY AYDIN
Yaprakların Dili
Önceleri yeşil ve canlı idiler, şimdi sarı ve soluk… Hazan mevsiminin soluk ve soğuk
bir sarı gününde çocukların koşup oynadığı, sevenlerin el ele tutuşup gezdiği sıradan
bir parkta otururken çarpıverdiler gözüme. Neden fark edemedim daha önce onları?
Kendi kendime sorduğum bu acayip sorunun cevabını ararken dalmışım…
Düşüyorlar… Ağaçları kışın şiddetli soğuğuna karşı çırılçıplak bırakarak
düşüveriyorlar toprağa işte. Terkediş, ayrılık, hüzün… Bahar mevsiminde doğanın
yeniden canlaşının, topyekün bir dirilişin müjdecisi olarak en güzel yeşillerine bürünüp
açılan yapraklar, sonbahar mevsimi gelince yani vakt-i ömürlerini doldurduktan sonra düşüveriyorlar
toprağa. Ait oldukları yere, başladıkları noktaya; yani toprağa vasıl oluyorlar. Öze
dönüş…
İlkbahar ve yaz mevsiminde ağacın koruyucu dallarında geçirdikleri günleri dolu dolu
yaşamış olmanın gönüllerine verdiği ferahlık ve huzurla salıverirler o hafif vücutlarını
toprağa. Yaprak deyip geçtiğimiz, meyvelere ve çiçeklere bakmaktan varlıklarını
farkedemediğimiz ve nedense sadece çöpçüler yerleri süpürürken gözümüze ilişen
yapraklar, aslında tefekkür edince insana çok farklı duygular tattırabiliyor, düşünce
ağacımızın da bir yaprağı oluveriyorlar birdenbire..
Bir düşünsenize ne kadar benzeriz yapraklarla. Topraktan gelen, toprağa gidecek
olan... Ruhu çıktıktan sonra geriye sadece cansız ve soluk bir ceset bırakacak olan
bizler, ne kadar da yere yavaş yavaş, salına salına düşen yaprağı andırıyoruz.
Ceset ve ruh… Aslına bakılırsa şu dünya denilen cangılda ufak bir yaprak hüviyetindeyiz.
Kimimiz meşe, kimimiz söğüt, kimimiz bir çiçek yaprağı belki. Önemli olan nokta
sonunda toprağa karışacak olmamız değil mi? Kaçınılmaz son… Öldürülmeyen ölüm
tüm canlıların yazgısı… Toprakla hemhal, toprakla içiçe… Sonbahar yağmurlarının
çamur haline getirdiği toprağa, yani öze dönüşün sembolü yapraklar.
Önceleri yeşil ve canlı idiler, şimdi sarı ve soluk… Üşümeye başladım, zaten
hava da soğuk. Bu mevsimde oturulmuyormuş bu parkta; çocuklar oynamıyormuş hava soğuk
diye ve sevgililerde eskisi gibi el ele gezemiyorlarmış mevsim sonbahar diye. Yapraklar
da yok artık, o yeşil o canlı yaprakları süpüyor işte çöpçüler.
Terkediş, ayrılık, hüzün… Öze dönüş… Ceset ve ruh… Kaçınılmaz son… Öldürülmeyen
ölüm tüm canlıların yazgısı…Acaba diyorum, acaba? Her an etrafımızda rutin
olarak gelişen hadiselere, bizlere sıradanmış gibi gelen nesnelere farklı bir açıdan
bakmaya çalışsak… Sanki bizlere söyleyecek çok şeyleri var da söyleyemiyorlar ve
sanki onların sırlarla yüklü dillerini çözmemizi bekliyorlar gibi…
Garip bir çöpçünün yanıma yaklaşıp, "2 saattir burdasın abi, hava da karardı
kalk istersen" demeleriyle daldığım bu derin ve geniş alemden uyanıyorum. Aradığım
cevabı bulmuş olmanın gönül huzuruyla evimin yolunu tutuyorum. Dönüp arkama bakıyorum,
çöpçüler hala yaprakları süpürüyorlar.
bu ürün hakkındaki
düşüncelerinizi bizimle paylaşın!.. |
|