|
HAMDİ ÖZYURT
Bir Rüyanın Ardından
O zamanlar gençtim, dile kolay gencecik. Mezar kazar gibi şiir yazmak değil; şiir yaşamaktı
benim işim, roman yaşamak. Akan zamanın ardından yontu gibi bakakalmak değil, zamanı
aşk tadında içmekti benim işim.
Bir aralar kumral bir kız dadanmıştı rüyalarıma. Saçlarını yüzünden kaldırıp
başının üstünden gerilere atıyordu her gece. "İzmir'de buluşalım, sahilde
dolaşalım" gibisinden bir şeyler söylüyordu hep, kanıma giriyordu.
Bir ay zor sabrettiğim dikey perdecideki işimden ilk ve son maaşımı alıp ayrıldıktan
sonra, poğaçalara ağzıyla su püskürten pastacı çocuğu dövdüm. Artık evden kaçmak
için gerekçem vardı. Tabii ki İzmir'e gidecektim. Ama kimim kimsem yoktu İzmir'de.
Olsundu.
Yaz sonlarıydı. Yol boyunca anızlar yakılıyordu, ormanlar yanıyordu, taşıtlar çarpışıyordu.
O taşıtların yaptığı mı kazaydı, yoksa o taşıtlara binmek mi? Aklımın ipleri
bir hayalin elinde, tepiyorduk cinnetsever yolları.
Kültablasını fıstık kabuylarıyla doldurduğum önümdeki koltuğa başımı dayayıp
uyumaya çalışıyordum. Pişman uyanıyordum sarsıntılarla. Kaçmasa mıydım? Eve
gece gitseydim. Suçlu da olsam ben uyurken acırdı babam. Gizlice girseydim yatağıma,
sıcacık yatağıma. Otobüsün üstündeki havalandırma kapaklarından içeriye rüzgar
doluyordu, üşüyordum. Pastacı çocuğun kanlı burnunu görüyordum karanlığı
delerek ilerleyen otobüsün camında.
Sanırım Hatay semtiydi otobüsten indiğim yer. Karşımda kumral kız değil, iki
polis:
"İzmir'e niçin geldin?"
"Çalışmaya."
"İstanbul'da iş yok mu?"
"Yok."
Saf olduğum görüşünde birleşen polisler, beni Basmane'de ucuz bir otele yerleştirdiler.
Sıcaktan ve sinekten uyuyamadığımdan rüyama da gelmedi sevgilim.
Ertesi gün bomboş dolaşıp durdum İzmir'i: Karşıyaka, Konak; çarşılar, sokaklar,
meydanlar… Sıcak, ateşten diliyle asfaltı, duvarları, balkon güllerini yalayan bir
ejderhaydı sanki. Bir çırak, serinletmek için dükkanının önünü suluyordu
elindeki tenekeyle. Su yere değmeden buharlaşıyordu. Deniz mi yanıyordu, ateşim mi
vardı, kanım mı kaynıyordu; bilemiyordum.
Gelmişken o malûm yeri de görmek istiyordum fakat utanıyor, kimselere soramıyordum. Sürekli
susuyordum. Susadıkça galon galon ayran dikiyordum kafaya. Diktikçe param azalıyordu.
Param azaldıkça annemi özlüyordum. Annemi özledikçe içim yanıyordu. İçim yandıkça
ayran dikiyordum kafaya… Bu kısır döngü ekonomim dibe vuruncaya kadar devam etti.
Onu bulamamıştım. Ona ihanet bile edememiştim. Üstelik çamaşırlarım da kirlenmişti.
İstasyondan eve bir telefon açtım mahcup. Ablam:
"Durma gel, annem çok üzgün" diyordu.
Dönüşüm trenle, üçüncü mevkide oruç tutarak geçti. O günden sonra düş
sevgilim hiç girmedi rüyalarıma. Bir girse, ona söyleyecek bir çift sözüm vardı
elbet!
bu ürün hakkındaki
düşüncelerinizi bizimle paylaşın!..
 |
|