|
Sahnenin Arkası: Üzgünlük Şiire emek verenlerden birisi de İbrahim Tenekeci. Tenekeci'nin "Şiirlerimin sahne arkası" dediği günlük notları şu günlerde yayımladığı kitaplarla dikkati çeken Şule Yayınları tarafından neşredildi. Şimdiye kadar ortaya koyduğu eserler, Tenekeci'nin kendine has bir damar yakaladığını gösterirken, modern bir Yunus'un gelmekte olduğunu da haber veriyor. Buna rağmen şair, yaşayan otoritelerden gerekli ilgiyi görmüyor, sesine bir yankı bulamıyor. Günümüzün geçerli kaidesi bu:
Sessizlik. Muhteşem olana karşı da sessizlik, kötü olana karşı da sessizlik. Bir
tür, "Ben kimseyi görmem arkadaş, kendimden başka" tavrı ve o tavrın
ortaya çıkardığı hastalıklı ortam. Bir yere kaydedilmiş notların yayımlanması cesaret isteyen bir iş. Tenekeci bu cesareti kendinde görmüş olacak ki "dokuz" yılını sığdırdığı Üzgünlük'ü yayımladı. Tenekeci bu sayede biryandan cesaretini gösterirken diğer yandan da şiirlerinin sahne arkasını göz önüne sererek, yaşadığı çağa ayna tutuyor. İbrahim'in uğraşında kaygılar eksik
değil. Kaygıların biri ve en önemlisi de nesrin şiirleri gölgeleyeceği,
perdeleyeceği gerçeğidir. İbrahim bunu aşmış görünüyor. Günlüğün yazıcısı şair olunca
yazılanlara şiir bulaşıyor ister istemez. Üzgünlük'te bu kabil satırlara rastlamak
mümkün. Belki de bu şiir olmamış şiirler bir günlük kitabına alınarak onlara
haksızlık edilmiş diye düşünemeden de edemiyoruz: "Bir kadın/Parmağını
beline bastırıp/Çıt diye kırıverdi seni/Orta yerinden. Buna benzer dizelerin yanısıra "Alışveriş" ve "İngiliz Hasta" isimli iki şiir de yer alıyor Üzgünlük'te.. Kitapta şairin trajik hayatından kesitler de buluyoruz. Kitap hastalığı ve avcılığı var İbrahim'in. Alıyor ve satıyor. Çeşitli işlerde çalışıyor. Bir "bekçi"nin oğlu olarak kah gece bekçiliği yapıyor kah marangozluk. Geçim sıkıntısı kitabın bütününde hissettiryor kendini: "Kömür alamadık" (s. 29, 51). Bir günlük için ne söylenebilir? Çok şey
yahut hiçbir şey. En iyisi okumak ve yaşanılmış bir hayatı paylaşarak yeniye ve
güzele doğru olan yürüyüşü sürdürmek. Şiir kitaplarım edebiyat dostları ve
ustalar tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. Tabii bir de şu durum var:
Arkadaşlarımdan birinin hanımı, "Bu şiirlerin hepsini iki saatte yazarım"
demiş. Yazar mı yazar. Aslında çok iyi görüyorlar. Fakat genç
sanatçının yapısından kaynaklanan bir sorun var. Mesela ilk günlerimde yanımda olan
birçok genç sanatçı, sonradan birden bire çarkedip beni hedef almaya, aleyhimde
konuşmaya başladılar. Tabii onları çok iyi anlıyorum. Herkes birinci olmak istiyor.
Bizde eleştiri yok maalesef. Söz var yazı yok. Suskunluk var, cesaret yok. Günlük tutmaya başlarken Andre Gide'in
kırk yıllık günlük tutma rekorunu kırmayı düşünüyordum. Fakat hastalanınca,
kırk yıla gözüm kesmedi. İnsanlar niçin günlük diye soruyorlar sizin gibi. Galiba,
insanın kendinden bahsetmesi hoşuna gidiyor.. Evet. Bu gelenekle ilgili bir durum.
Günlükler genellikle öldükten sonra yayınlanıyor. Fakat ben sabırlı bir insan
değilim. Eğer bir şeyi göreceksem bunu hayattayken görmek isterim. Peki cesur muyum?
Hem evet, hem hayır. Hayır... Ben birçok insanın aksine, şiirin
nesirle büyüdüğüne inanıyorum. İsmet Özel, Sezai Karakoç, Eliot gibi sanatçılar
bunun en büyük örneği. Bunu hiç düşünmemiştim ama şunu
söyleyebilirim: En azından hayvana benzemiyor. İkisinde de insani bir yan var. Sir şair olduğuma göre, üslubumun akıcı
ve orijinal olması gerekiyor. Ayrıca 'sözü yormak' gibi bir lüksü şimdilik kendime
uygun görmüyorum. Yazacağım şeyler kısa ve öz olmalı. Üsluba gelince: O oluşuyor
zamanla. Bu konuya girmesek... Sana bir çay
söyleyeyim istersen!.. Valla ne diyeceğimi bilmiyorum. 'Hayal
Sevgili' diye bir cümle kursam, inandırıcı olur mu? Sakin bir hayat yaşadığım söylenemez.
Benimle yapılan son söyleşinin başlığı yanılmıyorsam şöyleydi: "İbrahim
Tenekeci; rahatı kaçmış bir şair." İsmet Özel'in deyimiyle, bu dünyayı evim
saymıyor ve evi sayanların suçuna katılmıyorum. Kendimi merdiven boşluğuna
düşmüş bir kedi yavrusu gibi hissediyorum. Galiba bütün sorun bu. Hayvanlara olan
sevgim ise aileden gelme... Bu dünyada kolay olan bir şey yok. Uyumak
için bile çaba sarfediyorsun. İşin doğrusu gazetede ekmek parası için
çalışıyorum. Şiire gelince, şiir benim dünyamın başkadını. Onu ihmal edersem
huzurum kalmaz! Bu örnekten pek hoşlanmıyorum. İnsanlar herşeyin altında bir şey arıyorlar. Şimdi benim yeni bir çocuğum olsa, bir kitap daha mı yazmam gerekecek? Çocuklarımı seviyorum. Kitaplarımı da. Madem sordun cevap vereyim; sırada Güzellik Uykusu var!.. |
1970 Taşköprü doğumlu. İki
aylıkken ailesiyle birlikte İstanbul Kağıthane'ye yerleşti. Burada okudu. Değişik
işlerde çalıştı. Şiir ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı. Halin Milli
Gazete'de köşe yazarlığı yapan Tenekeci'nin yayımlanan kitapları şunlar: Üç
Köpük (şiir, Dergah Yayınları), Peltek Vaiz (şiir, Şule Yayınları), Üzgünlük
(günülük, Şule Yayınları). |
|
© 1999 - 2000 All
Rights Reserved Dergibi / Melih Bayram Dede |