Ana Sayfa

Editörden

Hakkımızda

Mesaj Formu

Arşiv

 

FEYZA EROĞUL

KALEM DÜŞLERİ

"Bu size yazdığım..."

"Bu size yazdığım ikinci mektuptu aslında" diye başlıyor, köyünün tek okumuş adamı olan ve memuriyeti nedeniyle İstanbul'a atanan, sabahtan akşama kadar içinde hapsolduğu ofisi ve çalışma masasında, ellerini sarartan tütünüyle düşlerini erteleyen dedemin, anneanneme yazdığı mektup.

***

Ben o mektubu dedemin ölümünden onbeş yıl sonra, anneannemin ölümünden üç gün önce buldum. Teyzelerime "Anneannem çok hasta" haberini ulaştırmak için bindiğim körüklü otobüsün eski koltuklarından birine oturup defalarca okudum. Ve o zaman anladım, dedem ile sadece fiziksel benzerliklerimizin (küçük burun, heyecanlanınca kızaran yüz, kekeleyerek dökülen sözcükler gibi) olmadığını.

***

Suskundu dedem Rıza Bey. Konuşacak olsa, dudaklarından "Fatma Hanım" dökülüverecek sanırdı. Çalışkandı. Biraz durup Fatma Hanım'ı düşünecek olsa, kendini toparlayıp işlerine devam edemeyeceğinden korkardı. Korkardı dedem; Fatma Hanım'ı incitmekten...

***

Günleri her dakika dolup boşalan masasındaki evrakları düzenlemekle geçerdi. Bir de Fatma Hanım'ın evinin önünden...

***

Beyaz tülbendinin arasından gülümseyen pembe yüzünü ışıtarak anlatmıştı anneannem:

"- Beni sevdiğini gelişinden bilirdim. Babam bilmezdi. Yine bir gün onun mesaisi bittiği dakika, masa örtüsünü silkelemek bahanesiyle pencereye çıkmıştım. Ta uzaktan beni görünce içini heyecan kaplamıştı, belliydi. Babam çıkıverdi karşısına, 'Neyin var bugünlerde senin, aşka mı düştün yoksa?' deyiverince çözüldü ayaklarının bağı, anladım. Sesi bana kadar geliyordu; 'Estağfirullah Efendim' diyen titrek sesi..."

***

Anneannem bunları anlattığında daha küçüktüm. Aşkı, bir kadınla bir erkeğin aynı evde mutlu mutlu yaşaması bilirdim.

***

"Hazır değildim" diyordu dedem "Bu size yazdığım ikinci mektuptu aslında" diye başladığı satırlarında.
Peki ya ne olmuştur da, ilki gelmemiştir? Tütün sararken yakılan kibrit mi değmiştir defalarca üzerine düşen tozları dahi özenle silkilen mektuba? Demli çayın buğusu mu dokunmuştur? Göz mü değmiştir? Besmelesiz mi başlanmıştır satırlarına? Ne olmuştur da geçmemiştir eline ilki Fatma Hanım'ın? Tashih mi vardır harflerinde, mürekkep mi akmıştır, el titreyince yazılar düzensiz mi olmuştur, "Fatma Hanım" yazacak yerde "Sevdiğim" mi denilivermiştir yoksa?
Neden anneannem Fatma Hanım'ın ellerinde o "ilk mektup" yoktur? Nerdedir o ilk satırlar, kimdedir?

***

"Günlerce cebimde taşıdım size yazdığım ilk mektubu. Lakin ne size vermeye hazırdı yüreğim, ne de muhtemel reddinize..."

Seven ve söyleyemeyen adamlardandı dedem Rıza Bey:

"Ve inanın ki; titrek ellerle yazdığım o mektubu, yine titreyerek yırttım/yırtmalıydım, hiçbir satırı size layık değildi diye"

***

"Bu size yazdığım ikinci mektuptu aslında" diye başlayan mektuplarda bir telaş vardır, belki bilmezsin. Eline alıp, zarfından mektup kağıdını çıkarana kadar "Merhaba" ile başlayacak satırları okuyacağını sanırsın; ama bir itirafla başlıyordur, şaşırırsın...

"Bu size yazdığım ikinci mektup.." hitabıyla başlayan satırlar bir öncekinin merakını getirir çünkü;

"- İlki nerede peki?" merakını.

Anlatmazsa da öğrenemezsin.
"Lakin ne size vermeye hazırdı yüreğim, ne de muhtemel reddinize..." diyorsa anlarsın ancak.

Sonra hakemlik düşer payına; itirafın mahiyetini tartarak karar verme hakemliği.

"Bu şiir benim değildi" diyen sözde şaire; korkarak, "Musluğu ben açık bırakmıştım anne" diyen çocuğa nasıl cezalar veriliyorsa, öyle bir ceza uygulamak gerekir.
İtirafla başlayan bu mektubu, gözlerinden süzülen damlalarla okumuştu anneannem Fatma Hanım (dedem o damlalara 'inci' derdi)...

***

Neden durup Rıza Bey ile Fatma Hanım arasında yazılıp/okunan bu mektubu anlattığımı soruyorsun.
Bu sana yazdığım dördüncü mektuptu, bilmezsin.
Zira ne sana itirafa hazır yüreğim, ne de muhtemel kayıtsızlığına...

23 Nisan '98 / Salı


bu ürün hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!..